Kader bu ya!

Abone Ol

Daha düne kadar vah zavallı Gazze, vah zavallı Filistinliler filan diye dünya şu an orayı unuttu bile, başka tarafa bakıyor…

Aşağıda da bahsedeceğim üst aklın oyunları işte böyle bir şey…

1980lerden beri kendi halkından değil binlerce, yüzbinlerce, hatta bölgesel savaşlarda milyonlarca insanın katlinden doğrudan sorumlu olan, son birkaç ayda kendi halkından ahlaksızlıkta, din sömürüsünde, diktatörlükte tavan yapmış, kendilerini Tanrı seviyesinde gören molla rejimine karşı en az 15 bin kişiyi katlettiren, onbinlerce vatandaşını sadece idam etmekle yetinmeyip, işkencelerle katlettiren, kız çocuklarının, kadınların saçının teli göründü diye başını ezdiren, döve döve öldüren, kendini çakma tanrı ilan eden, doğu Akdeniz coğrafyasında Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Atatürk'ün en büyük düşmanlarından biri olan, Gaffar Okan'ı ve Türk polislerini kurşuna dizen, insanları domuz bağlarıyla bağlayıp, işkencelerle katleden katiller sürüsünü eğitip donatan, Türkiye'nin Cumhuriyet rejimini tehdit olarak görüp, yıkmak ve dönüştürmek için elinden gelen her türlü kötülüğü yapan, milyonlarca Afganı otobüslerle Türkiye sınırına getirip, Türkiye'nin içine salan, Ermeniler Azerileri katlederken onlara en büyük desteği veren, Kıbrıs konusunda aslanlar gibi Rumları destekleyen, Türkiye-Yunanistan çekişmesinde kaplanlar gibi Yunanistan’ı destekleyen, 1980lerden beridir bir tek kez bile hiçbir meselede Türklerin ve Türkiye’nin yanında durmayan, İran halkının doğal kaynaklardan, petrolden gelen trilyonlarca dolarını kendi cebine cukkalayan çetenin, yani molla çetesinin başı “kendi yaratıcılarıyla” fena halde dertte…

Elebaşı, insanlık tarihinin gelmiş geçmiş en büyük kötülüklerinden biri olan çarıklı molla ve çetesinin önde gelenleri, emperyalizmin kullanışlı aparatı, kendini iki dudak arasında o iktidara getirenler tarafından bir çırpıda yok edildi...

Çünkü son kullanım tarihi artık gelmişti.

Mahsa Amini, Armita Gerevand, Nika Shakarami, ve daha niceleri…

Gencecik çocuklardı, kız çocuklarıydılar, kendilerine karşı gelen, kafalarına uymayan herkesi “Allah’a karşı gelmek” suçlamasıyla katleden molla rejiminin katilleri tarafından acımasızca işkenceden geçirildiler ve katledildiler.

Katillerin elebaşları kendi yaratıcılarının füzeleri, bombaları altında parçalandılar…

Bir laf vardır, parayla değil, sırayla...

İran halkı emperyalizmin en önemli aparatı siyasal islamın elinden tamamen kurtulmadıkça ne yazık ki özgürlüğüne, demokrasiye kavuşamayacak...

Ancak özgürlüğe, demokrasiye, insan haklarına susamış İran halkını başka bir dert bekliyor; bu özgürlük ve bildiğimiz anlamda demokrasi İran’a gelse bile, emperyalizmin ağa babaları tarafından bir oldu-bittiyle getirildiği için gerçek değil, tamamen yapay, tamamen o özgürlüğü getirene bağımlı bir özgürlük ve demokrasi türü olacak...

Bu vakitten sonra İran rejimi ve siyaseti baştan aşağı değişmedikçe, İsrail ve Amerika’nın istediği şekle girmedikçe, bu ikili hiç durmadan vuracak, İran’ı döve döve hizaya sokacaklar, sonunda da “işte sizi gelmiş geçmiş en büyük kötülükten kurtardık” deyip, kendi kafalarına göre bir demokrasi, bir özgürlük düzeni kuracaklar...

Şimdi İran halkının karşısında iki seçenek var; birincisi, İran’ı ve kadim İran halkını din sömürüsü altında mahveden, kendilerini çakma tanrılar ilan eden ve kendilerine karşı gelen herkesi Allah’a karşı geldiler diye acımasızca katleden, ülkenin bütün maddi kaynaklarını cukkalayan, halk sefalet içinde sürüm sürüm sürünürken kendileri bir elleri yağda, bir elleri balda yaşayan, kendilerine dünyevi zevklerin ve keyfin envai türünü sağlarken halkına (erkeklerine) bol hurili cennet vaat eden diktatör müsveddesi, emperyalizmin icadı ve kullanışlı aparatı mollaların rejiminin devamı… İkincisi ise, mollaları temizledikten sonra gelecek olan “kontrollü ve kontrolü de dışa bağımlı demokrasi ve bunu “özgürlük ve demokrasi” adı altında sağlayacak olanların şeklini, şemalini belirleyeceği bir düzen…

Yani bir tür dışa bağımlı özgürlük.

Şimdi İran halkının karar vermesi gerekiyor; emperyalizme bağımlı demokrasi ve özgürlük mü, yoksa emperyalizmin ağa babalarının icadı siyasal islam aparatlarının tarifsiz kötülüklerinin ve diktatörlüklerinin devamı mı...

Aslında cevap basit, elbette ki molla diktatörlüğünden ve tarifsiz kötülüklerinden bıkıp usanan İran halkının büyük bir çoğunluğu bağımlı demokrasi ve kontrollü özgürlüğü tercih edecektir.

En azından, kız çocukları, kadınlar biraz daha rahat nefes alacak, insanca yaşayabilecek, saçları göründü diye kafaları ezile ezile, dövüle dövüle öldürülmeyecek...

Ülkenin enerji kaynakları ısmarlama özgürlük ve uzaktan kumandalı demokrasiyi getiren emperyalistler tarafından sömürülecek, pastanın büyük dilimleri kapış kapış gidecek, ama bugüne kadar pastadan bir zırnık alamayan, pastasının bütün dilimleri mollalar tarafından cukkalanan İran halkı ilk defa sınırlı miktarlarda da olsa kendine ait pastanın tadına bakma şansını yakalayacak…

İşin ilginç tarafı, doğu Akdeniz coğrafyasındaki tek bir Arap ülkesi bile niye İran’ı dövüyorsunuz, mollaları rahat bırakın demedi…

Çünkü mollalar tam 45 yıldır, Türkiye dahil, yakındaki, uzaktaki tüm Müslüman ülkelere her türlü terörü ihraç ettiler, her şekilde kendilerine biat edecek radikal İslamcı, zırcahil, vahşette sınır tanımayan terör gruplarını desteklediler, yakın çevrelerindeki coğrafyalarda kendi kafalarına uygun rejimler yaratılması için ellerinden gelen kötülüğü yaptılar…

İşin yine ilginç tarafı, bu terör örgütlerini doğrudan ABD, daha doğrusu, ABD siyasetindeki iki ana güçten biri olan RYE lobisi yarattı, Asya, Afrika, Ortadoğu’ya saldı, hem kendisi besledi, eğitti, donattı, hem de İran’daki mollalara besletti, eğittirdi, donattırdı… Mollaların Yunanistan ve Ermenistan sevdası bu yüzdendir…

Akıllı adamlar vesselam, böylece vahşi katil sürülerinin masraflarını bol kepçeden mollaların sırtına da yıkmış oldular.

Yahudi tarafı ise bu terör örgütlerinin yaratılmasına doğrudan katkı koymadı ama onları kullanışlı aparatlar, kullanışlı düşmanlar olarak gördüğü için yaratılmalarına sesini çıkarmadı, onları ihtiyacı olduğunda yapacakları düşmanca hareketler ile kendisine karşı-manevra alanı sağlayacak kullanışlı tehditler olarak gördü… Nitekim, 7 Ekim saldırısından sonra da durum aynen bu oldu, halen de budur, bundan sonra da böyle olmaya devam edecektir…

Bugün doğu Akdeniz coğrafyasındaki hiçbir Müslüman ülke mollalara destek vermiyor, tam aksine, bir an önce yok olup gitseler de ellerinden kurtulsak diyor, ve dahası, Suudi Arabistan bile, isterseniz biz de şu herifleri dövme, yok etme işine biz de katılalım diyor…

Bütün bu olanların özünde, İsrail’in Ortadoğu bölgesinde dikensiz bir gül bahçesi özlemi ve beklentisi yatıyor…

Suriye’de RYE lobisinin desteklediği bir katiller sürüsü işbaşına getirildi ama bu İsrail’in istediği türden bir değişiklik değildir, ancak İsrail sorunları fırsata çevirmede ustalaştığı için bu değişimi de sonradan kullanacağı bir fırsat olarak görüyordur… Muhtemelen büyük lokma İran ile işi bittikten sonra küçük lokmaya dönecek, Suriye’deki çapulcu sürülerini kendi belirlediği bir anda temizleyecek,başladığı işi bitirecek…

Ve, nihayette, RYE lobisinin yarattığı cihatçı, siyasal İslamcı geçinen katil sürülerine açık destek veren, yine RYE lobisinin icadı olup da TSK tarafından defalarca kafası ezilen PKK’ya durduk yerde defalarca can simidi atan AKP iktidarıyla da kozlarını paylaşacak…

Ama öyle İran’a yüklettiği gibi yükletmeyecek… İsrail’in derdi Türkiye ile değil, doğrudan AKP ile ve bunu da İsrail siyasileri defalarca en üst perdeden dile getirdiler…

Ayrıca İsrail, TSK ve Türk milleti ile açıktan bir savaşa girişmez… TSK’nın kolay yenilir yutulur bir lokma olmadığını, 45 yıllık terörle mücadelede TSK’nın sahada savaş kabiliyetinin ve tecrübesinin tavan yaptığını, Türk milletinin de öyle kıytırık cihatçı, radikal İslamcı çapulculara benzemediğini, ulusal boyutta dıştan doğrudan gelen bir tehditle karşılaştığında anında ayağa kalkacağını, ayağa kalkınca da ortalığı sallayacağını, bir seferberlik durumunda eli silah tutan en az beş milyon askerin TSKnın gücünü misliyle katlayacağını, böyle bir güçle de kimsenin kolay kolay baş edemeyeceğini, TSK ile kapışmanın kendisine hiçbir fayda getirmeyeceğin, aksine gücünü ve otoritesini sallayacağını bilir…

İsrail’in tercihi ve beklentisi, Türkiye’nin de tıpkı Azerbaycan gibi sıkı bir müttefiki olmasıdır… Bunu daha önce de defalarca yazıp, ifade ettim.

Ancak İsrail’in beklentisi, AKPsiz bir Türkiye ile dost ve müttefik olmaktır, dolayısıyla da AKP ile doğrudan değil, dolaylı şekilde uğraşacaktır…

Kendilerini ulaşılmaz sanan çakma tanrı müsveddesi mollaların yatak odasına kadar ajan sokan, herifleri yatak odalarında havaya uçuran, saklandıkları deliklerde fare avlar gibi avlayan, onlarla adeta bir kedi-fare oyunu oynayan İsrail’in şu anda Türkiye’deki istihbarat ve iktidara darbe indirme kabiliyeti nedir diye sorsak, acep ne dersiniz!!!

Son 15 yılda içine en az 15 milyon ne idüğü belirsiz kaçak doldurulmuş, her köşesini mafyatik çeteler, emperyalizmin icadı siyasal İslam aparatı tarikatlar-cemaatlar sarmış, din sömürüsü düzeni ülkenin her tarafına yayılmış, başta İran’ın ve RYE lobisinin siyasal İslamcı terör aparatları ülkenin her tarafına yayılmış bir haldeyken acep İsrail bunların kaçta kaçını kapı arkasından “kullanışlı düşman” olarak idare ediyordur dersiniz!!!

Bakın, Yahudi lobisine yakınlığıyla bilinen Epstein çetesinin pislikleri en başından beri biliniyordu, istifleniyordu, ama tam İsrail lobisi ABD’deki “ortak gücü” ile şaha kalktığı anda Epstein dosyaları patlatıldı, detaylara dikkat ederseniz, bu konuyu gündeme taşıyan da RYE lobisine bağlı olan taraftır…

RYE lobisinin kullanışlı aparatı, Yunanistan ve Ermenistan’ın sıkı dostu, Türkiye Cumhuriyeti’nin de azılı düşmanı mollalar tam Yahudi lobisi tarafından dümdüz edilirken, Epstein dosyaları patlak verdi, yani, işin özeti, rakipleri Yahudi lobisinin ayaklarının altına sabun atıverdi…

İran’daki mollalar tertiplenirse, İran’da İsrail’in istediği şekilde dikensiz bir gül bahçesi oluşturulursa, ilk sıkıya girecek olan taraf Ermenistan’dır…

Bir olayda kimin ne halt ettiğine değil, o halttan kimin olumlu veya olumsuz etkilendiğine bakın, o olayda senaryoyu kimin yazdığını, kimin hangi rolü niye oynadığını net şekilde görürsünüz, aradığınız cevabı da anında bulursunuz…

Unutmayın, çok da uzak olmayan bir zamanda Türkiye ve İsrail donanması doğu Akdeniz’de birlikte geziyordu, İsrail din kardeşimiz dedikleri çapulcu terörist Arapların terör kamplarını vururken PKK yuvalarını da vuruyordu, TSK’ya istihbarat sağlıyordu, henüz biz iha, siha adını bile duymamışken İsrail sihaları PKK kamplarını vurup duruyordu, Türkiye’nin satın aldıkları da, elbette parasıyla, TSK’nın sınırdaki gözü konumundaydı…

Şimdi ise, gelinen noktada, RYE lobisi ile Yahudi lobisi, tarihte ilk defa bir konuda çıkar işbirliğine gittiler, o da genelde Türkiye karşıtlığı, özelde ise AKP iktidarını hedefe alma konusunda birleştiler…

AKP iktidarı döneminde Yunanistan meydanı boş buldu, özellikle Ege’de şımardıkça şımardı, Kıbrıs’ta da Rum tarafı adayı resmen barut fıçısına çevirdi, başta Yunanistan, Sırbistan, İsrail, Fransa, ABD, Mısır ve Ürdün ile askeri güç birliğine gitti ve bunlara Kıbrıs’ta hareket alanı sağladı, AKP iktidarı ise sadece seyretti, seyrederken de doğu Akdeniz coğrafyasındaki otoritesini tamamen kaybetti…

Emin olun, eğer Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türklerin de uluslar arası arenada kabul edilmiş bir varlığı da olmasaydı, AKP iktidarı döneminde Kıbrıs da tamamen elden gidecekti, ki büyük bir ihtimalle, kapı arkasında birtakım pazarlıklar yapılıyordur ve İran olayı sadece işi biraz öteledi…

Bu manzaraya baktığınızda, başta Yunanistan ve Rum kesimi olmak üzere, bölge coğrafyasında egemenlik taslayan güçler herhalde AKP iktidarını son yüz yılın en fıstık, en kullanışlı, en çantada keklik iktidarı olarak görüyorlardır…

Bir zamanlar doğu Akdeniz’in en korkulan, en saygı duyulan gücünden, tamamen köşeye sıkıştırılmış, ekonomisi çökmüş, refah seviyesi per perişan edilmiş, geçim sıkıntısından inim inim inleyen, milli birliği tamamen bozulmuş, vatandaş kimyası ve sosyo-kültüren yapısı tamamen bozulmuş, her köşesinde kaosun ve hoşnutsuzluğun hüküm sürdüğü, uluslar arası siyasette artık kimsenin saygı göstermediği, önüne gelene posta koyan ama artık kimsenin tınmadığı bir siyasi döngüye girmiş, devletin saygınlığı yerle bir edilmiş, iç siyaset tam bir kaosa sürüklenmiş, hiçbir devlet kurumunun ne içte ne dışta en ufak bir saygınlığı kalmamış, her an her yerden terörle vurulmaya açık hale gelmiş bir Türkiye’ye dönüştürülmüş…

Birkaç örnekle hafızaları tazeleyelim;

Hatırlayın, AKP-MHP ikilisi her sıkıştıklarında şapkadan bir tavşan çıkarıp, halkın öfkesini ve tepkisini algı yönetimiyle başka noktalara çekmeye çalışıyorlardı, Bahçeli denen, ağzından çıkanı kulağı duymayan zat çıkmış, terörsüz Türkiye’den filan bahsediyordu, 24 saat geçmeden 23 Ekim 2024 tarihinde TUSAŞ bir terör saldırısıyla havaya uçuruldu, “al sana terörsüz Türkiye” dendi, “Sen Meclis’te atıp tutuyorsun ama sokağı biz idare ediyoruz” dendi, ve bir kez daha anlaşıldı ki, PKK terörünün Meclis’teki temsilcileri bile birer aparattan başka bir şey değildir…

Ondan önce, 28 Haziran 2016’da İstanbul havalimanı cihatçı teröristler tarafından basıldı, havaya uçuruldu, 48 kişi öldü…

Ondan iki hafta sonra sümüklü imamın çakma fetoşlar darbesi gerçekleşti, durduk yerde yüzlerce insan hayatını kaybetti…

13 Kasım 2022’de İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde, ki Türkiye’nin en iyi korunan caddesidir, teröristler ellerini kollarını sallaya sallaya bir bomba patlattılar, 6 kişiyi katlettiler, isteselerdi çok daha güçlü bir bomba ile katliamı devasa boyutlara çıkarırlardı, ama “bir dokunup” geçtiler…

Bunlar sadece birkaç örnek, güvenlik açısından ülkeyi kevgire çeviren AKP iktidarı boyunca Türkiye içerde sayısız kez ve türde terör saldırısına uğradı, tümü uzaktan kumandalı terör odağı olan yapılar tarafından adeta AKP iktidarıyla dalga geçildi, toplumun huzuru sürekli ve sistematik şekilde bozuldu, ve halen de durum aynıdır, değişen bir şey yoktur…

Bu şartlarda, İsrail’in Türkiye içindeki gücünün, faaliyetlerinin ve etkisinin hangi boyutta olduğundan birinin haberi var mıdır acaba?

Bence İsrail Türkiye’yi çoktan kevgire çevirmiştir…

Ve bu şartlarda, İsrail ile ABD şu anda İran’ı tepe tepe döverken aniden Türkiye’de veya Kıbrıs’ta toplumu diken üstünde bırakacak bir softa şaşırtması olur mu dersiniz!!!

Nasılsa en iyi bildikleri şey, ve her seferinde de tutan bir yöntem…

Adını ister terör, ister darbe, ister savaş, ister doğal afet koyun, ama bir şey koyun…

Kendimizi bildik bilelidir bize zaten her türlü koyuyorlar, akıl oyunlarıyla aklımızla alay ediyorlar, kendi çıkarları için canlarımızı alıyorlar, kanımızı oluk oluk akıtıyorlar, bunun için içimizdeki kullanışlı aparatları, çıkarı için her türlü vatan hainliğini yapacak olan son kullanım tarihli aparatları kullanıyorlar, ve biz hala alık alık sazan türü balık gibi bakıyoruz…

Ama bu seferki, korkarım ki, öyle basit bir oyun olmayacak…

Yok canım, ne olacak diyorsanız, iki dudak arasında iktidara getirilenlerin ve kendilerini dokunulmaz sananların iki dudak arasında nasıl acımasızca tertiplendiğine, yok edildiğine, Epstein dosyaları gibi algı operasyonlarına bakın, nasıl olacağını anlarsınız…

Emperyalizmin acımasızlığı ve düzenbazlığı bizim coğrafyada artık uzaktan kumandalı bir kader türüne dönüşmüştür…

Son kullanım tarihi gelenleri ezip geçen, şeklini ve tipini çizenin kimseden korkusunun olmadığı, kafasına koyduğunu yapan ve yaptıran türden, kaçınılması da imkansız, korkunun ecele hiçbir faydası olmadığı bir kader türüne…