Bahar geldi mi her zaman bana Medoş lalelerini hatırlatıyor. O nedenle dünya savaşlarından, insan egolarından ve çıkar kavgalarından bir nebze olsun uzaklaşmak ve okurlarıma nostalji günlerimizi hatırlatmak istedim, bugünkü yazımda.
Dünyadaki teknoloji ve şehirleşme arttıkça, hep çocukluk ve gençlik günlerimizdeki güzelliklerle doğallıkları geliyor aklıma.
Henüz toplumsal çatışmalar başlamadan, İkinci Dünya Savaşı’nın yeni bittiği yokluk zamanlarında Kıbrıs halkı, Türk ve Rum, aynı şeyleri yaşamışız. Sadece toplumsal yaşam ötesinde doğal yaşantıdan bazı esindiler giriyor her iki halkın hayatına. Mesela o yokluk yıllarını, İkinci Dünya Savaşı’nı yaşayan insanlar şöyle derler:
“Savaşlar başladı mı, insan hayatı da yozlaşıyor ve acılarla geçmiş fırlatılıp bir kenara atılıyor. Hitler, çılgın adam çıkardığı savaşla insanları mahvetti ve doğal hayatı da özletti. O günlerde İngiliz, bütün fırınlara talimat vermişti, ekmeğe üzüm katmaları ve insanların beslenmeleri için. Nerede o doğallık ve Medoş laleleri ve orkideler?”
Baharın getirdiği nostaljik hareket ve aktiviteler halkı mutlu kılıyor. Kanser Araştırma Vakfı (KAV) ile CENGO-V Vakfı işbirliğinde Lefke’de yapılan 23’ncü Orkide Yürüyüşü işte o nostaljik günlerin esintisidir.
Eski zamanlarda pek hatırlamıyoruz, orkideleri. Veya hatırlanıyordu da biz farkında değildik.
Yaşımın beş-altı civarında olduğu bir bahar mevsiminde ailece bir Pazar günü Medoş lalesi toplamaya gitmiştik. Ablalarım ve ağabeyim heyecandan yerlerinde duramıyorlardı. O bahar, rahmetlik babamın son bahar mevsimiydi. O yılın sonunda onu kaybetmiştik. Hala o gün berrak bir güneş gibi hala beynimde bir çivi gibi duruyor. Annemin harıl harıl mutfakta piknik için börek ve köfteleri ile dolmalarını yapıp bir sepete yerleştirmesi, piknik örtüsü, deli Hüseyin’in fırınından aldığımız ekmek hep heyecanlarımızın malzemeleriydi.
Güney’in en ünlü Manastırı Cikko’ya ulaşmak için, çok uzun bir yol katetmemiz lazımdı. Pikniğimizi Cikko Manastırı’nın lalelerle dolu zeytin ağaçlarının altında yapmıştık. O Pazar sabahında babam Girne Kapısı’ndan bir payton kiralayarak oraya gitmiştik. Tarlalar tümden Türk-Rum piknikçilerle doluydu. Bir de Medoş laleleri…
Uzaktan buzukiden yayılan Rumca şarkılar gelirdi kulaklarımıza. Hemen paytondan inmiştik ki, ablalarımla ağabeyim soluğu medoş lalelerinde almışlardı. Sırf bize kolaylık olması için babam piknik malzemelerimizi manastırın çeşmesinin yanına hazırlatmıştı rahmetlik anneme. Bir süre sonra manastırdan bir keşiş bize nohutlu ekmek getirmişti.
Cikko Manastırı, papaz yetiştiren bir manastırdı. Manastırın önünde upuzun çamlı bir yol vardı. Keşişler kümeler halinde o uzun yolda yürüyüş yaparlardı. Hatta çamların altında yeni yapılan irili ufaklı hamur tekneleri vardı. Çok güzel ve anılarımda kalan bir gündü.
Herkes gibi ben de AB pasaportu çıkarmak için Rumların Pasaport Dairesine girmiştim, taksici bir arkadaşımla, yıllar sonra. Dönüşte kendisinden bir ricada bulunmuştum beni manastırın önünden geçirmesi için. Nitekim manastırın önünden geçince nedense o gün deste deste topladığımız Medoş Laleleri gelmişti aklıma. İşte o an anlamıştım, doğal güzelliklerin ve medoş lalelerinin kentleşmenin yanında hiçbir değerinin kalmadığını. Her taraf apartmanlarla dolmuştu.
Cikko Manastırı ile bir başka anımsa, 1963 olaylarında EOKA’cıların Kumsal baskınından toplayıp manastıra tıktıkları Türk esirler…
Şimdilerde bize Yorgoz ve Avtepe’de medoş laleleri korunmaya alındı. Bu güzel bir şey esasında. Bir de mevsimin mis kokulu nergisleri korumaya alınsa… Maalesef onlar da tükeniyor. Bütün nergis soğanları, kıyım kıyım kıyılıyor, tarla süren çiftçiler tarafından.
Monarga Boğazı’nın biraz ötesinde bir siteden bir yazlık almıştık, denize sıfır. Yazın güneş doğarken sahilde ve site çevresinde uzun yürüyüş yaptıktan sonra çarşaf gibi uyuyan denize dalardık. O uzun yürüyüşte, etrafa güzel kokular saçan orkide tarlalarının varlığına tanık olmuştuk. Lakin yıllar içinde ne tarlalar, ne de orkide kokan sahil kalmıştır. Her taraf binalarla kaplanmıştır.
Eee. Hayat böyle. Siz istediğiniz kadar nostalji yaşamaya devam ediniz, insanoğlu dünyayı tahrip etmeye devam ediyor.
Kısacası medoş laleleri ve orkideler için yapılan uzun yürüyüşler de son bulacak. Neylersiniz, hayat böyle. En azından bu güzellikleri korumaya azimli bir kısım insanlarımız var hala.
Yani baharın güzellikleri orkide ve Medoş laleleri…