20 TEMMUZ 1974 BARIŞ HAREKATININ 52. YIL DÖNÜMÜNDE MUTLUYUZ GURURLUYUZ (1)

Abone Ol

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Bülent Ecevit’in emriyle, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kıbrıs’ta başlattığı 20 Temmuz 1974 Barış Harekatının 52. Yıl dönümünde mutluyuz, gururluyuz.

Gerilere dönüp bakacak olursak; Yunan Hükümetinin desteğiyle 15 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs’ta yer alan darbenin ardından anavatanımız Türkiye 20 Temmuz 1974 tarihinde Barış Harekatını düzenledi.3 gün devam eden harekatın ardından Ateş-Kes ilan edildi.

Ancak Rum-Yunan ikilisinin ateşkes ihlallerinin ardından 14 Ağustos 1974’te düzenlenen ikinci harekatla Kuzey Lefkoşa da dahil olmak üzere adanın %37’nin Türk Askerinin kontrolüne geçmesiyle sonuçlandı.

Bu gelişmelerle birlikte yaklaşık 200 000 Rum adanın kuzeyinden Güneyine ve de 65 000 Türk de adanın Güneyinden kuzeyine göç etmiştir..

Türkiye Cumhuriyeti, 20 Temmuz 1974 Barış harekatının Zürih ve Londra Antlaşmalarının 4. Maddesine istinaden düzenlendiğini savunurken, maalesef BM ve Avrupa Konseyi bu harekatı işgal olarak değerlendirmektedir..

BM Güvenlik Konseyi, 20 Temmuz 1974 tarih ve 353 sayılı kararında “Uluslararası tehlikeye yol açan “Uluslararası Güvenlik ve barış İçin ciddi tehlikeye yol açan ve bölge üzerinde olağanüstü infiale müsait bir ortam yarattığından BM ciddi bir endişe duymaktadır..

..Tüm devletlerin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğüne saygı duyması gerekir. Yabancı askeri müdahaleye derhal son verilmelidir” diyerek harekata karşı olduğunu belirtti ve ateş-kese çağırdı..

..BM Güvenlik Konseyi, 11 Mayıs 1984 tarihindeki 550 sayılı kararında ise durumu “işgal” olarak niteledi !..

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, 29 Temmuz 1974 tarihli 573 sayılı kararında 20 Temmuz 1974 Barış Harekatının uluslararası anlaşmalar çerçevesinde yasal bir müdahale olarak değerlendirilmesi mümkündür, ancak belli bir bölgede kontrol kurulmasını sağlayan 2. Harekat bu kapsamda değerlendirilmemektedir. Ne yazık ki; Uluslararası Kuruluş kararlarının çoğu, oluşan durumu “Yasa Dışı İstila” olarak tanımlamaktadır. Kaynak 1: tr.wikipedia.org/wiki/Kıbrıs_Harekatı

Geriye dönüp bakacak olursak Türkler ve Rumlar arasında ilk olaylar Osmanlı İmparatorluğu’nun adayı 1878’de 50 yıl olmak üzere kiralama anlaşmasıyla Birleşik Krallık’a bırakmasından sonra 1920’de kiralama süresinin dolmasına 8 yıl kala başladı..

..Bu olaylar sadece kavgalar olmakla birlikte silahlı çatışmalar şeklinde olmamıştır. 1920 yılında Rumların, İngiltere’nin onayını almadan Yunanistan’a katılma Plebisiti yapmak istemesi ve Birleşik Krallık Yönetiminin buna izin vermemesi, Rumların önce Birleşik Krallık’ı adadan çıkarmaya yoğunlaşmasına sebep oldu..

..1950’lerin sonuna kadar süren bağımsızlık hareketi, 1960 yılında uluslararası anlaşmalara dayanan bir Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasının yolunu açtı..

Rumlar, Birleşik Krallık’ın adadan çekilmesiyle Türlerle birlikte ortak devlete razı olmadılar. Kıbrıs’ın tüm yönetimine kendileri el koyma yoluna gittiler. Uluslararası anlaşmaları ve anayasayı çiğneyerek Kıbrıs Türk halkına silahlı saldırılarda bulunmaya başladılar..

..Zürih ve Londra Antlaşması, 11 Şubat 1959 tarihinde Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan devletleri, Kıbrıs’taki Rum ve Türk halkları arasında imzalanan, bağımsız bir devlet olarak Kıbrıs halklarının durumunu belirleyen ve Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasını onaylayan anlaşmadır. Rum tarafını Başpiskopos Makarios, Türk tarafını ise liderimiz Dr. Fazıl Küçük temsil etmekteydi..

..Bunu takip eden 19 Şubat 1959 tarihli Londra Antlaşması ile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsız bir devlet olarak 16 Ağustos 1960 tarihine kurulması sağlanmış oldu..

..Kıbrıs’taki İngiliz egemenliği, 1960 yılına kadar adanın Londra-Zürih Antlaşmaları uyarınca bağımsız bir devlet ilan edilmesine kadar sürdü. Antlaşma, Cumhuriyetin iki gönülsüz toplum arasında gerekli bir uzlaşma olarak görülmesine rağmen, Kıbrıs Türk ve Rum toplumları açısından 1960Kıbrıs Cumhuriyetinin temelini oluşturdu.

Kıbrıs Cumhuriyetinin 1960 Anayasası, uygulamada yaşanan sorunlar nedeniyle yalnızca 3 yıl geçerli kaldı. Kıbrıslı Rumlar, 1958’de İngilizlerin izin verdiği 1960 Antlaşmalarında ise incelemeye tabi tutulan ayrı Kıbrıslı Türk Belediye Meclislerine son vermek istedi. Kıbrıslı Rumlarınbir çoğu Belediyelerin Taksim yolunda ilk aşamayı oluşturacağından korkmaktaydı. Kıbrıslı Rumlar, Enosis(Yunanistan ile Birleşme) isterken Kıbrıs Türk halkı da adanın Yunanistan ve Türkiye arasında bölünmesini diğer bir değişle adanın Taksimini istemekteydi..

..Kıbrıs Rum toplumu içindeki öfke, Kıbrıslı Türklere nüfus kayıtlarının öngördüğünden daha fazla makamın verilmesi nedeniyle artmaktaydı. Nüfusun %18.3’nünü oluşturan Kıbrıs Türk halkına kamudaki işlerin %30’u anayasa ile tahsis edilmişti..

..Ek olarak başkan yardımcılığı pozisyonu Türk nüfusuna ayrılmıştı ve hem başkan , hem de Başkan Yardımcısı önemli konular üzerinde Veto yetkisine sahipti..

..Aralık 1963’te, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti CumhurbaşkanıMakarios, hükümetin Kıbrıslı Türk yasa koruyucular tarafından engellenmesinden sonra 13 anayasa değişikliği önerdi. Bu açmazlarından bıkan ve anayasanın Enosis’iengellediğine inanan Kıbrıslı Rumlar, 1960 Anayasası altında Kıbrıslı Türklere verilen hakların çok geniş olduğuna inanıyordu ve Akritas Planı’nı tasarlamıştı. Plan, anayasada Kıbrıslı Rumlar lehine reform yapmaya, uluslararası toplumu değişikliklerin doğruluğu konusunda ikna etmeye ve planı kabul etmemeleri durumunda birkaç gün içinde Kıbrıs Türk halkını şiddetle bastırmaya yönelikti..

..Anayasa değişiklikleri ile Kıbrıs Türk halkı, hükümetteki etnik kotaları ayarlamak ve Cumhurbaşkanı ile Cumhurbaşkanı Yardımcısının veto yetkisini iptal etmek de dahil olmak üzere, azınlık olarak konumlarından vazgeçmiş olacaktı. Bu değişiklikler , Türk tarafınca reddedildi ve Türk temsilcisi hükümeti terk etti, ancak bu terk edişin protesto mu, yoksa uluslararası muhafızların zoruyla mı olduğu konusunda anlaşmazlık bulunmaktadır..

21 Aralık 1963’te Kıbrıs Rum Polisinin de rol oynadığı ve iki Kıbrıslı Türk’ün öldürüldüğü Kanlı Noel gibi toplumsal şiddet olaylarının yaşanmasının ardından Rum-Yunan silahlı saldırıları ada geneline yayılacaktı.. DEVAM EDECEK