DOĞU AKDENİZ’DE DEZENFORMASYON KUŞATMASI VE DİPLOMATİK MUKAVEMET

Abone Ol

Doğu Akdeniz jeopolitiği, son dönemde sadece askeri unsurların değil, dezenformasyon ve stratejik iletişim hamlelerinin de çarpıştığı bir rekabet alanına dönüşmüştür. Özellikle Güney Kıbrıs basınında yoğunlaşan asimetrik söylemler, adadaki çözüm arayışlarını uluslararası hukuk zemininden uzaklaştırarak, gerçeklikten kopuk bir egemenlik inşası gayretine hizmet etmektedir.

Güney Kıbrıs'ın yüksek tirajlı yayın organlarından Phileleftheros, son analizlerinde Paris-Lefkoşa hattındaki askeri yakınlaşmayı bölgedeki tek çözüm yolu gibi takdim ederken, aslında adadaki Türk varlığını ve haklarını görmezden gelmeyi hedefleyen bir doktrini savunmaktadır. Öte yandan, radikal çizgideki yayın organları, ELAM lideri Christos Christou’nun "Kuzey’de ne parlamento ne de hukuk düzeni vardır" şeklindeki, mevcut gerçekliği bütünüyle reddeden beyanlarını manşetlerine taşıyarak toplumsal bir dezenformasyon süreci yürütmektedir. Politis gibi mecralarda ise Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile yürütülen diplomatik temaslar üzerinden kurgulanan "stratejik otonomi" iddiaları, bölgedeki dış müdahaleci iştahın modern bir sunumu niteliğindedir.

Ancak Rum basınındaki bu dezenformasyon kuşatması, Lefkoşa’nın kararlı ve vakur duruşuna çarparak dağılmaya mahkûmdur. Rum tarafının attığı her "yok sayma" adımına karşı, Dışişleri Bakanımız Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’nun sergilediği proaktif diplomasi, adadaki eşit statümüzün en büyük teminatıdır.

Sayın Bakan Ertuğruloğlu’nun, özellikle Fransa ile imzalanan ve adanın egemenlik dengelerini sarsmayı amaçlayan SOFA anlaşmasını "yok hükmünde" ilan etmesi, sadece bir diplomatik karşılık değildir; bu çıkış, Rum tarafının medya üzerinden yürüttüğü algı çalışmalarını hükümsüz kılan hukuki bir tespittir. Sayın Bakan’ın, uluslararası platformlarda "Kıbrıs Türk halkının onayı bulunmayan hiçbir imza bu topraklarda hukuki sonuç doğuramaz" şeklindeki duruşu, Phileleftheros’un manşetlerini etkisiz kılan ve Politis’in analizlerini geçersiz kılan bir reel-politik iradedir.

Güney Kıbrıs gazete küpürlerinde tasvir edilen kurgusal tabloların aksine, Doğu Akdeniz’deki asıl gerçeklik, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarından ve tarihsel müktesebatından taviz vermeyen stratejik duruşudur. Bölgesel barış ve istikrarın tesisi, tek taraflı dayatmalarla değil, ancak adadaki iki devletli realitenin ve Kıbrıs Türk halkının eşit uluslararası statüsünün hukuken tescil edilmesiyle mümkün olacaktır.