BM’NİN RUMLARA IRK AYRIMCILIK TEPKİSİ ÖNEMLİDİR

Abone Ol

BM Irk Ayırımcılığının Ortadan kaldırılması Komitesi, karma evliliklerden doğan Türklerin vatandaşlık konusunda yaşadığı zorluklar, eğitimde ve kamuda maruz kaldıkları ayrımcılıklar konusunda Rum Yönetimi’ne endişelerini dile getirdi.

Buna yönelik bildiri, Güney’de yayınlanan Kathimerini gazetesinde şu başlıkla verildi:

“BM, Kıbrıslı Türkler için Kulaklarımızı Çekti.”

Gazete bu başlığı atınca Rumların kötü niyeti, BM tarafından şimdi daha da belirginleşti. Yani artık Rumların kulaklarını çeksinler yani.

Esasında, Rumların bu tutumu şimdi başlamadı. Veya şimdi ortaya çıkmadı. Geçmişte yaşadıklarımızı da BM’ye hatırlatalım…

EOKA’nın faaliyete geçişi ile başlayan kavgalar ve çatışmalar sonrasında yapılan Londra ve Zürih Anlaşmaları neticesinde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin temellerinin sarsılma nedeni de, Rumların bu ve buna benzer tutum ve icraatlarındandı.

Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası onaylanıp yürürlüğe girince, bu Cumhuriyet’in yürümeyeceği kanaatine varmıştık. Merhum Cumhurbaşkan Yardımcımız Dr. Küçük’le Özel Kalem’de çalıştığım dönemlerde sık sık bana Rumların bu tutumunu dile getirir ve “Bizleri kara günler bekliyor” der, ve Makarios’un Anayasa maddelerini değiştirme ısrarı, bardağı taşıran son damla olmuştu, ifadelerini kullanırdı.

Bir de Cumhuriyet döneminde Rumların yapmış oldukları ayrımcılıklar ve yenen haklarımız vardı. Bilindiği gibi Kıbrıs Cumhuriyeti %70-30 esaslarına göre haklar, sözde paylaşılacaktı. Rumlar bütün hak paylaşımından %70 oranında, Türkler de %30 oranında yararlanacaktı.

O dönemler Cumhurbaşkan Yardımcılığı binamız, halen BM Birleşmiş Milletler karargahı olan binaydı, Ledra Palace Otel arkasında. Her gün Dairemize gider ve çalışmalarımızda Rumların ayrımcılık olayları üzerine çalışır, sonra da Dr. Küçük’le Makarios Cumhurbaşkanlığı sarayında bu ayrımcılıklar üzerine belgelerle tartışırlar, ama hiçbir sonuç alınmazdı.

Kıbrıs Cumhuruyeti 1960’ta kurulduğunda bile halkımız, kuyulardan su içerler, Rumlar da köylerine borularla temiz su götürürlerdi. Bu da resmen ayrıcalığın daniskasıydı. Yazmaktan ve şikâyet etmekten bıkmıştık. Devamlı köylerden gelen Türk heyetleri sayfalar dolusu şikayetlerini kayda geçirir ama onlara olumlu cevaplar veremiyorduk.

Bundan başka köy yollarının asfaltlanması yine Rumların öncelikleriydi. Türk köylerinin taşlı ve berbat yollarının yapımı, devamlı şekilde Rumlar tarafından ötelenir ve kahrederdik. Ama Rum köylerinin yolları hiç durmadan asfaltlanırdı.

O dönemin Türk gençleri yüksek öğrenimlerini ABD veya İngiltere’de yapmak ve bu ülkelerin burslarından yararlanmak için başvuru yaparlar ve Türklere verilmesi gereken burslar da hep Rumlara verilirdi. Sırf Türklerin ağızlarını kapatmak için amiyane tabirle arada bir köpeğe kemik atar gibi arzu edilmeyen burslardan verirlerdi.

Cumhuriyet döneminde kurulan Amme Hizmeti Komisyonu da % 70:30 esaslarına göre kurulmuştu. Bu komisyonun 7 Rum, 3 de Türk üyeleri vardı. Yani bütün kararlar, Rum üyelerin oy çokluğu ile geçer, mevkilere yapılacak atamalar genellikle Rumlara yapılırdı.

Makarios’un Anayasa’yı değiştirme maddelerinden birisi de Dr. Küçük’ün veto hakkını ortadan kaldırmasıydı. Hatırlıyorum bütün olumsuzluklarda Dr. Küçük ve Türk liderlerin isyanları anlatılacak gibi değildi. Dr. Küçük’ün elinde bulundurduğu veto hakkının alınması demek, Türklerin yaşam hakkının da elinden alınması demekti. O neden Dr. Küçük Makarios’a red cevabı vermişti.

Eskiden memurlar, Çarşamba öğleden sonraları çalışmazlardı. Yaz aylarında herkes denize gidebilirdi. Veya köylü maldar memurlar, köyünde bağında bahçesinde olurdu. Buna karşılık Cumartesi de mesai yaparlardı. Yazın kavurucu sıcağında herkes denize giderken biz de dosyalar ve tutanaklar arasında ömür törpülüyorduk.

Lakin Çarşambaları naçizane ben ve benim gibi kilit memurlar, liderlerin Dr. Küçük’ün başkanlığında üst kattaki makam odasında toplanırlarken, bizler de onlara malzemeler derlerdik. Bütün hazırladığımız malzemeler, hep Rumların hak yeyişlerine ve ayrımcılıklarına yönelikti. Bu toplantılara katılanlar, üç Türk Bakan: Sağlık Bakanı Dr. Niyazi Manyera, Ziraat Bakanı Fazıl Plümer, Dışişleri Bakanı Osman Örek ve Türk Cemaat Meclisi Başkanı Rauf Denktaş’la Meclis Başkan Yardımcısı Dr. Orhan Müderrisoğlu’ydu.

Dr. Küçük hayatını ve dava adamlığını “Dr. Küçük’le Gelen Günlerim” adlı kitapta gayet geniş anlatmışımdır. Rauf Denktaş’ın hayatını da yine aynı şekilde yazmıştım, “Rauf Denktaş-Var Olma Savaşım” adlı kitabımda.

Bütün bunları yazıyorum çünkü, yıllarca kimse sesimizi ve protestolarımızı duymadı veya duymak istemedi. 21 Aralık 1963 olaylarında kurşunlar altında kaçtık dairemizden ve Dr. Küçük’ün ikametgahındaki camlı salona sığınmıştık. İşte geldiğimiz bir asra yakın yolculuğun eseri, kanla irinle yazılmış bir destan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetidir.

O nedenle BM’ye Rumların Türklere uyguladıkları ırk ayrımlarını belgeledikleri ve gerçekleri kayda geçirdikleri için teşekkürlerimi sunuyorum.