DR. KÜÇÜK VE DENKTAŞ BU DÜNYADAN GİDELİ

Abone Ol

Dr. Küçük aramızdan ayrılalı 41 yıl oldu. Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş da bu dünyadan gideli tam on üç yıl oldu. Onun karizmatik yapısı, hala daha aklımızdadır. Denktaş’ın hayatımıza girmesi ve onunla bir hayatı paylaşması gerçekten bir şanstı.

Ulusal Lider Dr. Küçük’le buluşması, Halkın Sesi Gazetesinin yayınlanması ile başladı. İkinci Dünya Savaşının süregeldiği bir dönemde İngiliz İdaresi okulları Lapta’ya taşımıştı. Denktaş o günleri hatıralarında etraflıca anlatmıştır. Henü İngiliz Okulu talebesi olduğu bir zamanda Lapta’dan Girne’ye inmiş ve gazeteciden bir adet Halkın Sesi Gazetesi’ni almıştı. O gazete onun kanını tutuşturmuştu. O heyecanla oturmuş ve Dr. Küçük’e gençlik üzerine bir mektup yazmıştı. İşte o mektup, ulusal davamızın bir basamığı olmuştu.

İngiliz okulunu bitirip bir burs almış ve hukuk tahsili için Londra’ya gitmişti. Savaş hala devam ediyordu. Hukuk tahsilini bitirip adaya döndüğünde soluğu Dr. Küçük’ün yanında yer almıştı. Dr. Küçük onun için şöyle bir ifade kullanmıştı.

“Bu gençte çok ekmek var.”

Evet çok ekmek var dediği Denktaş, artık Dr. Küçük’ün sağ kolu olmuştu.

Artık zor günler başlıyordu...

Denktaş’ın Savcılık makamına atanması, davanın seyrinde önemli bir neden olmuştu. Çünkü yargınana veya yargılanacak olan EOKA’cıların stratejilerini anında öğrenebiliyor. İngiliz idaresi Denktaş’ı önlerinde bir tehlike olarak gördüğü için, ona Afrika’da bir kolonisine yüklü bir maaşla görev teklif ediyordu. Ama o gitmedi ve davasına dört elle sarıldı.

Köy gezileri, Ankara’nın uyanışı, halkın uyanışı hep vardı. Özellikle liderliğin etrafında toplanan aydınlar, Ankara dönüşlerinde Atatürk Meydanı’nda mahşeri bir kalabalığa konuşmak Dr. Küçük’le Denktaş’a düşüyordu. O günlerde bizler lise talebesiydik ve yaşadıklarımızı gayet net hatırlıyorum.

Bu arada küçük küçük milli gruplar kendi çaplarında mücade etmeye ve EOKA’ya korku salmaya başlamışlardı. 9 Eylül, Kara Çete ve VOLKAN gibi örgütler etkilerini göstermeye başlamışlardı. Daha etkili olmak için Dr. Küçük VOLKAN’ı kurmuş ve başına da mobilyacı Şakir’i getirmişti. Volkan da yeterli miydi? Değildi elbette ama bir liderin eli ile kurulan teşkilat daha da kendini hissettiriyordu.

Bu arada Erenköylüler bir balıkçı teknesine binerek Anamur sahillerine çıkmışlardı. Maksatları oradan silah temin etmekti. O gidişleri ilk seferleriydi.

Albay İsmail Tansu, o balıkçılarla olan gelişmelerini “Aslında Hiç Kimse Uyumuyordu” adlı kitabında etraflıca anlatmıştı.

Daha etkili ve organize bir kuruluşa ihtiyaç duydukları için, Denktaş’la Burhan Nalbantoğu TC Konsolosluğu ateşesi Kemal Tanrısevdi’nin Eğlence’deki evine giderek o akşam Türk Mukavemet (TMT)’i kurmuşlar ve il mesajlarını basıtırıp halka dağıtmışlardı.

TMT kurulunca VOLKAN’daki ateşli gençlerimiz de doğrudan TMT’ye geçmişlerdi.

İsmail Tansu’nun anlattıkları çok önemliydi. Bir taraftan Denktaş’la arkadaşları, bir taraftan Dr. Küçük yeni bir mücadele örgütünü kurarlarken, öte taraftan TC Başbakanı Menderes’le Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu da bir teşkilat kurulması gerektiğine dair karar alarak balıkçı tekneleri ile Türkiye’nin güney sahillerine çıkan gençlere bir gemi dolusu silah vererek bir hareket başlatmışlardı. Ve o seferler devam etti.

Denktaş bir gün yazıhanesinde çalışırken ilk silahları taşıyan Erenköy mücahitleri, ki ondan sonra onlara beretçiler adı verildi, Denktaş’la görüşmek istediklerinde düğüm çözülmüştü. Artık bizim de organize bir telkilatımız ve silahlarımız vardı.

Londra ve Zürih anlaşmaları silahları susturmuştu. Kıbrıs Cumhuriyeti bir umutla kurulmuştu. Denktaş hatıralarında anlatıyor...

“Fatin Rüştü Zorlu ile görüşürken anlaşmalara garantörlük maddesinin mutlaka konması gerektiğini istemiştim. Bereket versin ki o maddeyi koydumuşuz.”

Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlüğünü koymamız çok iyi olmuştu. O garantörlük maddesi konmasaydı, Rumlar bizi adada hap gibi yutacaklardı, Girit misali.

Dr. Küçük durumu sezdiği için Makarios’un Anayasa değişikliği talebini reddetmişti. Rumların maksatları, Dr. Küçük’ün veto hakkını elinden almak istemeleriydi.

Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde Dr. Küçük’ün başkanlığında Cumhurbaşkan Yardımcılığı binasında toplanırlardı. O toplantılara malzeme yazırlayanlardan birisi ben, diğeri de Ahmett Fetin Korman’dı.

21 Aralık 1963 tarihi Türkler için kara bir dönemin başlangıcıydı. Rumların en korktuğu politikacı hep Denktaş olmuştu. O nedenle Denktaş BM Genel Kurulunda ateşli bir konuşma yapınca Makarios onu Kıbrıs’a sokmadı ve istenmeyen adam ilan etti.

Denktaş Kıbrıs’a gelemeyince gizli yollardan köhne balıkçı tekneleri ile Kıbrıs’a çıkmayı denedi. Son denemesinde yakalanınca Kıbrıs sürecinde yeni bir dönem başlamıştı. Rumlar bu defa “Geri git ve adam gibi gel” deyince, o da ailesini alarak Kıbrıs’a dönmüştü. O günden bu yana, yani 4 Nisan 1968’den bu yana başlatılan ikili görüşmeler bitmedi. Hala daha o görüşmeler devam ediyor.

Dr. Küçük ve Denktaş bu dünyadan göçtüler ama Kıbrıs meselesi hala kabuk bağlamış bir çıban gibi duruyor.

Esasında kendi devletimizi kurmamı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kimliğimizi ilan etmemiz bizim için yeni dönemin başlangıcı oldu.

Kıbrıs Türkleri bugüne kadar Erhürman da dahil tam altı Cumhurbaşkanı seçti ama Kıbrıs sorunu, Rumların olumsuz tutumları nedeni ile çözülemedi.

Bizi biz yapacak olan yan yana iki egemen devlet formülüdür. Bu formül, bence Erhürman’ın da kafasına yatacak zaman içinde. Çünkü Rumlar, yine aynı Rumlardır. Hiç değişmeyen ve Türklere bir solukluk havayı vermek istemeyen Rumlar bize kendi yolumuzu çizmeye mecbur bıraktı.

Herşeye rağmen Dr. Küçük ve Rauf Denktaş, bize geleceğimizi çizen insanlardır. Her ikisine de Allah’tan rahmet, mekanlarının cennet olmasını dilerim