Cadı kazanında danışıklı dövüşler

Abone Ol

İsrail’de sıfırı tüketmiş Netanyahu’nun koltuktan ilelebet gitmesine tam bir hafta kalmıştı ki, Hamas denen ABD icadı (daha doğru bir ifadeyle, ABD’deki Rum-Yunan-Ermeni lobisinin icadı, Yahudi lobisinin de kullanışlı düşmanı) siyasal İslamcı çapulcu sürüsü 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail’in sınır köylerine Ortadoğu tarihinin en kanlı saldırılarından birini yaptı, akıl almaz bir katliam gerçekleştirdi.

Neticesinde, hem Netanyahu koltuğunu korudu, hem de İsrail yaptığı misillemeyle Gazze’yi yerle bir etti, üçte biri çocuk, en az 75 bin insan öldü, en az bir milyon insan da evsiz barksız kaldı.

Şimdi Netanyahu’nun koltuğu yine tehlikede…

Netanyahu, ABD emperyalizminin, daha doğrusu ABD siyasetinde hakim olan iki büyük güçten birinin, Yahudi lobisinin, kıymetlisi, gözdesi…

Ortadoğu’da, Afrika’da ve Asya’da insanlığın başına bela olan ve envai tür örgüt adı altında faaliyet gösteren siyasal İslam çapulcularını yaratan zihniyet Rum-Yunan-Ermeni lobisidir, İsrail lobisi için de bunlar kullanışlı düşmandır…

İşin özünde, İran’dakiler dahil, siyasal İslamın aparatı olan çapulcu tayfası ve PKK, Hizbullah gibi insanlığın gördüğü en vahşi terör örgütleri dosdoğrudan Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak ve ihtiyacı olduğunda İsrail’e müdahale alanı açmak için yaratılmıştır, bu kadar basit…

Ancak, ilerleyen zamanda, görüldü ki Atatürk Türkiyesi’ni ve Türk milletini ayak oyunlarıyla yıkmak o kadar da basit değilmiş, İsrail de kolay yenilir yutulur lokma değilmiş…

Yahudi lobisi, rakibi olan RYE lobisi ile gündüz güç kavgası ederken, işine geldiğinde geceleyin hırsızlığa beraber çıkmakta hiçbir tereddüt göstermedi.

Hoş, çevresi tamamen ölümüne düşman Müslüman ülkelerle çevrilmiş, tarih boyunca horlanmış, milyonlarcası dehşetli bir şekilde katledilmiş, ataları vahşeti en uç noktasına kadar yaşamış ve tamamen yok olma noktasına gelmiş, şu andaki nüfusu eni topu 8 milyon bile olmayan, dünya üzerindeki nüfus oranı göldeki bir damladan farksız olan bir avuç Yahudi’nin hayatta kalabilmek için düşmanlarına karşı yaptıklarını kim olsa yapardı…

Müslüman ülkelerin nüfusuna bakıldığında, tükürseler boğacakları bir avuç Yahudi hem dünyanın en güçlü ülkesini avucuna almış, hem çevresindeki bütün Arap ülkelerini ezip elemiş, hem Avrupa’da ve dünyada çok güçlü ekonomik, teknolojik ve siyasi yapılar kurmuş ve etkin olmuş, ve ayrıca, dünyanın en korkulan ve en etkin istihbarat örgütüne de sahip bir topluluk…

Dünya üzerindeki nüfusları ise İstanbul’un nüfusunun yarısı kadar bile değil…

Ama, gelin görün ki, düşmanlarını acımasızca dövüyor, öldürüyor, yok ediyor.

Gösterdiği acımasızlık İsrail için bir mecburiyet, “kullanışlı düşmanları” fırsatı yarattıkları anda o fırsatı tepe tepe kullanıyor…

Nüfusu az, ama önümüzdeki yüzyıllarda nüfusu artacak, toprak olarak adım adım genişleme ihtiyacı duyacak…

İlk alacağı toprak Suriye’dir… Suriye, görünen o ki, eninde sonunda doğrudan İsrail ile Türkiye arasında bölüşülecek, hiç kaçarı koçarı yok…

Başını ABD’nin çektiği, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi emperyalist devletlerin de oluşumuna katkı koyduğu, vahşette sınır tanımayan cihatçı çapulcular sürüsünün Suriye’nin başına getirilmesi, Rusya’nın kankası Esad’ın ayak oyunlarıyla devrilmesi, PKK’nın Suriye’deki müsveddesi YPG’nin kendini feshettiğini açıklaması doğal bir sürecin sonucu değildir… Bütün bunlar tamamen danışıklı bir dövüşün sonucudur ve süreç bitmemiştir.

Suriye’nin başında oturan çakma hükümet müsveddesi şu an tamamen İsrail’in Ortadoğu’daki yayılmacı politikaları için bir basamak görevi görmektedir, son kullanım tarihi geldiğinde, Hamas’ın başına gelenler şu an Suriye’nin başında oturan HTŞ çapulcularının da başına gelecektir, kaçınılmaz son olarak…

İsrail’in ikinci hedefi, İsrail için stratejik açıdan hayati öneme sahip Kıbrıs’ta yerleşebildiği kadar yerleşmektir.

Bu yüzden de, son 15 yıldır Kıbrıs’ın hem kuzeyinde, hem de güneyinde yoğun bir yerleşim ve mal edinimi faaliyeti sürdürülüyor, üç kuruşluk mallar, araziler otuz kuruşa satın alınıyor, bu şekilde İsrail’e çok yakın olan ikinci bir “güvenli vatan” oluşturuluyor.

Bu arada, İsrail son üç sene içinde Ortadoğu’da kendisine dert çıkaran ve yok etmekle tehdit ettiği örgütlerin ve devletlerin tüm liderlerini ve elebaşlarını ya doğrudan kendi müdahalesiyle, ya da ABD’nin yardımıyla yok etti.

Geriye bir tek, İsrail’in en başından beri varlığından çok da hoşnut olmadığı, son birkaç yılda ise sürekli sürtüştüğü Türkiye’deki iktidar kaldı…

İsrail’in askeri teknoloji altyapı, güçlü istihbarat altyapısı ve hava kuvvetleri gibi bazı konularda Türkiye’den üstünlüğü olsa da, genel yapısı itibariyle dünyanın en güçlü dokuzuncu ordusuna sahip ve bir seferberlik anında milyonlarca kişiyi silah altına alabilecek durumda olan Türkiye’nin kara kuvvetleri ile baş edebilmesi mümkün değildir.

Dolayısıyla, İsrail’in Türkiye ile bir sıcak savaşa tutuşması kendisi açısından çok da akıllıca olmaz.

Amma ve lakin, İsrail özellikle şimdiki iktidara karşı savurduğu tehditlerin altını da boş bırakacak değildir.

ABD ve Avrupa üzerinde kurduğu siyasi, teknolojik ve ekonomik gücü kullanarak, ezeli ve ebedi rakipleri RYE lobisiyle de çıkar ortaklığı yaparak, Türkiye’yi tam bir kıskaca alacak, Türkiye’deki iktidarın sonunu getirmek için elinden geleni yapacaktır…

İsrail’in 2017’den beri Rum tarafına askeri destek vermesi, Rum tarafının kara kaşını, kara gözünü pek sevdiğinden değildir… Bu, tamamen bir çıkar ortaklığının sonucudur.

Ateşle oynadığının farkında olmayan Hristodulis’in kapıyı sonuna kadar açmasıyla, Fransa ve ABD de ipini koparmış, Kıbrıs’ın güneyine dalmış, emperyalist emelleri için genelde RYE lobisiyle, özde ise Rum tarafı ile uzun vadeli bir çıkar ortaklığına girişmiştir.

Bu şartlar altında, son birkaç yılda gerek ABD senatosunda, gerekse AB parlamentosunda Türkiye karşıtı lobicilik faaliyetleri son derece artırılmış, özellikle Kıbrıs sorunu üzerinden Türkiye akıl almaz bir iftira kampanyasıyla karşı karşıya kalmıştır.

Rum-Yunan ikilisi, 74’den sonra 50 yılda yapamadıklarını, AKP iktidarı döneminde adım adım gerçekleştirmişlerdir.

AKP iktidara gelir gelmez, önce Rum tarafı AB’ye girmiş, sonra Ege’de Türkiye’nin dibindeki adaları işgal etmeye, askerle doldurmaya başlamıştır.

Birkaç yıl sonra patlak veren Arap Baharı sürecinde ise, Türkiye milyonlarca Suriyeli’nin göçüne maruz kalmış; PKK çapulculuğu ve bölücü terör eylemleri yetmezmiş gibi, bir de son yıllarda ABD-NATO emperyalizminin icadı cihatçı terör örgütlerinin istilasına uğramış, arkasından da Afganistan’da Taliban’ın iktidara gelmesiyle, İran’daki molla rejiminin de yardımıyla, milyonlarca Afgan’ın istilasına uğramıştır.

Rusya ile Ukrayna arasında başlatılan savaşta, Rusya’nın dikkati başka yöne çekilirken, Ortadoğu’da İsrail’in güvenliğini sağlamak için İran darmadağın edilmiş, İsrail’in güvenliği sağlanırken petrol fiyatlarıyla feci şekilde oynanmış, savaş bahanesiyle yapılan spekülasyonların neticesinde ABD petrol şirketleri aracılığıyla ABD’nin cebine trilyonlarca dolar akmıştır, hala da akmaya devam etmektedir…

Ukrayna ve İran savaşları neticesinde petrol üzerinden yapılan dehşetli vurgunlar neticesinde, silah teknolojisine de payı verilmiş, silah teknolojilerinin gelişimi de sekteye uğratılmamıştır.

İki ülke veya iki güç arasında basit bir savaş gibi görülen bir çatışmanın siyasi ve ekonomik çıkar denklemleri sıradan insanların aklının alacağından çok daha fazladır.

Bu süreç, sadece ekonomik anlamda değil, siyasi anlamda da hazırlıksız yakalanan, terör ve göç belasıyla neredeyse elli yıldır uğraşan Türkiye’yi ekonomik olarak tamamen çökertmiştir, uluslar arası siyasette ise elini kolunu bağlamıştır.

AKP iktidarı süresince gündemden hiç düşmeyen içteki siyasi kaos da duruma eklenince, Türkiye Cumhuriyet tarihinin en kırılgan dönemine girmiş oldu…

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın “siz en iyisi Türkiye Cumhuriyeti’ni boşverin, Osmanlı kafasına dönüş yapın” mealindeki pervasız ve maalesef ki karşılıksız kalan sözleri apaçık bu kırılganlıktan cesaret alınarak söylenmiştir.

Yani, neticede, Türkiye şu anda RYE lobisiyle Yahudi lobisi arasında iki ateş arasında kalmış durumdadır ve İsrail tarafından da aleni şekilde tehdit edilmektedir…

AKP ise, önceliğini farklı noktalarda yoğunlaştırmıştır… AKP iktidarı memleketin ekonomik ve teknolojik kalkınmasına kafa yoracağına, mafya müsveddelerine teslim olmuş sokakları temizlemekle uğraşacağına, sağlık ve eğitim sistemlerini çağdaşlaştırıp, halkın yaşamını kolaylaştıracağına, ülkeyi istila eden ve kanını emen göçmenleri geri göndereceğine, bir taraftan 50 binden fazla insanımızı, askerimizi katleden terörist yapıyı meşrulaştırma ve onların da yardımıyla iktidarda kalabilme derdine düşmüş durumda, diğer taraftan ise RYE ve Yahudi lobilerinin kıskacına girmiş durumdadır…

Türkiye gerçek anlamda İsrail için asla bir güvenlik tehdidi oluşturmaz, bu aslında bilinen bir şey…

Ancak, Netanyahu’nun koltuğunu korumak için yeni “yapay güvenlik sorunlarına ve algı operasyonlarına” ihtiyacı var…

Gelin görün ki, palavra yarışında şampiyonluğu kimselere kaptırmayan bizim siyasi cenahta, RYE lobisiyle İsrail’in atacağı adımları önceden hesaplayıp da tedbirini alacak, bu ikilinin hesaplarını daha başlamadan alt üst edecek kapasitede yöneticiler yok… Tek bildikleri ve en iyi yapabildikleri şey, savunmada kalmak…

Bugün 26 Ağustos… Türk milletinin gelmiş geçmiş en büyük ve tek lideri, insanlık tarihinin de gelmiş geçmiş en saygı duyulan lideri ATATÜRK önderliğinde başlatılan Kurtuluş Savaşı’nda eşsiz bir kurtuluş ve diriliş destanının yazıldığı, Türk milletinin küllerinden dirildiği, tarihin en büyük emperyalist devletlerini dize getirdiği, dünya tarihini sonsuza dek değiştirdiği ve dünya tarihine adını altın harflerle yazdırdığı gün…

Korkunç yokluklar içinde olmasına rağmen 26 Ağustos’ta Türk milleti ayağa kalkmayı, yurdunu işgal eden düşmana karşı saldırıya geçmeyi, düşmanı denize dökmeyi, yurdunu kurtarmayı, bütün dünyaya da haddini bildirmeyi, devletini ve sınırlarını da kabul ettirmeyi bilmişti…

Bugünse, o sınırlar kevgire dönmüş durumda, TSK’nın kafasını defaeten ezdiği emperyalist icadı teröristlerin ve elebaşı katilin varlığını meşrulaştırma gayretine girilmiş durumda, uluslar arası alanda Türkiye’nin saygınlığı yerle bir olmuş durumda, ve iktidarın gücü ancak “Rahip Brunson’un” esamesi kadar okunmakta…

Aslında algı operasyonlarıyla yapılmak ve verilmek istenen mesaj şudur; Siz artık ekonomik ve siyasi açıdan bittiniz, tükendiniz, dışa bağımlı hale geldiniz, bu şartlar altında ne yaparsanız yapın, sizi avucumuza aldık, sizi istediğimiz hizaya sokacağız… Ya hizaya girersiniz, ya da yok olur gidersiniz!

Türk milleti 104 yıl önce de aynı mesaj ve tehdit ile karşı karşıya idi…

Cevabını ise 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taaruz ile, 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile, 9 Eylül’de düşmanı İzmir’den denize dökerek vermişti…

Tüm bu yaşananlar, asırlar boyu sürekli bir varlık mücadelesiyle sınanması, bu coğrafyanın kaçınılmaz bir gereği olarak Türk milletinin kaderidir…

Neticede, bu coğrafyada bin yıllık mazisi olan Türk milletinin varoluş mücadelesi, sınanması ve vereceği sınavlar hiç bitmeyecektir; sabrını ve varlığını sınamak isteyenlerin de alacakları dersleri tarih tekrar tekrar yazmaktan usanmayacaktır…