Çok eski zamanlarda dünyanın tam ortasında, bir kocaman “çivi” olduğuna inanılırdı.
Dünya, bu çivi ile gökyüzüne bağlanırdı…
Bu “çivi”nin yerinden çıkması, “kıyamet” gününün geldiği anlamını taşırdı.
İşte şimdi; tam da o noktaya doğru hızla yol aldığımız görülüyor…
Dünyanın en büyük “deli”si, en büyük “çekiç”le, dünyanın çivisini yerinden sökmek üzere…
ABD Başkanı Donald Trump, 21. yüzyılın en büyük deliliğini yaparak kanımızı dondurdu…
Amerikan askerleri, BM üyesi bir devletin; Venezuella’nın Cumhurbaşkanı Nikolas Maduro’nun “yatak odası”nı bastı. Onu eşi ile birlikte kelepçeleyerek ayağında terlikleriyle ABD’ye kaçırdılar ve New York’ta dün mahkeme önüne çıkardılar.
Bu ülkenin eski başkanları; adam kaçırma, ülke basma konularında hayli tecrübe sahibi…
Ancak eski başkanlar bu işleri “gizlice” yapıyorlardı…
Ancak Trump “Dünyanın çivisi çıktı” dedirten bu kanlı operasyonu “gururla” ballandıra ballandıra anlatıyor ve bundan müthiş bir keyif alıyor.
Pespaye bir “haydut dili” ile devlet terörizmini övüyor.
“Çete lideri” gibi hava basıyor, gözdağı veriyor, dünyaya korku salıyor…
Ne yazıktır ki; küstah, kabadayı, kavboy, zorba gibi ifadeler; ABD’nin bu yeni “politik yüzü”nü tarif etmekte yetersiz kaldı…
Trump; bu yeni tarz silahlı darbenin gerekçelerine eski başkanlar gibi sığındı ama niyetini de çok “net” biçimde ortaya koydu…
“Venezuella’yı artık biz yöneteceğiz” dedi…
Dünyanın en büyük petrol rezervlerine bir anda çöktü…
Üstelik “Bunlar bizim petrolümüz” diyerek, Venezuela halkının yegâne servetini elinden aldı.
Yalnızca o da değil…
Nadir bulunan elementler ve özellikle altın ve Lityum gibi madenleri de ABD şirketlerine peşkeş çekeceğini bağıra bağıra dünyaya ilan etti.
Böylece 2 Ocak 2026’dan itibaren “yeni dünya düzeni”ne giriş yapmış olduk…
Artık; Birleşmiş Milletler diye bir örgütten söz edilemez.
“Uluslararası hukuk” diye bir şey kalmadı.
Ülkelerin egemenlik hakları yok…
Halkların kendi kaderini tayin hakkı yok…
Artık dünya “şiddet”in, kaba gücün, savaş araçlarının egemenliğine terk edildi…
Bu kanlı saldırı; 1939’da Hitler’in Polonya’yı işgaline ne kadar da benziyor…
Ancak 1945’te Almanya yenilmiş, Hitler intihar etmişti…
Peki şimdi Trump’ı durduracak, o zamanki dünya gibi bir “dünya” var mı?
“Yok böyle bir dünya” desek de, halkların savaşımı elbette durmayacak…
Venezuella halkı; sömürgeci İspanya’ya karşı bağımsızlık savaşı vermiş, kahraman bir halktır…
Trump’a “pabuç” bırakacağını sanmıyorum.
Venezuella özellikle Hugo Chavez döneminde (1999-2013) büyük bir “devrim” yaşadı.
Chavez, 5 Mart 2013’te ölümüne kadar ülkeyi 14 yıl yönetti.
Latin Amerika’da, sömürgeciliğe karşı bağımsızlığın öncüsü Simon Bolivar’ın anti emperyalist, ABD karşıtı ideolojisini 20. yüzyıla taşımış, gerçek bir sosyalistti…
Petrol, elektrik ve telekomu devletleştirmiş, petrol gelirleriyle fakirliği yenmeyi, refahı tabana yaymayı başarmıştı.
Marksist değildi. Ama Marksizm’den güçlü biçimde etkilenmişti.
Adeta bir “petrol sosyalizmi” kurmuştu.
Chavez, “Petrol, yoksulların doğal hakkıdır.” diyordu.
İşte bu yüzden Trump, emperyal gücünü kullanarak bu petrolü yeniden ABD’li şirketlere “geri vermek” istiyor.
ABD’de esir tutulan Başkan Maduro, kendisini “Chavez’in oğlu, mirasçısı” olarak görüyordu ama, Chavez’in gölgesinde olsa da, ideolojisinden epeyce uzaklaşmıştı.
Maduro zamanında petrol fiyatlarının düşmesi, üstelik ABD’nin koyduğu ağır yaptırımlar ve hiper enflasyon; kıtlık ve göç dalgası yarattı.
Milyonlarca Venezuellalı ülke dışına göç etti.
Maduro dönemi “demokrasi” açısından Chavez dönemine göre daha “otoriter”di. Medya ve muhalefet kendisini “ağır baskı” altında hissediyordu. Hatta son seçimler (28 Temmuz 2024) oldukça tartışma yaratmıştı. “Adil ve şeffaf olmadığı” ileri sürülüyordu.
Şimdi soru şudur: Trump; Venezuella’nın bu “iç zafiyetinden” de yararlanarak petrollerine ve doğal zenginliklerine çökebilecek mi?
Maduro’dan hoşnut olmayan, yurt dışında yaşayan bir nüfus var ama, Maduro’yu destekleyen de bir ordu, onun yanında yargı sistemi ve devlet kurumları var.
Özellikle komşuları, Latin Amerika ülkeleri ne yapacak?
Sıranın kendilerine gelmesini mi bekleyecek?
Bu ülkenin dostları olan Rusya, Çin ve İran uzaktan mı bakacak?
Trump’ı durdurabilecek bir “dünya” oluşur mu?
Yoksa; sıra Grönland’a, Küba’ya hatta Kanada’ya mı gelecek?
Bir “voyvodalık” düzeni mi kurulacak dünyada?
Ülkeler yalnızca “silahlanma” yarışına mı odaklanacak?
“O yaptı, ben neden yapamam” mı diyecek güçlü devletler?
Güçlünün zayıfı ezmesi, teslim alması, korkutması yeni dünya düzeninin eksenini mi oluşturacak?
Bunların hiçbirisi bilinmiyor. Ancak şurası kesindir ki, bugünden itibaren daha “istikrarsız” bir Latin Amerika olacak…
Ortadoğu’da parçaladığı devletler gibi orada da bu alışkanlığını sürdürecek.
Bir de şu: Halklar “gonnara” yemez… Kendi liderini yaratır, direnir ve Trump’a dünyayı dar eder.
Amerika; Vietnam’da, Afganistan’da dersini alamadıysa, Latin Amerika’da mutlaka alır…