Ne demişti CIA’nın eski elemanı, Türkiye İstasyon Şefi Henry Barkey?
Türkiye Anayasası’nın özellikle ilk üç maddesini, yani özde Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü hedef alarak, “Bu anayasa değişmeli” demişti, 2009’da BBC’ye verdiği röportajda…
TC Anayasası’ndaki 4. Maddeye göre, devletin bütünlüğünü ve hukuki yapısını garanti altına alan ilk üç madde değiştirilemez, değiştirilmesi de teklif edilemez.
Ama bizim Henry “bu olmaz kardeşim, bu maddeler burada durdukça biz Türkiye’yi istediğimiz gibi parçalayıp, bölemeyiz” dedi…
Bu arada, bizim “Henri” çok da iyi Türkçe konuşuyor, hatta sanırsınız ki anadilidir…
Yüz yıllık Türkiye Cumhuriyeti varlığının sebep olduğu karın ağrısı bugün de devam ediyor.
Herifler Anayasa’yı değiştiremedi, ama kılcal damarlarına sızarak, omurgasını felç etti, üstten güreşeceğine, hedefe tümden saldıracağına, alttan güreşmeyi, hedefi paçasından tutup da yere sermeyi tercih etti... En nihayet, emirleri altındaki Truva atları sayesinde başardılar da…
Nasıl mı?
Anlatalım.
TC Anayasası’nın 79. Maddesi Yüksek Seçim Kurulu’nun yetki, işlev ve karar süreçlerini düzenliyor… 79. Madde diyor ki;
“Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçim tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur. Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.
Son cümlede açık ve seçik şekilde belirtilen ifade, “Yüksek Seçim Kurulu’nun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz” İfadesi, ki bu ifade Anayasal hükümdür, yine açık ve seçik şekilde YSK kararlarına karşı bütün hukuki olan veya olmayan süreçleri yetkisiz ve etkisiz kılar…
Şimdi gelelim filmin kılcal damarlara uzanan devamına…
Ta en başından beri BOP’un köşe taşlarından biri olduğu ve CHP’nin başına alengirli oyunlarla ve entrikalarla sırf AKP’nin yolunu açmak için getirildiği apaçık ortada olan Kemal Kılıçdaroğlu isimli zat, tamamen alengirli bir entrikayla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi olan ve yüz yıllık süreçte de ayakta kalmayı başarabilen CHP’nin başına getirildikten sonra BOP’un Ortadoğu’daki eşbaşkanı olduğunu iddia eden AKP iktidarının devamı için elinden geleni yapmış, çantada keklik olan 13 tane seçimi ardı ardına ve göz göre göre AKP’ye hediye etmiştir.
Kısacası, emperyalizmin doğu Akdeniz coğrafyasının karşısında tek başına dikilen Türkiye ve Türkiye’nin bir türlü yıkamadıkları, her seferinde ayağa kalkmayı başaran ve Türkiye’yi koruma, kollama görevine devam eden kurucu partisi CHP’nin başına bir Truva atı geçirilmişti ve CHP seçmeninin bir kısmı büyük resimdeki entrikayı görememiş, bir türlü uyanamamıştı…
Uyandığı zaman ise kabustan kurtulmaya çalışmış ama CHP içindeki Truva atları da anında faaliyete geçmişti.
AKP’den CHP’ye yamalanmış zatlardan biri ve kime hizmet ettiği pek anlaşılamayan (aslında her şey ayan beyan ortada ve apaçık) bir başka zat, ki bu da İzmir CHP delegesi, gidip Özgür Özel’in CHP genel başkanlığını kazandığı kurultaya karşı dava açıyorlar ve kurultayın geçersiz kılınmasını talep ediyorlar, gerekçeleri de bazı delegelerin Özgür Özel’i desteklemek için rüşvet almış oldukları iddiası…
Davayı ilk açtıkları yer olan Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi yapması gerekeni yapıyor ve davayı anında reddediyor ve iptaline karar veriyor…
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi ise, 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını kaldırarak, Özgür Özel'in seçildiği 4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Kurultay hakkında "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) kararı veriyor ve Anayasa’yı ve YSK yetkilerini filan çöpe atıyor, AKP hükümeti de bu kararı tanıyor, yani AKP iktidarı Anayasa’yı ve YSK’nın Anayasal yetkilerini de görmezden geliyor.
YSK’nın konu ile ilgili olarak basına yaptığı açıklama pek ortalıkta görülmedi, basında yer bulmadı, zar zor ulaşabildik… Sanki da özellikle yayılmaması için birileri çaba sarfetti… Özetle, YSK dedi ki, bizim kararımız geçerlidir, kesindir, alt mahkemenin kararı bizi bağlamaz, ama alt mahkeme kararı üzerinde de herhangi bir yaptırım yetkimiz yoktur…
Anayasa’ya ve YSK’nın görev ve yetkilerini belirleyen özel yasaya baktığınızda, YSK’nın görev ve yetkileri zaten net şekilde belirlenmiştir, bu yetkilere kimse karışamaz, sorgulayamaz, kararları ise kesindir.
Amma ve lakin, kaosu kaosla beslemeyi adet haline getirmiş olan AKP iktidarı, sırf rakibinin elini zayıflatsın diye bunu da yüzüne gözüne feci şekilde bulaştırmayı becerdi.
Yani, netice olarak, yargı tiyatrosundaki süreç bilinçli şekilde şu şekilde işledi(işletildi); hiyerarşik sıralamadaki onbaşı, genel kurmay başkanlığının kararını tanımıyor, kendi bildiğini okuyor, hükümet da onbaşının kararına uyuyor, onbaşının kararı tamamdır, onbaşının dediği gibi yapılsın, onbaşının emirlerine uyulsun diyor… Hesap bu hesap, hadi alın da bozdurup bozdurup harcayın…
Tam bir körler sağırlar birbirini ağırlar tiyatrosu…
Sadece bütün dünyaya rezil olduğumuzla kalmadık, bu süreç Türkiye’yi dünyadaki en güvensiz ülkeler çukuruna soktu, üstüne de beton dökülmesini sağladı…
Amma ve lakin, sayın AKP hükümetinin rakibinin ayağının altına sabun atarken hesaplamadığı bir şey de oldu, bu süreçte hem CHP oylarını dikkate değer şekilde artırdı, hem de yargı ve hukuk sisteminin kendi içindeki rahatsızlık hat safhaya ulaştı.
Nitekim, YSK kararı açıklanırken kararı açıklayanların suratlarından düşen bin parçaydı.
Bütün bu yaşananlar sıradan, basit bir sürecin değil, tamamen önceden tasarlanmış, hesaplanmış, kitaplanmış bir sürecin, bir “üst akılın”, yani, özetle, tamamen ciasal taktiklerin sonucudur.
AKP iktidarının aklı bu kadar alengirli işleri çevirmeye yetmez, aksi takdirde kendi sonunu gelmesini çabuklaştıracak adımlar atmazdı…
Bu tür işler “üst akılın ve kuklalarının” işleridir, marifetleridir.
Öte yandan, Truva atı bay Kemal feci şekilde çuvallayınca, tüm CHP kendisine ve çetesine sırtını dönünce, kendisine sırt çevirenleri, yaptıklarını hoş görmeyenleri Fetöcülükle suçladı, iyi mi!!!
Bunu AKP bile yapmaya cesaret edememişti…
Bay Kemal’in ve çetesinin yaptıkları aslında ilk bakışta çok büyük bir kötülükmüş gibi görünüyor, aslında öyle de…
Ama, bir de şu gözle bakın; bu sürecin sonunda, elabaşı da dahil olmak üzere, CHP içindeki bütün Truva atları ve bu Truva atlarının kime hizmet ettiği deşifre oldu, bu da CHP’nin gerçekten bir arınma sürecine girmesini başlattı…
Bu vakitten sonra artık CHP’nin içine kolay kolay bir Truva atı sokulamaz.
Eğer AKP yargı eliyle ve Truva atlarının marifetiyle işi uzatacak ve baskın bir seçimle yeniden iktidarda kalmayı deneyecekse, ki bunu yapacakları da aşikardır, CHP’nin A ve B planları da olmalı ve anında devreye girebilmelidir.
Bu vakitten sonra, CHP’nin kimin kontrolünde olacağından ziyade, milli iradenin kimin, hangi oluşumun etrafında ve nasıl toplanacağı önemlidir.
Uluslar arası siyaset tarihine bakıldığında, bu gibi durumlarda kendiliğinden ortaya çıkan ve güç birliğine giden oluşumlar her zaman başarılı olmuşlardır.
Bu yüzden, başta Özgür Özel cephesi olmak üzere, İyi Parti, Zafer Partisi ve diğer küçük oluşumlar bir “Milli Cephe” oluşturmak için acilen bir siyasi koalisyona yönelmeli ve güç birliğine gitmelidir…
Doğu Akdeniz coğrafyasında olanlara büyük resimden baktığınızda, Türkiye emperyalizmin nihai hedefidir…
Suriye’nin başına, biri radikal İslamcı geçinen, diğeri etnik terör örgütü olan, her ikisi de insanlık tarihinin gördüğü en vahşi katillerden oluşan, her ikisi de ciasal emperyalist taktiklerin eseri olan iki çapulcu ordusu getirildi…
İran’ın başındaki emperyalist icadı siyasal islamın en kötü, en vahşi temsilcilerinden olan molla rejiminin elebaşları çizgiden çıkınca, yani İsrail için bir tehdit oluşturunca, kafaları çatır çatır koparıldı ama canları tümden alınmadı, tümden yok edilmediler, uzatılan ve soğuk savaş tipine evrilen savaşta ise, bilinçli olarak artırılan petrol fiyatları yüzünden emperyalizmin enerji şirketleri trilyonlarca dolar kar elde ettiler, başta ABD şirketleri ve ABD olmak üzere, fahiş enerji fiyatları sayesinde emperyalizmin ağababaları zenginleşirken, dünyanın geri kalanı fakirleşti ve durum aynen devam ediyor…
Emperyalizmin ağababaları resmen, göz göre göre, bile bile kullanışlı düşmanlar olarak yarattıkları siyasal İslam aparatları üzerinden dünyanın aklıyla alay ediyor…
Sıradaki hedef, ve nihai hedef olan Türkiye’de ise, BOP’un aparatı olduğunu en başından iddia ve ifade eden AKP tayfası ise, tamamen ciasal taktiklerle Türkiye’yi kaostan kaosa, kötülükten kötülüğe sürüklüyor…
Ciasal taktiklerle Türkiye’yi istila eden, Türkiye’yi dünyanın en büyük açık hava mülteci kampına çeviren en az 15 milyon mülteci ve sebep oldukları ekonomik, sosyo-kültürel yıkım; Ciasal taktiklerle siyasal islamın aparatı olarak yaratılan tarikatların, cemaatların ve Türkiye’nin içine doluşan envai tür terör örgütlerinin sebep olduğu yıkım; Ciasal taktiklerle yaratılan PKK ve yardakçılarının sebep oldukları ekonomik, ulusun ayrışmasına, ırkçı düşmanlığa dönüştürülen sosyo-kültürel yıkım, terörle mücadele adı altında yitip giden trilyonlarca dolarlık maddi yıkım, ve 50 bini aşan masum insanın katlinin sebep olduğu toplumsal travmanın sebep olduğu manevi yıkım; Türkiye’yi bir uçtan öteki uca istila eden uyuşturucu çetelerinin, haydut çetelerinin yarattığı toplumsal travma; Türkiye’yi çepeçevre kuşatma altına alan Yunanistan, Suriye’deki terör artıkları, İran’daki molla rejiminin desteklediği tarikatlar, cemaatlar ve radikal İslamcı terör örgütlerinin sebep olduğu tehlikeler… Bütün bunlar AKP’nin ülke içinde yarattığı kaosları, sorunları başka kaoslar, başka sorunlar yaratarak örtbas etme taktikleriyle ikinci plana düşürüldü…
AKP iktidarı ciasal taktiklerle oltayı muhalefetin çenesine geçiriyor, muhalefet de sürekli saldırıda olması gereken yerde, sürekli savunmada olarak, bulanık denizlerde sürükleniyor…
Gelelim Türkiye’deki muhalefetin en büyük zafiyetine; Türkiye’yi 25 yıldır “mutlu ve kendi içinde iyi organize olmuş bir azınlık” yönetiyor… AKP-MHP ikilisinin toplam oyu şu anda yüzde 35i geçmiyor, ama bu yüzde 35 kendi aralarında iyi kenetlenmiş, iyi organize olmuş durumda…
Karşılarındaki yüzde 65 oya sahip çoğunluk ise, kendi aralarında birlik olamadıkları, bölündükleri, kapris ve hırslarıyla boğuştukları için bir türlü rakip azınlığa üstünlük sağlayamıyor…
Çoğunluğun en büyük hatası, rakip azınlığı destekleyenlerin zihniyetini değiştirmeye uğraşmak!!!... Halbuki çoğunluk, rakip azınlığın zihniyetini değiştirmeye uğraşacağına, kendi zihniyetini değiştirse, şımarıklığı, ben merkezli siyaseti ve bencilliği bir kenara bıraksa, ve rakip azınlığın yöntemini uygulasa, yani birleşse, rakip azınlığın 25 yıllık hegemonyası anında bitecek…
İktidarı elinde tutan azınlık, bugün sokağı tamamen kaybetmiş durumda… Sokağı ele geçirmiş olan çoğunluk ise, hala rakip azınlığı destekleyen vatandaşın fikrinin değişmesini bekliyor…
Bu mümkün değildir, iktidarı destekleyenler bir saadet zincirinin parçasıdır ve iktidardan gittikleri anda her şeylerini kaybedeceklerinin bilinciyle davranıyorlar, güçleri azaldıkça daha da hırçınlaşıyorlar… Şunu bir kenara not edin; AKP-MHP ikilisi ve destekçileri iktidarı kaybetmek yerine, gerekirse tüm ülkeyi yangın yerine çevirirler, biz batarsak, biz kaybedersek, bizimle beraber herkes batsın, herkes kaybetsin derler…
Cisimsel varlığı ve fikirsel zihniyeti ciasal taktiklerle yaratılan ve günün sonunda herşeyini kaybedeceğini anlayan bir yaratık, artık bir intihar bombacısından farksızdır ve elindeki tüm imkanları kullanarak, kendini de yok etmek pahasına, çevresindeki her şeyi ve herkesi yok etmeyi göze alır…
Eğer 50 yıldır doğu Akdeniz coğrafyasında yaşananlardan hala ders çıkarmamışsanız, artık boşuna uğraşmayın, ders çıkaramazsınız ama ciasal düzenbazlar düzeni sizin canınızı içinize soktuğu Truva atları sayesinde söke söke çıkarır…
Zaten çıkarıyor da…