6 Aralık’ta “kirlilik ve rüşvet” kanımıza işledi mi, göreceğiz…

Abone Ol

2020 yılının Ekim ayında Akıncı’nın Ankara darbesiyle alaşağı edilmesinin ardından toplanan UBP kurultayında, başkanlık için beş aday yarışmıştı…

O günlerde Ankara’nın “seçim müdahalesi” UBP’nin gündeminde yoktu. Bu konuda bir “fikri” de olmadı hiçbir zaman…

Sözünü ettiğim UBP Kurultayı’nda Faiz Sucuoğlu fırtınası esiyordu.

Ünal Üstel de beş adaydan biriydi…

Sucuoğlu; ÜÜ’den tam beş kat fazla oy almıştı.

UBP’li parti üyelerinin, Ünal Üstel diye bir tercihinin olmadığı apaçıktı…

Dursun Oğuz ve Nazım Çavuşoğlu’ndan bile daha az oy almıştı.

Sucuoğlu; bu “parti içi” başarısının tadına hiçbir zaman varamadı…

AKP; çeşitli operasyonlarla Sucuoğlu’nu “saf dışı” bıraktı…

O dönemde DP ve YDP ile kurduğu koalisyonda sadece 10 gün Başbakanlık yapabilmişti…

DP ile YDP; “Sucuoğlu’nu tasfiye operasyonu”nda AKP’ye “kulluk” yapmaktan zerre kadar çekinmediler…

UBP’de 2020’lerde; “sönük” bir başkan adayı olan ve belki de siyasette ömrünü tamamlamak üzere, son dönem vekillik yapan ÜÜ’nün; bu süreçte yıldızı parladı…

Onu parlatan elbette UBP’li üyeler değildi…

AKP; kendisine “biat” edecek yeni birini bulmuş, “yürü ya kulum” demişti…

2022 ve 2024’te karşısına hiçbir aday çıkamadı…

Boş konuşan Hasan Taçoy da, kendisine yapılan “baskıları” toplumundan gizleyen Sucuoğlu da, sindiler, köşelerine çekildiler…

2020’lerde 6 binin üzerinde UBP’liden, yalnızca 500 dolayında oy alabilen Üstel, 2024’teki UBP kurultayında 10 binden fazla oy kullanan UBP’liden 6555 oy (Yüzde 63) almayı başarmıştı.

Bu kurultayda aday bile olamayan Taçoy’u da, Sucuoğlu’nu da aslında “politik” olarak yok etmişti…

Ünal Üstel’in arkasına UBP’li binlerce “oy”u yığan, bir yurtdışı “politik güç” vardı…

Ankara ve AKP’nin “üst aklı” UBP’de müthiş bir “dönüşüm”ü başardı.

Bir sağ siyasal parti; milliyetçilikte de, din istismarında da sınır tanımadı.

UBP, içinden çıktığı topluma, “irade” ile ilgilenmediğini, parti içi demokrasi “gailesi” taşımadığını, Ankara’nın hafif “rüzgârıyla” sürüklenebilecek bir “yapısı” olduğunu kanıtladı…

“siyaset” başından beri UBP için “al gülüm ver gülüm” zemini üstünden yürütülüyordu.

Ana akım “siyasette” daha demokratik, daha merkeze yakın bir “sağ parti” olmayı hiçbir zaman başaramadı UBP…

Parti içinde hiçbir zaman; demokratik değerlere bağlı, daha çağdaş bir parti mücadelesi veren birileri de çıkmadı…

Bütün “kavgalar” hep kişisel düzeyde yapıldı…

Ankara’daki “üst akıl” UBP’nin bu niteliğini saptayınca, dizginleri ele alması ve Ünal Üstel’i partinin başına getirmesi çok kolay oldu…

UBP’nin; altı yıl önce 500 kişi ile “destek” verdiği Ünal Üstel’i, 4 yıl sonra 6555 oyla parti başkanı seçmesi, parti içinde kolayca değişen “siyasi kültür”ün de kanıtıdır.

Ünal Bey; parti içindeki desteğini 4 yılda 13 kat artırdı…

“Üleşme” siyasetiyle elbette…

Bu siyaset ne yazıktır ki, sarmalına YDP ile DP’yi de almış ve geniş bir “menfaat çetesi” görünümü yaratmıştır.

Son beş yılın tüm “icraat”ları incelendiğinde, bu üç partinin “yapışık üçüzler” gibi birbirine tahammül etmesinin sırrı kolayca anlaşılır.

Üç ortak partinin de sürekli “yolduğu” kocaman bir “zenginlik”tir KKTC…

Bu “varlığın” tüm olanakları, tam 5 yıldan beridir bu partilerin ve partililerin “emrinde”dir…

Son örnek; “müdürlük” ve “müsteşarlık” atamalarıdır.

Hiçbir gerek yokken, seçime birkaç ay kala 30’un üzerinde “makam” dağıtmak “ulufe” değilse nedir Tanrı aşkına?

Posta Dairesi, Meteoroloji Dairesi gibi teknik dairelerin müdürlerini değiştirmek, kısa süreliğine de olsa “bu gollifadan al sen de ye” demekten başka ne işe yarar?

DP’nin “yeni taş ocağı izni” vermesi de bu “yağma”nın bir başka boyutudur.

Ünal Bey; UBP’de yalnızca “üye” bazında “üleşme” silahını iyi kullanmakla anılmayacaktır. Onun daha büyük başarısı “vekil”leri üzerinde kurduğu “hakimiyet”tir…

Hiçbirinin zerre kadar “karşı görüşü” yoktur; Meclis’te Ünal Bey’in talep ettiği ne varsa, hemen onaylamaktadırlar. “gık”ları bile çıkmamaktadır…

Ünal Bey; kişileri “ipnotize” ederken, elbette “üst aklın” enerjisini kullanmaktadır.

Ancak kendi populist “potansiyeli”ni de inkâr edemeyiz.

İki güçlü rakibini, Hasan Taçoy ile Sucuoğlu’nu, seçimlere 2 ay kala “bakan” yapması, Olgun Amcaoğlu’nu görevden alması, hepsi birer “taktiksel” manevradır.

Ünal Üstel; partizanlığın da, üleşmenin de, popülizmin de, biat siyasetinin de fıcırını çıkarmıştır.

UBP’nin; üyesi ile, siyasetçisi ile bu “kirlenme”ye suç ortaklığı yapması affedilemez…

Bu yüzden, ülkesini seven, dürüst ve temiz siyaset talep eden her yurttaş, öncelikle UBP’nin

“götürülmesi”ne öncelik vermelidir.

Yeni anketler aslında bunu gösteriyor. UBP’nin ve kadrolarının gerçek bir “cezalandırma”ya tabi tutulması zorunludur.

O da ancak “sandıkta” olur... Tarihi de ÜÜ belirledi, kendi elleriyle... Hoş geldin 6 Aralık...