40 günlük bebek…
İnsan kucağına alırken dahi zarar vermemek için olağanüstü hassaslaşıyor.
Ama Rumlar Kıbrıs’ta 40 günlük bebeği de katledip, bilinmeyen bir çukura attı.
18 Eylül (2026) Cuma günü Gazimağusa yakınlarındaki Atlılar köyünde, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın da katıldığı, acı ve hüzün dolu bir tören yapıldı.
Bir “yarım kalan veda…” tamamlanıyordu.
Bu, 52 yıl sonra yapılabilen acı bir vedaydı.
KKTC Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Gürsel Benan, “52 yılın ardından, yarım kalan vedamızı tamamlamak için buradayız” diyordu.
52 yıl önce orada ne mi olmuştu!?
Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama hedefindeki (Enosis) Rum terör örgütü EOKA, 14 Ağustos 1974’te, yani, Mehmetçiğin Rumların Kıbrıs Türklerine yönelik insanlık dışı katliamlarına son vermek için 14 Ağustos 1974’te ikinci Kıbrıs Barış Harekatı’na başladığı gün, Muratağa, Atlılar, Sandallar köylerinde katliam; etnik soykırım yapmıştı.
Bir anda ortadan kaybolan insanların akibeti, aylar sonra tesadüfen ortaya çıkmıştı;
EOKA teröristleri tarafından vahşice öldürülen Kıbrıs Türkleri, acımasızca katliam çukurlarına gömülmüştü. Bazı toplu mezarlara tesadüfen o vakitler ulaşılabilmiş, bazı şehitlerimize ise ancak 52 yıl sonra ulaşılabildi, hala kayıplar var.
Kıbrıs’ta kayıpların akıbetini araştıran Kayıp Şahıslar Komitesi (KŞK) tarafından kalıntıları bulunduktan sonra kimlik tespitleri tamamlanan 15 Kıbrıslı Türk şehit, 18 Eylül’de Atlılar Şehitliği’nde düzenlenen devlet töreniyle toprağa verildi.
O 15 şehidin en küçüğü 40 günlük, en büyüğü 56 yaşındaydı. Şehitlerin arasında 16 Aylık, 2-3-4-10-12 yaşlarında çocuk da vardı.
Bu, Rumların, Kıbrıs’ta Türklere acımasızca yaptığı katliamlardan sadece birisiydi. Geçitkale, Ayvasıl, Muratağa, Atlılar, Sandallar, Taşkent ve daha birçok köyde katliamlar yaşandı.
İki Yüz Yıl Önceki Vahşet: Tripoliçe
Kıbrıs’ı kana bulayan Rum-Yunan ikilisinin vahşeti, elbette Kıbrıs’la sınırlı değil, iki yüz yıl öncesinde Tropliçe’de ve Mora’da da insanlık tarihinin yüz karası vahşeti yaşattılar.
Bugün güncel olarak yaşadığımız, İsrail’in Gazze ve Filistin’de yaptığı soykırımı gözünüzün önüne getirim; daha beteri.
Tripoliçe’de, 23 Eylül 1821’de Rumların isyanı etnik temizlik boyutuna ulaşmış ve 40 bine yakın Türk, kadın-çocuk ayrımı yapılmadan üç gün boyunca vahşice öldürülmüştü. Batılı tarihçiler, Justin McCarthy, William St. Clair bu vahşi kıyımı yayınlarında ayrıntılarıyla aktarıyor. İngiliz tarihçi Walter Alison Philips de Tripoliçe katliamı hakkında şöyle yazıyor:
“Üç gün boyunca şehrin sakinleri, bir vahşi çetenin kötülüğüne ve keyfine bırakıldı. Yaş ve cinsiyet ayrımı yapılmadı. Kadınlar ve çocuklar, öldürülmeden önce işkencelere tabî tutuldu. Katliam o kadar büyüktü ki, (isyancıların lideri) Kolokotronis, ‘kapıdan hisara kadar atının ayaklarının yere hiç dokunmadığını’ söyledi. Şehirdeki Yunan ‘zaferinden’ sonra yol kenarları cesetler ile doldu. Kadınların ve çocukların bulunduğu Müslüman kitleleri, yakınlardaki dağlarda sığır gibi doğrandı.”
İngiliz tarihçinin bu ifadeleri Tripoliçe’deki vahşetin boyutunu yansıtıyor; “kadınlar ve çocuklar, öldürülmeden önce işkencelere tabî tutuldu.”
Dikkatinizi çekti mi; yaş ve cinsiyet ayrımı yapılmadan, kadın ve çocuklar…
Yazının en başında belirttiğim; 40 günlük, 6 aylık, 3-4 yaşında bebekler… Yok farkları; 1821’de Mora’da, Tripoliçe’de, devam eden yıllarda Girit’te, 1963-1967-1974’te Kıbrıs’ta.
Aynı Hedef, Aynı Yöntem
Rum-Yunan zihniyetinin Tripoliçe’de 205 yıl önceki acımasız yüzü, yüzyıllar geçse de her daim süreklilik gösteriyor. Tripoliçe’de yaşanan etnik kıyımın, Girit’te ve Kıbrıs’ta da aynı hedef ve yöntemlerle tekrarlandığını görüyoruz.
Rumların, 1955’te kurduğu EOKA terör örgütü, Enosis hedefiyle Kıbrıs Türklerini yok etmeye girişti; farklı tarihlerde Ayvasıl, Muratağa, Atlılar, Sandallar, Taşkent, Geçitkale ve daha birçok köyde Kıbrıs Türklerine yönelik sistemli etnik katliamlar yaptı. Bu insanlık suçlarına karşı, katliamı yapanlar arasında olan Rumların itiraflarına rağmen bugüne dek hesap sorulmadı.
Rumların Akritas Planı ve bu soykırım planını uygulamak için kurulan terör örgütü EOKA’nın eylemleri, Kıbrıs Türklerini yok etmeyi hedefliyordu. Ama Türkiye’yi hesaba katmamışlardı. Anavatan Türkiye, garantörlük hakkının kendine verdiği yetkiyi kullanarak, 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile Kıbrıs Türklerini mutlak yok olmaktan kurtardı ve geleceğini teminat altına aldı.
Ellerine Fırsat Geçse…
Şu bir gerçek ki, Rumların eline fırsat geçse, yine aynısını yapmaktan çekinmezler.
Bunca silahlanma, stratejik ortaklıklar, askeri ittifaklar ve soykırımcı İsrail ile kol kola güç birliği uğraşları ne için ola ki!
Farkında mısınız; Rumlar ısrarlara, “sıfır asker sıfır garanti” diyor…
Neden!?
Kısa bir hatırlatma yapayım. Gazeteci olarak takip etmiştim; Kıbrıs’ta Ağustos 1996’da Rum motosikletliler Gazimağusa yakınlarında bulunan Derinya’da sınır delme girişiminde bulunmuştu. O dönem KKTC Cumhurbaşkanı Ruf Denktaş, basına, “Türk askeri buradayken bunu yapanların, Türk askeri yokken neler yapabileceğini düşünemiyorum!..” demişti. Neden “sıfır asker, sıfır garanti” ısrarı, gerisini siz düşünün.
Yine, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Nikos Hristodulidis’in, Kıbrıs Türklerinin katili, terör örgütü EOKA’yı “şerefli kahramanlar” olarak tanımlayıp, sıkça, Rum çocuklarına bu zihniyeti aktarma çağrısı yapması da Tripoliçe’deki zihniyetin değişmediğinin başka bir göstergesi.
Aynı aktörler, aynı söylemler ve aynı hedeflerle yoluna devam ediyor.
Daha da ötesi, Rum yönetimi; ABD, Fransa ve İsrail vb ülkelerle kurulan askeri işbirlikleri, yeni üsler ve gelişmiş silah sistemleri teminiyle bu karanlık zihniyetini yeniden şekillendiriyor.
1 Ekim Yalanı
Rumlar 1 Ekim’i sözde “bağımsızlık yıldönümü” olarak kutluyorlar, her zaman yaptıkları gibi tarihi gerçekleri saptırıyorlar. Kutladıkları 1 Ekim bağımsızlık gününü, 16 Ağustos 1960’ta Türk-Rum ortaklığında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş günü olarak kutluyorlar. 16 Ağustos nere, 1 Ekim nere… Kaldı ki, şimdiki “Kıbrıs cumhuriyeti” de 1960’ta kurulan ortak devlet değil.
Rumlar, her yıl 1 Ekim törenlerinde ellerinde silah sistemlerini sergilemeye gayret eder, “gövde gösterisi” yapar. Rum basının erken duyuru yaptı; 1 Ekim’de, soykırımcı İsrail’den satın aldıkları “Barak MX” hava savunma sistemin ilk kez halka gösterileceği paylaşıldı. Haberlere, Mısır Silahlı Kuvvetleri’nden bir askeri takımın da ilk kez resmi geçitte yer alacağı bilgisi de eklendi.
Ne, nedir diye şöyle basitçe bir düşündüğünüzde; karşınızda katliamları öven, EOKA katil sürüsünü “kahraman” gören, Kıbrıs Türklerini her anlamda yok sayan, “sıfır asker, sıfır garanti” diye ısrar eden bir anlayış var. Türkiye ve KKTC’nin ortak tezi ise egemen eşit iki devletin kabulü ve Kıbrıs Türk halkının eşit uluslararası statüsünün tescili…
Yani Tripoliçe zihniyetine karşı egemen devlet.
Eğer, hafızanın içi boşalırsa hiçbir yerde sağlıklı ve güçlü bir gelecek inşa edilemez. O sebeple Tripoliçe’den Kıbrıs’a katliamları, kimin neden yaptığını unutma, unutturma!
Sözün özü; tarihini bilirsen, geleceğini korursun!
*Kıbrıs’ta yayımlanan Halkın Sesi gazetesi, 17 Kasım 1967 tarihli sayısında, Grivas liderliğindeki Rum ve Yunan askerlerinin ağır silahlarla Geçitkale ve Boğaziçi köylerinde Kıbrıs Türklerine yaptığı katliamın boyutunu aktarıyor.