Kuzey Kıbrıs’ın Varlığına Karşı Sanata, Spora ve Enerjiye Yönelik Değişmeyen Engelleme Çabası

Abone Ol

Kıbrıs’ta son günlerde yaşanan gelişmeler, Güney yönetiminin ve aşırı sağ odakların sürdürdüğü izolasyoncu politikanın ulaştığı boyutları net biçimde ortaya koymaktadır. Bir yanda Türkiye ile KKTC arasında hayata geçirilmesi planlanan stratejik doğalgaz boru hattı projesi, diğer yanda gençleri ve çocukları kapsayan kültür-sanat ile spor etkinliklerinin engellenmesi yönündeki girişimler... Biri Doğu Akdeniz’deki enerji arz güvenliğini ve bölgesel kalkınmayı hedefe koyarken, diğeri toplumun uluslararası alanla kurduğu sivil temas kanallarını sınırlandırmayı amaçlamaktadır. Farklı alanlarda ortaya çıkan bu refleksler, temelde Kıbrıs Türk varlığını uluslararası alanda görünmez kılma stratejisinin birer parçasıdır.

Geçtiğimiz günlerde Rum basınının, özellikle Χαραυγή (Haravgi) gazetesinin gündeme taşıdığı gelişmeler meselenin diplomatik boyutunu somutlaştırmıştır. Türkiye ile KKTC arasındaki doğalgaz projesine yönelik itirazlar, Güney Kıbrıs yönetimi tarafından Birleşmiş Milletler zeminine taşınmıştır.

Tablonun diğer boyutunda ise doğrudan sivil ve toplumsal alanı hedef alan kısıtlayıcı adımlar yer almaktadır. Girne’de planlanan EXIT (Nexus) Festivali’ne yönelik engellemelerin ardından, Güney’deki aşırı sağcı ELAM partisinin ve karar alıcıların gündemine Lefkoşa’daki Zamna Müzik Festivali ile dünyaca ünlü Barcelona Futbol Akademisi girmiştir.

FC Barcelona’nın bu etkinliği “Lefkoşa Kampı” adıyla duyurup konum ve adres bilgisinde açıkça “Kuzey Kıbrıs” (Northern Cyprus) ifadesine yer vermesi, Rum tarafında büyük bir tepkiye yol açtı. 6-18 yaş grubuna yönelik düzenlenecek gelişim kampı için İspanya Hükümeti ve Rum Dışişleri nezdinde girişimlerde bulunulmuş, süreç Kıbrıs Rum Futbol Federasyonu aracılığıyla UEFA düzeyine taşınmıştır.

Asıl odaklanılması gereken nokta, Avrupa Birliği ve Batılı kurumların Doğu Akdeniz’deki yeni dengeleri gerçekçi bir gözle değerlendirmesidir. Rum tarafının somut bir temeli olmayan şikayetlerine takılıp kalmak yerine, Avrupa ülkeleri kendi çıkarlarını düşünmelidir. Hem enerji güvenliğini sağlamak hem de bölgede kalıcı istikrarı korumak için Türkiye ve KKTC ile somut iş birliklerini artırmak stratejik bir zorunluluktur. Kıbrıs Türk toplumunun kültürde, sporda ve sosyal yaşamda dünyayla bağ kurmasını desteklemek, sadece temel değerlerin bir gereği değil, Doğu Akdeniz’de kalıcı barışın da anahtarıdır.

Tarihsel ve bölgesel dinamikler göstermektedir ki; enerji hatlarının gerektirdiği ekonomik rasyonalite BM’ye iletilen şikayet mekanizmalarıyla engellenemeyeceği gibi, sivil toplumun ve gençlerin uluslararası temasları da ambargolarla sürdürülebilir şekilde sınırlandırılamaz. Adada ve Doğu Akdeniz’de kalıcı dengenin tesis edilmesi; sahadaki fiili gerçekliklerin tanınmasından, iki tarafın meşru haklarının gözetilmesinden ve karşılıklı kazan-kazan ilkelerine dayalı bölgesel iş birliklerinin derinleştirilmesinden geçmektedir.