BATI TRAKYA TÜRKLERİ VE YUNANLILARIN UYGULADIĞI ASİMİLASYON POLİTİKALARI
Osmanlı Devleti’nin, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması ile Balkan Müttefiklere bıraktığı geniş toprakların paylaşılmasında müttefikler arasında çıkan anlaşmazlık neticede 29 Haziran 1913’te II. Balkan Harbine neden olmuştu. O günde, Osmanlı Devleti ordusunun Edirne’ye doğru ilerletilmesinin ardından 21 Temmuz 1913’te Edirne kurtarıldı. Osmanlı Hükümeti, Batı Trakya’da zulme uğrayan Türkleri korumak için subaylar komutasında gönüllüler gönderdi. Milis Kuvvetleri, 31 Ağustos 1913’te Gümülcine, 1 Eylül 1913’te İskeçe ve çevresi, 2 Ekim 1913’te Dedeağaç’ı kurtardılar. 31 Ağustos 1913’te Gümülcine’ye giren kuvvetler, Dersiam Efendi’nin başkanlığı altında “Batı Trakya Muhtar Türk Cumhuriyeti”ni kurdular. Cumhuriyet olgusu yanında “Kuvva’yı Milliye” adı ve ruhu da ilk kez Batı Trakya bölgesinde oluşmuştur.
Ancak, Batı Trakya Muhtar Cumhuriyeti’nin İttihat ve Terakki’ye karşı açıkça cephe almasından kuşkulanan yöneticiler, Bahriye Vekili Cemal Paşa’nın Gümülcine’ye giderek sürdürdüğü çalışmalar sonucu ilan edilen Batı Trakya Muhtar Cumhuriyeti, 25 Ekim 1913’te 57-58 günlük siyasi yaşamdan sonra tarih sahnesinden çekilmiştir.
Netice itibarıyla 29 Eylül 1913 tarihli İstanbul Antlaşmasıyla Batı Trakya, Bulgaristan’a bırakılırken bölgede yaşayan Türklerin hakları güvence altına alınıyordu. O günde %80’i Türk olan Batı Trakya’nın, %5’lik nüfusa sahip olan Bulgaristan’a bırakılması hem bölgede yaşayanların hem de Türk kamuoyunun kolay kolay kabul ve hazmedebileceği bir durum değildi.
1920’de Müttefikler arası Trakya Hükümeti döneminde yapılan nüfus sayımına göre, Batı Trakya’da 129.118 Türk, 33.904 Rum, 26.266 Bulgar, 1480 Yahudi, 923 Ermeni yaşamaktaydı. Lozan Barış Konferansı sırasında da ayni rakamlar verilmiş olup görüldüğü gibi 1923 yılında Batı Trakya’da Türkler, nüfusun %67’sini, Rumlar %18’ini, Bulgarlar, Yahudiler ve Ermeniler geri kalan %15’ini oluşturmaktaydı.
Netice itibarı ile Balkan Savaşlarıyla Osmanlı Devletinin elinden çıkan Batı Trakya, Batılıların baskı ve siyasi oyunlarıyla 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşmasıyla Yunanistan’a bırakılmıştır. 1923 Lozan Antlaşması ile güvence altına alınan Batı Trakya Türk Halkının azınlık hakları, Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan 1926 yılı Atina, 1930 yılı Ankara, 1933 yılı Ankara, 1951 yılı Türk-Yunan Kültür ve 1968 yılı Türk-Yunan Kültür Protokolü Antlaşmaları ile pekiştirilmiştir.
Batı Trakya Türklerinin hukuki statüsünü ve haklarını belirleyen antlaşma ve sözleşmeler, Batı Trakya Türk halkına kendi ana dillerinde eğitim yapmak, okullar açmak, dini ibadette bulunabilmek, hayır ve dini, içtimai kurumlar kurmak, bunları yönetmek ve denetlemek hakkını vermektedir. Bu hakların yanı sıra Türk azınlığının Vakıf, Müftülük ve eğitimiyle ilgili ilk Yunan Kanunu, 3 Temmuz 1920 tarihinde, 2345 sayılı kanun ile düzenlenmiştir. Bununla Türk azınlığına okul açma, bu okulları yönetme, öğretmenleri atama, Vakıf gelirlerini azınlık eğitimine tahsis etme , Vakıfları Cemaat idare heyetlerince yönetme, Müftüleri ve Cemaat Yöneticilerini seçme hakları verilmiştir.
Ancak Yunanistan’ın amaçlarından biri de Batı Trakya Türk Halkının gelişmesini önlemektir. Bu yüzden, antlaşma ve kanunlarla garanti altına alınan Türk azınlığın Okul ve Vakıf hakları, Yunan idaresi tarafından sürekli baskı altında tutulmuştur. Yunanistan’da 21 Nisan 1967 sabahı gerçekleşen askeri darbe ile Yunan Cuntası iktidara gelince Batı Trakya Türk halkına karşı yürütülen siyaset değişerek Kıbrıs sorununa paralel olarak daha da sertleşmeye devam etmiştir. 15 Temmuz 1974’te Yunan Cuntası desteğinde Kıbrıs’ta Makarios’a karşı düzenlenen darbenin Makarios’un yerine getirilen Nikos Sampson’un Kıbrıs Helen Devleti’ni ilan etmesi ters tepki edecek ve Anavatanımız Türkiye’nin Kıbrıs’ta gerçekleşen 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı ile birlikte Kıbrıs’a barış ve huzur gelirken, 23 Temmuz 1974’te Yunan Cuntası da iktidarı sivillere bırakacak ancak; Yunanistan’ın Batı Trakya politikası ayni kalacaktı.
Mütevelli heyetleri tarafından seçilen Vakıf Müdürleri 1967 yılından itibaren Yunan Hükümeti tarafından atanmaya başlanmıştır. 1968’de Türk Cemaat heyetleri de hükümet tarafından dağıtılmıştır. Böylece, 2345/1920 Sayılı kanuna ve 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması’na aykırı olarak eğitim ve dini Vakıflar Yunan Hükümeti’nce denetim altına alınmıştır. 1967 yılından itibaren Türk Vakıflarının gayrı menkul edinmeleri, hatta yıkılan Cami, işyeri, ve evlerin tamir edilmesi yasaklanmıştır. 1989 yılında ise sayım bahanesiyle , Yunan Yönetimi Türk Vakıflarının bütün varlığına el koymuştur.
1972 yılında çıkarılan 1109/1972 sayılı kanun ile “Türk Okulları” adı resmen kaldırılmıştır. Takip eden yıllarda da Türkiye’den gönderilen öğretmenlerin, ders kitaplarının, eğitim araç ve gereçlerinin Yunanistan’a girmeleri yasaklanmıştır. 1977’de çıkarılan 694 sayılı “Batı Trakya Müslüman Azınlık Okulları Yasası” ve 695 sayılı “Azınlık Okulları ile Selanik Özel Pedagoji Akademisi Öğretim ve Denetim Yasası” ile Batı Trakya’daki Türk Okulları bütünüyle Yunan devletinin denetimi altına alınmıştır. Bu iki yasa, Türk Okullarının açılması ve yönetimdeki bütün yetkileri Vali’ye devretmektedir. Yunan Hükümeti, 1977’de azınlık okullarının mal varlıklarının idaresini de Türk Cemaat Heyetlerinden alarak Eğitim Bakanlığı’na devretmiştir.
1970’li yıllarda, 115’i İskeçe, 147’si Gümülcine ve 17’si Dedeağaç Vilayetlerinde olmak üzere, Batı Trakya’da Türklere ait 279 ilkokul vardı. 1990’lı yıllarda ise Türklere ait 241 İlkokul ve sadece 2 orta dereceli okul kalmıştı!.. Türkiye’deki üniversitelerde okuyan Batı Trakya’lı öğrencilerin Yunanistan’daki üniversitelere nakli dahi kabul edilmemektedir. Türkler devlet dairelerine kesinlikle memur alınmamaktadır. Soydaşlarımızın kendi işlerini açmalarında da büyük zorluklar çıkarılmaktadır. Batı Trakya Türk Halkı çağdaş eğitim imkanlarından mahrum bırakılmaktadır. Günümüzde Batı Trakya’daki soydaşlarımızın milli kimliklerini uzun vadede eritecek bir eğitim politikası vardır.
Batı Trakya Türk halkı, 2345/1920 sayılı kanuna göre kendi Müftülerini seçme hakkına sahiptir. Ayrıca 1923 Lozan Antlaşması ile de bu hakları teyit etmektedir. Ancak, Aralık 1990 tarihinde Yunan resmi gazetesinde yayınlanan kararname ile 2345/1920 sayılı kanunu yürürlükten kaldırarak Müftü seçimini iptal etmiş ve tayine dayalı bir uygulama getirmiştir. Böylece 1913 Atina Antlaşmasının 3. Protokolüne ve 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşmasına aykırı bir durum ortaya çıkmıştır.
Sonuç olarak; Yunan Yönetimi, Türk düşmanlığını milli bir politika, hatta milli bir ideoloji olarak benimsemiştir. Yunanistan’da hükümetler değişir, ama Türk düşmanlığı ayni kalırken Yunan mahkemeleri çeşitli vesilelerle Batı Trakya Türk azınlığının temel insan haklarına aykırı kararlar almaya da devam etmektedirler.
Yunanistan tarafından Batı Trakya Türk halkına karşı uygulanan bu politikaların başlıca sebepleri arasında; Yunanistan’ın Megali-İdea hedeflerini gerçekleştirme hayali vardır, Yunanistan’da Türk, Arnavut, Makedon, Bulgar ve diğer azınlıkları ortadan kaldırarak tek bir Ortodoks Helen Milleti meydana getirme düşüncesi, Batı Trakya’daki Türk varlığını yok ederek asırlarca Türk yurdu olan bölgeyi, Yunan toprağı haline getirmek vardır.
Dünden bugüne yer alan tüm baskılara rağmen Batı Trakya Türk Halkı, günümüze kadar kendi milli benliklerini muhafaza etmeyi ve ayakta kalmayı başarmışlardır. Batı Trakya Türk Halkı gelecekte de Türk kültürünü, dilini, adet ve geleneklerini sürdürmeye ve Yunan baskılarına karşı varlıklarını korumaya devam edeceklerdir.
Bu vesileyle 24 Temmuz 1995’te Gümülcine’nin Susurluköy mevkiinde şaibeli bir trafik kazasında aracına traktör çarpması sonucu yaşamını kaybeden , Batı Trakya Türklüğünün önderi, insan hakları savunucusu, eşsiz kahraman Dr. Sadık Ahmet’i ve dava arkadaşlarını, Türklük davası için mücadele eden Batı Trakya Türk halkını saygıyla selamlıyorum..
Kaynak:1- Doç. Dr. İlker Alp, Batı Trakya Türkleri; http://www.atam.gov.tr/sayi-33/bati-trakya-turkleri
Kaynak:2- Doç. Dr. Hikmet Öksüz, “Batı Trakya Türkleri”, s.3, Çorum, 2006