Geçtiğimiz 1 Haziran günü, Başbakan Ünal Üstel’in gözetiminde çok önemli bir protokol imzalandı. Bu protokol, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Oğuzhan Hasipoğlu, İçişleri Bakanı Dursun Oğuz, Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu ve Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkârlar Odası Başkanı Mehmet Ali Ardıç arasında imzalandı.
Şu veya bu nedenle hata ve suç işleyen, hapse girmiş ve artık hayatın kendileri için bir anlamı kalmadığını düşünen gençler, bundan sonra, hem demirparmaklıklar arasındayken hem de mahkumiyeti bittikten sonra, bu protokol gereğince birer meslek sahibi olacaklar. Sadece meslek sahibi olmayacaklar. Topluma kazandırılmak yanında toplum tarafından dışlanmaktan kurtulacaklar.
Bu imza töreninden sonra basına yapılan açıklamalar gençlerimize umut olacak. Şöyle ki; sosyal dışlanmanın önlenmesi, bireylerin meslek sahibi olmalarının teşviki, topluma kazandırılması ve ilgili kurumlar arası işbirliği mekanizmasının oluşturulması.
Çocuk yaşlarda hayatın sillesini yemiş yuvalardaki çocuklar da, yetişkin çağa gelince veya çocukluktan gençlik dönemine erişince bu çocuklarımızın da birer meslek sahibi olmaları ayrı bir önem taşır. Bu gruptaki çocuklarımız mahkûmiyet yaşamadılar ama devlet onlara sahip çıkarak onların da diğer toplum fertlerinden hiçbir farkları olmadığı gerçeği ile hayat yolunda özgüvenle hayata tutunmaları sağlanmış olacak.
Bu çalışmanın bir örneğini görmüştüm, uzun memuriyet dönemimde. Yuvada sevgi dışında her şeye sahip olan çocuklar ve gençlerin ne kadar psikolojik sorun yaşadıklarını, yuva ve gençlik olgularını tümden gözlemlemiş ve bu çalışma da bana, ezik insanları topluma kazandırma gücü vermişti.
Kreş ve yuvalarda yetişen terkedilmiş gençlerin el becerilerini geliştirmelerinde de sanat her zaman öne çıkmıştır. Bu gençlerden bazıları seramik sanatçısı ve ressam olmuşlar, çeşitli mesleklerde başarılı olmuşlardır.
Mahkûm gençleri düşünüyoruz da, bu fotoğrafın bir de diğer yüzünde huzurevlerinde yaşlıların meşguliyet terapileri vardır.
Mesela diğer görevlerim yanında Lapta Huzurevi’nde bir süre çalıştığım dönemlerde, marangoz ve mobilyacı yaşlılara güzel bir atölye hazırlamıştık. Resme meraklı yaşlılara tuval ve boya setleri vermiştik. Tarımla uğraşmayı sevenlere o geniş alanda çiçek ve sebze yetiştirme becerisine zemin hazırlamıştık.
UNDP’nin o zamanki Kıbrıs sorumlusu Mr. Said Halim bana şöyle demişti, birlikte Lapta Huzurevi’ni ziyaret ettiğimizde:
“Osman bey, siz bu yaşlıların oturdukları yerde, amaçsız ve umutsuz olarak ölmelerini beklemeyiniz. Sizde pek çok olanaklar mevcuttur bu yaşlı insanları meşgul etmek ve hayata tutunmalarını sağlamak için. Mesela eski kazak ve yünlü fanilaları onların önlerine koyunuz ve sökerek yumak yapmalarını sağlayınız. Molohiya zamanı da molohiya demetlerini önlerine atınız ve onları ayıklamalarını sağlayınız. Ve daha bir sürü şey.”
Bu ameliyeler yaşlıların kafalarını ve yalnızlık duygularını dağıtmanın yanında, kireçlenen parmaklarını ve mafsallarını hareket ettirerek bir çeşit fizik tedavilerinin doğal yoldan yapılmasını sağlayacaktır.
Avrupa’da gelişmiş ülkelerde bu tür projeler ileri derecede uygulanmaktadır. Hatta mahkûmiyet sonrası gençlerin neler yaşadıklarına ve toplum bakışına dair filmler yapılmıştır. O filmler esasında hem ibret verici hem da katharsis açısında ruhsal sağılım sağlamıştır. Yani pek çok trajedik olaylar gözler önüne serilmiştir.
Bence bu proje gerçekten çok önemlidir. Sosyal ve ruhsal açıdan da gençlerin kendilerini geliştirmesi ve mahkûm gençlerin topluma kazandırılması ayrı bir önem taşır.
Hükümetin başlatmış olduğu bu projeye katkı koyan ilgili bakanları ve görevlileri yürekten kutlamak isterim.