ANKARA SİYASETİ KARIŞTI

Abone Ol

Oldum olası Ankara zaman zaman bazı siyaset sahnelerine tanık oluyor insanlar. Adına demokrasi dedikleri canavar, nasıl da siyasetçileri birbirine düşürüyor.

CHP’nin son kurultayında ipi göğüsleyen Özgür Özel olmuştu. Buna göre Özgür Özel, çizmeleri giydi ve partisini iktidar yapmak için canla başla uğraş vermeye başladı. CHP eski başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da kendi köşesine çekilmiş ve görevi Özgür Özel’e devretmişti. İyi, demiştik. CHP yeni nesillerin ve gençlerin idaresine geçiyor. Halbuki son açıklamalar onu göstermedi.

Kılıçdaroğlu’nun itirazı üzerine kurultaya şaibe karıştığı hakkında açmış olduğu davayla ilgili olarak alınan “butlan kararı” CHP’yi darmadağın etti. Yüksek Seçim Kurlu’nin verdiği karar son kurultayın “yok hükmünde” olduğu mealindedir. Yani Özgür Özel’in Başkanlığı geçersiz sayıldı. Yani CHP ikiye bölündü. Bu bölünme kime yarar, elbette ki diğer partilere. Lakin bu sürede Özgür Özel partinin bütün kurumlarını kurmuş, halkla bütünleşmiş, partililere güven vermis ama hepsi yok sayılmış.

Biz Kıbrıs Türkü olarak, bize öğretilen şudur:

“Türkiye siyaseti ne kadar karışırsa karışsın, onları eleştirme hakkımız yoktur.”

Bugüne kadar görülen şudur.

“Türkiye ne kadar karışırsa karışsın, ne kadar kavga ve bölünme olursa olsun, bütün partiler Ulusal çıkarlarda bir bütün olurlar.”

Gerçek o değil mi?

Bu bütün mücadele hayatımızda böyle oldu.

Merhum Dr. Küçük ve Rauf Denktaş bize bunu öğretmişti.

Daima kullandığım bir söz vardır.

“Türkiye grip olur, biz ansırmaya başlarız.”

Türkiye’nin iç ve dış etkenlerden yıpranması ve parçalanması ulus olarak işimiz gelmez. Bu sadece Kıbrıs halkı için değil, Türkiye ve bütün Türklük dünyası için böyledir. Sadece son CHP’de olan olaylar ve görüntüler, adeta bir darbe gibi olunca, istemeden birkaç söz söyleme ve yazma ihtiyacı duyuyoruz.

Ne anlamda?

Türkiye’nin dünya devletleri nazarında, büyüyen Türkiye’nin itibarı anlamında.

Sanki kardeşin kardeşi vurması gibi… Kılıçdaroğlu’nun Talebi üzerine parti başkanlığı binasına girmek için Valiliğe müracaaat etmiş. Valiliğin talimatı ile polis ve daha bazı güçlerin de, yapmış oldukları baskın sonucunda, partinin demir kapısının kırılması, biber gazının sıkılması, parti önündeki alanın bir savaş alanına dönüşmesi bizi üzmüştür. Belki bazı dış ülke ve güçler, “Türkiye siyaseti budur” diyeceklerdir. Desinler canım. Diğer ülkelerde de siyasi kavgalar olmaz mı?

Bu gelişmeler karşısında Kemal Kılıçdaroğlu partiyi devralabilecek mi? Veya başarıp binaya girerse, Özgür Özel’e, yatağından taşan nehir gibi taraftarlarınınn haykırışları ve isyanları kaşısında Kemal Kılıçdaroğlu durabilecek mi? Yoksa “Ben çekiliyorum partimizin ve halkımızın menfaatleri için” mi diyecek?

Araya Kurban Bayramı girdi. Bütün resmi organlar kapalı. Lakin siyaset hiç durmuyor ki… Siyasetin tatil yapma lüksü de yoktur. Ne olacağı belli değil. Yazımı Bayramın birinci günü yazıyorum. Yani bundan sonrasını bilemem. Gazetemiz Bayram nedeniyle birkaç gün çıkmayacak.

Bu manzarayı diğer muhalifler keyifle izliyorlardır elbet.

Parti dengelerini üç aşağı beş yukarı tahmin ediyoruz ama, yine de taraf olmuyoruz.

Bu gibi çirkin görüntüler genellikle doğu ve ortadoğu ülkelerinde olur. Arada bir Avrupa ülkelerinde de olur da onlar daha bir soğukkanlılıkla atlatırlar bu gibi badireleri.

Bir de güney Amerika ülkelerinde görülür bu tür olaylar. Mesela Şili gibi.

Bizde de olmadı mı? Oldu. Muhalefet meclisi basıp herşeyi darmadağın etmedi mi?

O zaman adama sorarlar!

“Sizi bu halk kavga edesiniz diye mi seçti?”

Şayet buna demokrasi diyorsak, yuh olsun demokrasiye.

İngiltere’de bir parlamenter hakkında dedi kodular çıkmıştı. Yok devletin arabasını kullanmış, yok sekreteri ile ilişkisi varmış falan filan. Böyle bir haber gazetelere konu olunca o senator istifa etmişti.

Eski Başbakanlardan Margaret Thacher seçimlerde ülkesini ne bileyim, partisi oy kaybına uğrayınca ve devlet gelirlerini küçük bir miktar kayba uğratınca, başbakanlık ve partisinden istifa etmişti. Yani batının demokrasiyi hazmetmesi bir başkadır.

Neylersiniz?

Gerçek demokrasi Tanrı katında ve toprağın altındaki eşitliktir. Siz mezarlığa gittiğinizde bazı görkemli oymalı mezarlar görürsünüz. Bir de mezarı ha silindi yerle bir oldu olacak maktülün mezarı vardır. Halbuki herşey o toprağın altındaki eşitlik ve Tanrı adaletindedir. O halde şu soruyu yine sorayım.

Bu dünyada neyi paylaşamıyoruz? Kardeşlik, dostluk, sevgi ve muhabbet varken. Neyi?