Dün Babalar Günü’ydü. Her Anneler ve Babalar Günü geldiğinde konuya gerçek ve duygusal yönleri ile bu günleri anlatırım. Bunları sırf bugünler geldiği için yazmıyorum. Olaya trajik açıdan yaklaşıyorum.
Bu günler yaklaştığında çarşıya para düşer. İnsanlar deli divane gibi anne veya balarına hediye almak için çırpınırlar. Herkes kendi bütçesine göre anne-babalarına hediye alırlar. Maksatları anne veya babalarını sevindirmektir.
Arkada bıraktığımız Babalar Günü de öyle geçti. Geçti ama bu günün kendileri için acı bir olay olarak algılayan veya hatırlayan babasız insanlar vardır.
Mesela kayıp insanlar olayında baba özlemi ile yanıp tutuşan evlatlar, ne kadar çok ızdırap çekerler, biliyor musunuz?
Kayıp Şahıslar Bürosu’ndan bana bir olayı anlatmıştı arkadaşlar.
Elli küsur fazla bir zamandan beri kayıp olan babasını arayan bir kızın içindeki fırtına hiç dinmedi. Onun hayalleri, bir gün babasına kavuşmak, ona sarılmak, onun nefesini ve kokusunu duymak, yüzündeki sakallara yanaklarına dayamak, iş dönüşünde onu karşılamak ve kucaklaşmaktı.
Aradan geçen onlarca yıl sonra bir haber gelmişti.
“Babanızın kemikleri bulundu.”
Kayıplar merkezine nasıl gideceğini şaşırmıştı kız. Tabii “kız” diyorum da o esasında artık olgun bir kadın, çoluk çocuğa karışmış bir eş. Lakin duyguları o kadar yoğunmuş ki, ne eş düşünmüş ne de evlat.
Kayıplar merkezindeki laboratuvara gittiğinde kendisini tanıtmış ve babasının bulunan kemiklerini görmek istemiş.
O an kadın, hayalle gerçek arasında bir yerdeydi.
Babasının kemiklerini önüne koyduklarında çılgınlar gibi babasının kemiklerine sarılarak ağlamaya başlamış. Ne büyük acı, ne büyük özlemdi onunkisi…
Oradaki görevliler şaşakalmışlardı. Lakin onun ne kadar büyük bir baba özlemi çektiğini anlamışlardı.
Babasının kemikleri bayrağa sarılı küçücük bir sandukada kendisine teslim edildiğinde de gözyaşları dinmedi. O küçücük sanduka, devlet töreni ile toprağa verilmiş ve o kadının son sözleri şöyle olmuştu:
“Baba, artık senin nerede olduğunu biliyoruz. Benliğin ve ruhunla bu toprağın altında yattığını da biliyoruz. Mezar taşlarını okşayarak yüreğimde eksik olan baba sevgisini gidermeye çalışacağım.”
Bir de şu sözler dökülmüş kadının dudaklarından.
“Ben o alçak gavuru asla ve asla affetmeyeceğim. Onu Allah’a havale ediyorum. Öteki tarafta hesaplarını versinler.”
Bu olayın daha da acıları vardır. Ne kadar çocuk babasız kalmıştı. Olaylar ötesinde bir kazaya kurban giden veya genç yaşta kalp krizine yenik düşen bir babanın dramı başkadır. Acı bir başka acıdır.
Yani söylemek istediğim şu…
Herkes Babalar Günü’nde babasına hediye almak ve onu mutlu etmek uğraşırken, çok küçük yaşta yetim kalan bir çocuğun ruhunda esen fırtınalar mezarlıkta diner. Bu durumdaki çocuklar sadece bir buket çiçek alarak babalarının mezarına giderler ve bir Fatiha ile onları ödüllendirirler.
Küçük yaşta babasını kaybeden ama artık bir ihtiyar haline gelen kişi, sanırım babası ile buluşacağı günü hayal eder.
Bu dünyanın düzenini biliyoruz. Ya öteki dünyanın düzeni nasıldır? Gerçekten insanlar arkada bıraktıkları yakınlarının yolunu gözlemliyor mu? Veya gerçekten buluşacaklar mı?
Yani vaziyet bu. Bir Babalar Günü bütün insanlara mutluluk vermez, acılar da verir.
Hayatta olan bütün babalara sağlıklı bir ömür dilerken, bu dünyadan göçen ve özlemleriyle giden babalara Allah’tan gani gani rahmet ve mekanlarının cennet olmasını dilerim.
Velhasıl bir Babalar Günü daha geçti…