GUTERRES GELSE NE YAZAR, GELMESE NE YAZAR

Abone Ol

BM Genel Sekreteri Antonio Guterresemekliliğinin arifesinde Kıbrıs sorununu yerinde görüşmek üzere 27 Temmuz 2026’da adaya geliyor. Adaya gelişi ile de, 28-29 tarihlerinde taraflarla ayrı ayrı görüşüyor. Bu ziyaret bir veda ziyareti mi? Bir yerde veda ziyaretidir.

​Antonio Guterres BM Genel Sekreterlik görevine geldiği günden beri yazıyor çiziyor ve yazılarımızla mesaj gönderiyoruz. Uzaktan, kağıt üstünde Kıbrıs sorunu çözümlenmez. Kıbrıs’ı Kuzey ve Güney olarak bizzat görünüz ve değerlendirmelerinizi ona göre yapınız dedik, ama olmadı. Halbuki Guterresgöreve geldiği günlerde adaya gelir ve Kıbrıs gerçeklerini fiziki ve idari yönü ile yerinde incelemiş olsaydı, görüşleri çok farklı olurdu. Kıbrıs Türkü’nün neden on bir yıl gettolara kapatılarak yaşatıldığını, yüzlerce Türkün Rumlar tarafından katledildiğini ve kayıplar konusunu bizzat yerinde gözlemleyerek konulara yaklaşımı başka olurdu.

​Her halde Rum toplumu lideri HristodulidisGuterres’le buluşmasında ilk iş olarak onasınırlardaki variller arkasından kuzeyi gösterecek ve duygu sömürüsü yapacaktır.

​Kuzey’in idari, siyasi ve ekonomik açıdanRumlardan hiçbir farkı yoktur. Bütün kurumları ile tıpa tıp aynıdır. Önemli olan Guterres’in o farkı görmesi ve Kıbrıs sorununda Rumların uzlaşmazlığını anlamasıdır. Lakin Türklerin 1963 olaylarında can güvenliği için o varilleri ve kum torbalarını neden koyduklarını Guterres bilmeyecek. Nerden bilsin. İşte göreve geldiği günden beri Kıbrıs sorununu hep kağıt üstünde gördü ve bildi. Rumlar New York temaslarında sorunu hep kendilerine göre anlattılar. Lakin Türkler can güvenliği ve yaşamak için mücadele verdiler. Guterres bu teferruatı biliyor mu? Bilmiyor.

​Kıbrıs görüşmeleri ilk kez Nisan 1968’de, Denktaş adaya geldiğinde başlamıştı. Ve o tarihin üzerinden tam 58 sekiz yıl geçti. Bu süreçte Denktaş Rumlara federasyon çözümünü de sundu. Lakin Rumlar onu da kabul etmemişlerdi. Grant Montana’da masayı deviren de yine Hristodulidisolmuştu.

​Kıbrıs Türkü, gerçek hayatı ve insan gibi yaşamayı ancak 20 Temmuz 1974’ten sonra görebilmiştir. Kıbrıs Türkleri bu kadar yıl olumsuzluğu da dikkate alarak, kendi devletini kurdu ve kendi bayrağını Beşparmak Dağlarına dikti.

​Guterres’in gelişi neye yarayacak? Kocaman bir hiç. Rumlar bildikleri plağı koyacak ve Guterres’iuyutacak.

​TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Güvenlik Konseyi’nde bütün devletlere tam üç kez çağrı yapmıştı. “KKTC’yi tanıyın” demişti. Ama kimsenin kulakları bu çağrıyı duymadı veya duymak istemedi.

​Türkiye’nin gerçek politikası, yan yana iki egemen devlet formülüdür. Türkiye hala daha o tezi savunuyor. Kıbrıs Türkleri de Ankara’nın paralelinde aynı tezi savunuyor. Türkiye’nin gücü, son NATO zirvesinde bariz bir şekilde bütün üye devletler tarafından görüldü. Yani büyük Türkiye, yavru vatan KKTC’de soydaşlarını korumaya devam ediyor. Ondan da öte KKTC’nin Türk Devletleri ile buluşmasını ve ilişkilerin gelişmesini sağlıyor. Guterres’e bir kere daha bunu hatırlatalım.

​Annan Planı, Rumlar için son fırsattı ama o fırsatı de ellerinin tersi ile geri ittiler. Annan Planı referandumunda Türkler’den EVET, Rumlardan da HAYIR çıkmıştı. Herhalde bunu Guterres bilerek Kıbrıs temaslarını sürdürecektir.

​ Hemen hemen bütün gazeteler yazıyor.

​“Guterres geliyor ama ortak zemin yok.”

​Gerçekten de ortak zemin yok. Madem GuterresKıbrıs’a gelmeye karar verdi, bu gelişe saygımız sonsuz.

​Bir de şu 4 Mart 1964 kararını hatırlatmıştık Guterres’e. O karar, sanki ALLAH’ın fermanıymış gibi BM ve Rumlar dört elle sarıldılarlar o karara. Guterres’ten bu kararın iptalini istemiştik. Daha da önemlisi, 4 Mart 1964 kararının kalkması halinde Kıbrıs sorununun kökten çözüleceğini iddia etmiştik. Rumların en korktukları hususlardan birisi de bu kararın iptalidir. Rumların korktuğu diğer şeylerse, KKTC’nin tanınması gerçekleşirse, diğeri de KKTC’nin Türkiye’ye bağlaması. O zaman Rumlar avuçlarını yalarlar, gelin anlaşalım diyerek.

​Türkiye 20 Temmuz 1974’te adaya gelmişse, garantör ülke olarak gelmiş ve Rumların ENOSİS sevdalarına noktayı koymuştur.

​Acılı günler yaşamayanlar bilemezler. Özellikle ailesinden kayıplar olan insanlar, daha bir acılı olurlar. Kayıp Şahısların eşleri az mı verdiler BM’ye iletilmek üzere muhtıralar, kayıplarımızı bulun diyerek. Bunca zaman geçmesine rağmen, hala daha kayıplarımız var. Babasız büyüyen çocukların psikolojik durumunu da idrak etmesi lazım Guterres’in. Rumların “kayıplarımız” diye feryat ettikleri kişiler, 15 Temmuz’da Rumların Rumları vurdukları zamanın kayıplarıdır. Bir de doğal olarak, savaşta ölen ve sıcaktan kokan cesetlerin toplu halde gömülmeleridir. Yani kesinlikle Türkler, tek bir Rumu alıp meçhul yerde öldürmediler ve gömmediler. Zamanında Denktaş Kleridis’ekayıplarımızı sormuş ve Kliridis, “Öyle bir şey yok, uyduruyorsunuz” demişti.

​Guterres bütün bunları biliyor ve bilgi dağarcığına koyuyor mu?

​Velhasıl Guterres emekliliğinin arifesinde nihayet Kıbrıs’a gelecek ve kendi gözleri ile Kıbrıs gerçeklerini yerinde görecek. Hoş geldi, safalar getirdi…

​Bu kadar yıldan sonra Guterres Kıbrıs’a gelse ne yazar, gelmese ne yazar?