Devleti çalanlar “organize suç örgütü” olarak yargılanmalı…

Abone Ol

Neydi o; Meclis avlusunda “dalkavukluğun” zirve yaptığı karşılama…

Koskoca Meclis Başkanı, TC Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın neredeyse üzerine atılacaktı…

“Protokol yapmışlar. Yoksa koşup size sarılmak istiyorum” derken, şaşkınlık geçiren konuk, “sarıl oğlum, omzuma yat, dilediğin kadar ağla” diyemedi tabii…

Ziya Bey’i “ağlatan” o duygusallık elbette “anavatan tutkusuyla”yla açıklanabilir…

Bizim “sağ cenahta” bu olağan bir durumdur…

Anavatancı, milliyetçi, dini bütünlük bir “alt kimlik” gibidir…

Bu “zırh”ı giydin mi, ne yaparsan yap, “mübah” sayılmaktadır.

Adamın, İçişleri Bakanı iken “rüşvet” kıvamında dağıttığı vatandaşlıklar, mahkemelerde ballandıra ballandıra anlatılıyor…

İddialar korkunç ve utandırıcı…

Ziya Bey bir eğitimciydi…

Ama partili bir kadına “sahte diploma” sağlamak için emeğini hiç acımadı…

O dönemde sahte diploma veren akademisyenin vatandaş yapılması, 6 ay sonra eşinin vatandaş yapılması, arkasından 4. derece katip olarak Kamu Hizmeti Komisyonu tarafından kadrolu olarak işe alınması…

Serdinç Maypa tüm bunları kanıtlarıyla ortaya koydu…

Hep “iddia” diyoruz ama; ifadeler ve “whatsapp” mesajları polisin elinde…

Nereye kiminle gittiği, kime ne söylediği, kimden ne istediği, kime ne verdiği hepsi kayıt altında…

Açıklamalar yapıyor ama, “incir çekirdeğini doldurmayan” izahatları kimseyi tatmin etmiyor…

Tabii Ziya Bey, devleti “kirletme” projesinde yalnız değil…

UBP’nin bir “menfaat çetesi” gibi çalıştığını, koalisyon ortaklarıyla “üleşme” üzerine bir düzen kurduklarını hepimiz yaşayarak görüyoruz…

Ünal Üstel’in bürokratlarıyla birlikte kurduğu “kirli çark” her tarafa bulaşmış…

UBP’li Başbakan, bazı bakanlar, üst düzey bürokratlar hepsi “çamur”un içinde…

Gerçekten dökülüyoruz…

Siyaset kurumunun zerre kadar “itibarı” kalmadı…

“Devlet” şaibeli mahalle politikacısının elinde, adeta “maskara”ya döndü…

Dışarıdan bakınca; Kıbrıs’ın kuzeyinde “Çağdaş, modern bir toplum”un yaşadığına kimse inanmıyor artık…

Bu yüzden de doğal olarak bizi ciddiye almıyor…

Devam edelim…

“Başbakan” kartviziti taşıyan kişiye bakar mısınız?

Meclis kürsüsünde Devrim Barçın apaçık biçimde sordu:

“Teleferik yatırımında 300 bin Euro rüşvet aldığınız iddiası var. Gel buraya açıkla…”

Başbakan etiketli kişiden “tıs” yok…

Mahkemenin elindeki video görüntülerinde “%20’sini biz aldık %80’ini Başbakan’a verdik” şeklinde konuşmalar var…

Bir de “yargıya tam yetki verdik” demesin mi?

Belli ki, ne devletten ne hukuktan ne de anayasadan haberi var…

Bir de “etrafına” bakalım…

Adamın etrafında, neredeyse “rüşvet”le suçlanmayan hiçbir bürokrat kalmadı…

Al birini, çal ötekine…

Dört yıllık müsteşarı, yani 1. adamının marifetleri saymakla bitmez…

Rüşvet almak…

Rüşvet teklif etmek…

Rüşvet vermek…

Görevi kötüye kullanmak…

Kanunsuz silah tasarrufu…

Rüşvet tutarları ise havada uçuşuyor…

220 bin Euro, 35 bin Sterlin, 100 bin Euro…

Polis tam mesai yapıyor bu adamların iddia edilen “pisliklerini” mahkemeye sunmak için…

Çifte “müsteşar”lı Başbakan’ın öteki müsteşarına gelince…

Ülkeden ihraç edilen birinin yasağının kaldırılması için adamlarının rüşvet talep ettiklerine ilişkin video var…

Aynı adam 2022’de de “yasaklı” imiş, o zaman işini “bir şekilde” halletmiş…

Tekrar gelmiş ülkemize, bir suç daha, yeniden deport edilmiş…

Eski senaryo yeniden tekrarlanmış: “Ver 1.5 milyonu, işini halledelim” demişler…

Aynı “müsteşar”ın Çalışma Bakanlığı’nda da “vukuatları” var…

Birçok firmadan yabancı işçi getirmek amacıyla ön izin verilmesine karşılık rüşvet aldığı

iddiaları var…

Onlar da hep yüksek rakamlı “rüşvet”ler…

Başbakan’dan gene “tıs” yok…

Tam 2 ay sonra, kamuoyu baskısı karşısında “görevden almak” zorunda kalıyor adamlarını…

Gelelim Serdinç Maypa’nın “paçaçulli” dediği Nazım Çavuşoğlu’na…

Onun da “skandal”ını ortaya çıkardı Serdinç Maypa…

İçişleri Bakanı olduğu dönemde İstanbul Üniversitesi ile işbirliği protokolü imzalamış. Oğlunu da bu protokolle Hukuk Fakültesi’ne burslu olarak yerleştirmiş. 3 yıl sonra Rektör değişmiş, protokol iptal edilmiş ve oğlu da okuldan atılmış. Oğlunu okula geri aldırmak için de Türkiye’de mahkemelerde uzun süre koşuşturmuş.

Bakan Bey’in oğlu, TC mahkeme kayıtlarına “hileli kayıt” diye geçmiş.

Tam bir “görevi istismar” suçu…

Devam edelim…

UBP-DP-YDP Hükümeti’nin müsteşarları yanında, devletin en “saygın” olması gereken kurumlarına atanan kişiler de “cılk” çıktı…

Aynı “camia”dan cami ve namaz aşıkı Başbakanlık Denetleme Kurulu Başkanı,

Eşine devlet arazisi tahsis eden İskan Komitesi Başkanı,

İşadamları arasında gidip gelen, dudak uçuklatan miktarlarda rüşvet almakla suçlanan, tutuklanan, İhale Komisyonu Başkanı…

Hepsi de ağırlıkla “rüşvet”le suçlanıyor…

Topu birden devlet içinde “suç örgütü” gibi bir görüntü veriyor…

Kısacası; buradaki “devletçik” siyasette “ayrı devlet” talep edenlerin ellerinde maskara oldu…

Haydi Ziya Bey; hemen polise git ve gönüllü ifade ver…

Arkasından da evinin yolunu tut…

Ünal Bey, CTP’nin “26 Nisan’da erken seçim yapalım” önerisine “evet” demekten başka bir çıkış yolu kalmadı…