Hükümete ve Başbakan’a açık mektup

Abone Ol

Doğu Akdeniz çok önceden, ta 1970lerden planlanmış ve adım adım ilerleyen bir sürecin neticesi olarak, yine bir savaş ortamına sokulmuş durumda.

Ortadoğu’da dikensiz gül bahçesi isteyen İsrail-ABD ikilisi ile ABD’deki Rum-Yunan-Ermeni lobisinin en büyük yaratıcısı ve destekçisi olduğu, siyasal islamın doğu Akdeniz coğrafyasındaki bir numaralı aparatı molla rejimi çoktandır beklenen bir savaşa tutuşmuş durumda.

Dünya petrolünün sadece yüzde yirmisini üretildiği ve o miktarın büyük çoğunluğunun da Asya pazarlarına gönderildiği bir durumda, petrolü ağırlıklı olarak Venezuella, Libya, Mısır, Suudi Arabistan, Kuweyt gibi ülkelerden alan batı enerji sistemi bu savaştan hiç etkilenmemesine rağmen, petrol fiyatları bir anda savaş bahanesiyle fırladı.

Her savaşın tipik sonucu olarak enerji ve silah tüccarları vurgun acımasızca vurgun yapıyor, zaten savaşlar da bu yüzden çıkarılıyor.

Ülkemizde elli senedir dikiş tutturamayan bir ekonomi düzeni ve bitmek, tükenmek bilmez bir enflasyon var.

Enflasyonun ana sebebi, tam anlamıyla bir vurgun ve soygun düzenine döndürülen, adına serbest piyasa dediğimiz sistemin ta kendisidir.

Memlekette çift muhasebe tutuluyor, biri devleti kazıklamak ve kandırmak için tutulan, sahtekarlığın birinin bin para ettiği muhasebe türü, öteki ise vurguncuların kendileri için tuttukları ve aslında gerçek-gelir giderlerini gösteren muhasebe türü…

Bunu nerden anlıyoruz? Her yıl yayınlanan şahıslar ve şirketlerin verdiği vergi listesinden anlıyoruz…

Kısacası, paranın akış sağladığı her türlü sistem içinde memlekette akıl almaz bir sahtekarlık düzeni yaratılmış durumda…

Devlet de maalesef bugüne kadar bu gidişata göz yummuş, ve bir yerde bu düzenin suç ortağı olmuş durumda…

İki adım ötemizdeki Rum tarafında ise böyle bir yaklaşım yok, orada da serbest piyasa olmasına rağmen herkes devlete karşı olan sorumluluğunu eksiksiz yerine getiriyor, hal böyle olunca da adamlar enflasyonu sıfırlamışlar, hatta eksileri bile görmüşler, devlet kasası da her sene devasa fazlalıklar veriyor…

Dahası, hükümet oturmuş, insanoğlunun günlük ihtiyacında kullandığı gıda ve temizlik gibi ürünlerin hemen tümünde tavan ve taban fiyat belirlemiş, kimse bu fiyatların haricinde ürün satmıyor…

Böylece, devlet hangi üründen ne kadar vergi alacağını da önceden biliyor.

Ülkeye giren ve ülkede üretilen ürünlerin maliyet fiyatları bellidir, perakente satışlarda fiyatlandırma da bu rakamlar üzerinden yapılıyor… Neticede, bir ürünün maliyet fiyatı ile tüketiciye ulaştığında belirlenen fiyat ve o fiyat üzerinden alınan kar payı ile ödenmesi gereken vergi net olarak belirlenmiş durumda.

Bunun adı da serbest piyasa, ama kontrollü bir serbest piyasa… Hiç kimse iki Euroluk bir ürünü üç Euro fiyatla satmıyor, fiyat farkını en fazla yüzde bir, iki görürsünüz, ki o bile genelde görülmez.

Çoğu gıda, temizlik, giyecek, elektronik ürün fiyatı ise KKTC’ye göre dehşetli fark gösteriyor, hem de inanılmaz farklar gösteriyor, gündelik kullandığınız bazı ürünleri değil yarı fiyatına, yarısının da yarısına alabiliyorsunuz… Gıda fiyatları ise her türlü yerel üretim ve ithal üründe kesinlikle daha ucuz… Üstelik de belirgin şekilde ürün çeşitliliği ve kalite farkı da var…

İşte bu şartlarda, Rum tarafının bütçesi her türlü fazla veriyor.

Herkesin malumudur, Rum tarafının ekonomisini hatırı sayılır bir oranda Kıbrıslı Türkler de besliyor… Türk tarafında marketlerde kolay kolay bir Rum müşteri göremezsiniz, ama Rum tarafındaki marketlerin, özellikle de büyük marketlerin müşterilerin en az yarısını Türkler oluşturur…

Bizim millet bizim tarafta göz göre göre kazıklanmamak için maaşı alınca veya bir ihtiyacı olunca, dosdoğru Rum tarafına gidiyor, alacağını alıp, geliyor, bunun için de kimse Kıbrıslı Türkleri suçlayamaz…

Bizim tarafta ise yaşanan ekonomik krizlerin ve sorunların en önemli sebebi, siyasi iradenin “para sistemi” üzerinde gereken otoriteyi sağlayamamasıdır…

Serbest piyasa denen düzen, düpedüz milleti kazıklamaya yönelik bir serbest soygun, serbest kazıklama düzenine dönüşmüştür ve devlet de bu gidişata dur dememekle, nerdeyse elli yıldır suç ortağı durumundadır.

Bu gidişat daha fazla sürdürülebilir değildir… Rum tarafı Amerika’yı yeniden keşfetmemiştir, yapılması gereken bellidir;

1. İğneden ipliğe piyasada satılan bütün ürünlerin maliyet fiyatları üzerinden taban ve tavan perakente satış fiyatları belirlenmelidir ve bu fiyatlar kesinlikle Rum tarafındaki fiyatların altında tutulmalıdır.

2. Gerçek kazanç üzerinden vergilendirme sistemi yürürlüğe sokulmalıdır, bunun için de şahısların ve şirketlerin bankalardaki para akışı da milimine kadar kontrol altına alınmalıdır.

3. Devletin göz göre göre alicengiz oyunlarıyla soyulmasına, sahtekarlıklara alet edilmesine izin verilmemelidir.

Bu ufacık ülkede, elimizin altındaki mevcut teknolojilerle piyasada dönen her kuruşu denetleyememek, göz göre göre vergi kaçakçılığına göz yummak, kabul edilir bir durum değildir.

Adam bir kuruş vergi vermiyor, veya bizim mahalle bakkalının verdiği verginin yüzde birini veriyor, her sene zarar gösteriyor, ama yaşadığı hayatı krallar bile zor yaşıyor, sürdüğü arabayı Hollywood artistleri zor sürüyor…

Memleketteki bir avuç sahtekarı ve vurguncuyu zengin etmeye yarayan serbest vurgun düzeni artık öyle bir hale geldi ki, bütün memleket ve toplum iliklerine kadar sömürülür hale geldi.

Ülkenin bir başka kanayan yarası; Asgari ücret denen sefalet ücreti belirlenirken, alım gücündeki kayıplar ve enflasyon dikkate alınarak belirleniyor, ama daha asgari ücret belirlenmeden, piyasadaki vurgun kendini gösteriyor, mal ve hizmetlerde asgari ücrete yapılacak tahmini artışın üzerinde bir artış yapılıyor, böylece asgari ücrete yapılan artış sadece sıfırlanmakla kalmıyor, artış anlamsızlaşıyor, hatta eksiye düşürülüyor…

Geçenlerde Aralık ayındaki enflasyona dikkat çekmek isteyen sayın Maliye Bakanımız, ağzından baklayı kaçırdı ve dedi ki enflasyon yüzde kırklardaydı, ama kısa süre sonra asgari ücrete ve maaşlara yapılan zam bunun yarısı kadardı… Yani devlet bile bile vatandaşını mağdur duruma düşürdü…

Asgari ücret konusunda yapılacak en doğru uygulama, asgari ücreti en düşük memur maaşına endekslemek ve bu işi ilelebet kapatmaktır, bu da hükümetin iki dudağı arasındaki bir yasal düzenlemeye bakar…

Bunun haricinde yapılan her türlü uygulama toplumun aklıyla alay etmektir, emeği sömürmektir, devletin kazıklanmasına göz göre göre, bile bile göz yummaktır…

Bu ülkede milletin, devletin kanını emen sahtekarlar, vurguncular çetesinin tekerine çomak sokmanın zamanı çoktan geldi de geçti bile…

Bunu ya şimdi yaparsınız, ya da bir daha yapacak fırsat bulamazsınız…

Muhalefetin laf cambazlığı ve ayak oyunlarıyla uğraşmak yerine ülkenin ve milletin gerçek sorunlarına odaklanıp, kararlılıkla iş bitirici olmak lazımdır, aksi takdirde bu toplumdaki ekonomik ve buna bağlı olan diğer yıkım süreçleri durdurulamaz.