ANNELER GÜNÜ HEM SEVİNÇ HEM ÜZÜNTÜ GÜNÜDÜR

Abone Ol

Her yıl Mayıs ayının ikinci haftasında kutladığımız “Anneler Günü” birçok insan için sevinç kaynağı olurken, birçokları için de üzüntü kaynağı oluyor. İnsanlar bu günü kutlarken, işin öteki tarafını, yani duygusal yanını düşünmezler.

Umarım okurlarım bu yazımı okuduklarında ne demek istediğimi anlayacaklardır.

Evvela annenin veya anne olmanın tanımını yapalım. Anne, herkes için kutsal bir değerdir. Kolları ve bütün varlığı sevgi ve şefkat doludur. Anne vericidir. Yemeyip yediren, giymeyip giydiren, aile içinde denge insanı olan yüce bir değerdir. İnsan doğduğu gün ilk kez annesinin yüzünü ve kokusunu alır. O annelik kokusu bambaşka bir şeydir.

Anne neden daima denge insanıdır?

Her erkek sevgisini göstermez. Bazı erkekler aile içinde baskın yapısı ile hem eşine hem de evlatlarına karşı kök söktürürler. Ama o da babadır. Baba veya aile reisliği de insan yapısı ile olagelen bir durumdur. Bazı babalar vardır ki, onların da yüreklerinden sevgi pınarı akar.

Belki Babalar Günü’ndeki yazımın başlığı da “Babalar Günü hem sevinç, hem de üzüntü günüdür” koyacağım. Çünkü hem anne, hem de baba, aile olmanın, yani iki yarımın bir bütünüdürler. Birbirini tamamlarlar. Anne için yokluk ne ise, varlık da çocuklar veya evlatlar için odur.

Geçtiğimiz Pazar günü, Anneler Günü’ydü ya… Herkes deli divane gibi çarşı Pazar dolaştı, annesine hediye almak ve onları mutlu etmek için. Kiminin cebindeki para çok kıttı, kimisinin de cebi para doluydu. Bir yerde herkes bütçesine göre annesine hediye almıştır.

Ya bir de küçük yaşta annesini kaybeden ve annesiz büyüyen çocukları düşünün. Onlar, böyle günde hep iç kavgaları ile cebelleşirler. Duygularını açığa vurmak istemezler hatta. Lakin her şey gözlerinin önündedir. Deli divane gibi annesine hediye almak için çırpınışları da onları mutsuz kılar.

O annesiz çocukların yapabilecekleri tek şey, çiçekçiden bir buket çiçek almaları, soğuk mezar taşlarının üzerine bırakmaları ve annelerine birer Fatiha okumalarıdır. Belki yorgun parmakları ile o mezar taşlarını okşarlar, annelerine dokunur gibi.

Benim memuriyet hayatımın duygusal yönden, en zor günleri Huzurevlerinin ve kimsesiz çocukların yurtlarında geçti. O yurtlarda olan çocukların çoğu, ya annesiz babasızdı, ya da annesini veya babasını kaybetmiştir. Anne veya babanın maddi durumu kötü olan aileler çocuklarına bakamadığı için onları yurda vermişlerdir. Tabii bu durum da yapı meselesi. Şayet arada bir SOS Çocuk Köyü’nü veya devletin yuvalarını ziyaret ederseniz, benim yaşadıklarımı siz de yaşayabilirsiniz.

Mesela SOS Çocuk Köyü’nde yaş grubuna göre kümelenmiş çocuklar vardır. O kümelenmede ayrı ayrı evler, aile evleri olarak hazırlanmış ve bir sorumlu nezaretinde çocukların sevgi açlıklarını ve özlemlerini gidermektedirler.

Sadece insanların karınları acıkmaz. Yürekleri de acıkır. İşte ona sevgi açlığı deriz. Küçücük bir çocuğun yüreğindeki anne özlemi ve sevgi açlığı hiçbir zaman doyurulamaz. Belki asgariye indirilebilir ama hiçbir zaman gerçek sevgiyi ve şefkati bulamazlar.

Bazen Türkiye televizyonlarından izliyoruz yeni doğan bir bebeğin cami avlusuna bırakılışını. “Ne anneler varmış hayatta” kabilinden üzülüyoruz. Esra Erol’un programları, hep bu tür dramatik durumlarla geçer. Ya evladını arayan bir anne, ya annesini arayan bir evlat, veya yetim kalmış bir çocuk… Bence Esra Erol, çok büyük bir sevap işlemektedir, bu durumdaki insanları birleştirmekle.

Bazen de çok çocuklu fakir anneler, bir veya iki evladını doğar doğmaz çocuksuz bir aileye evlatlık verirler. O annenin çaresizliği ayrı bir dramatik durumdur. Esra Erol vasıtasıyla buluşan anne ve evlatlar, “benim gerçek annem beni büyüten kadındır” derler. Gerçek o değil mi? Bütün mesele çocuğu 9 ay karnında taşımak mı? Doğuran anne öz evlatına sevgiyi ve şefkati veremedikten, ona iyi bir gelecek hazırlayamadıktan sonra…

Her şeyi insanlar yapar, insanlar bozar. Bu önemli Anneler Günü’nü de insanlar hazırlamışlar ve anneye olan sevgiyi ebedileştirmişlerdir. En önemlisi, zor zamanlarında yokluklar içinde bir hayat veren anneye sahip çıkmaktır. Bunun örneklerini de gördük. Özellikle aileye gelin girenler hep birbirlerine nispet ederler, annelerine bakmak için.

Bu konuda bir kitap yazabilirim. Yine de anneleri anmak güzel bir şeydir.