banner480
banner69
banner460

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti erozyona uğratılmak istenirken (1)


Metin FAHRİOĞLU

Metin FAHRİOĞLU

Okunma 16 Eylül 2020, 14:02

1878’de Kıbrıs’ın  idaresinin Atalarımız tarafından İngiltere’ye  bırakılması sonrası Kıbrıs Türk Halkı, 82 yıl süren İngiliz Sömürge İdaresine karşı  1878-1960 yılları arasında  kimliğini, dinini ve dili koruyarak şanlı bir direniş mücadelesi vermiştir..
Kıbrıs Türk Halkı; özellikle Rum-Ortodoks Kilisesinin 1950  Enosis Plebisiti’ne karşı, Megali idea hayallerine karşı büyük mücadeleler vermesi yanında  Enosis’i gerçekleştirme adına 1 Nisan 1955’te EOKA tedhiş örgütünün faaliyete geçmesiyle birlikte; EOKA tedhiş örgütüne karşı,  önceleri Kıtemb, Volkan, Karaçete ve 9 Eylül gibi direniş örgütleri ile  direnmesinin ardından  1 Ağustos 1958’den itibaren Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) etrafında bütünleşen Kıbrıs Türk Halkı  Rum-Yunan ikilisinin Megali İdea hayallerine ve İngiliz Sömürge Yönetimine  karşı verdiği mücadelenin sonunda   16 Ağustos  1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin  kurucu ve siyasi eşit ortağı  olarak  Kıbrıs’taki varlığımız  ve haklarımız  tescil ediliyordu..
Kıbrıs sorunu, Rum-Yunan ikilisinin  tarihin derinliklerinden gelen Megali İdea hayallerinden kaynaklanan bir sorun olmasına karşın;  Rum-Yunan ikilisi günümüzde Kıbrıs sorunu bir işgal  sorunudur demektedir.  Rum-Yunan ikilisi bu söylemleriyle 15 Ocak 1950’de Rum Ortodoks Kilisesinin düzenlediği Enosis Plebisitini,  1  Nisan 1955’te EOKA tedhiş örgütünün  Enosis hedefi ile faaliyete geçişini,  1955-1958 yılları arasında   Kıbrıs Türk Halkına ve İngilizlere karşı  gerçekleştirdikleri silahlı saldırıları bilinçli olarak  gözden kaçırmak istiyorlar.
19 Şubat 1959 Zürih ve Londra Antlaşmaları temelinde Kıbrıs Türk ve Rum  Halklarının  siyasi eşitliğine, egemenliğine ve ortaklığına dayalı olarak ; Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın garantörlüğünde 16 Ağustos 1960 Lefkoşa Antlaşmaları ile  kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunu kabullenmeyen  Rum Liderliğinin   Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasında gerçekleştirmek istedikleri değişikliği başaramayınca 21 Aralık 1963 Kanlı Noel  saldırıları ile Kıbrıs Cumhuriyeti’ni  yıkarak Rum devletine dönüştürdükleri gerçeği   tarih sayfalarında yerini almıştır..
Kıbrıs sorununun BM Güvenlik Konseyi’ne taşınmasının ardından alınan  4 Mart 1964 tarih ve 186 sayılı kararı ile  Adaya uluslararası  Barış Gücü askeri konuşlandırılırken  diğer yandan da   ilerleyen günlerde Adaya  gizli yollardan  20 bini bulan Yunan askerinin de  gelmesiyle Rum-Yunan saldırıları tüm adaya yayılırken  Kıbrıs Türk ve Rum Halkları  bir daha bir araya gelmemek üzere birbirinden  tamamen  kopacaktı..
Kıbrıs Türk Halkının Milli Mücadelesinde çok önemli bir yeri olan Ağustos 1964’teki Şanlı Erenköy direnişinde bir avuç bölge insanı, Mücahitlerimiz   ve de Türkiye’de, İngiltere’de öğrenim gören gençlerimiz Erenköy’e gelerek Rum-Yunan ikilisinin  12 bini bulan tam teçhizatlı ordusuna karşı destan yazacaktı.. General Grivas’a bağlı askeri birliklerin hedefi;  önemli bir  köprü  başı olarak gördükleri Erenköy ve bölgesini ele geçirmek ve oradaki Türkleri denize dökerek Kıbrıs Türk Halkının Anavatanımız Türkiye’ye olan tek çıkış kapısını da kapatmaktı..
 8-9 Ağustos 1964’te Türk Savaş Uçakları  yeri göğü inletirken  ve General Grivas ve arkadaşları kaçacak delik ararken Anavatanımız Türkiye’nin  desteğindeki  Erenköy direnişi ile de  Kıbrıs  Türk Halkı  Kıbrıs’ın Yunan Adası olmasına izin vermeyecekti..
Rum-Yunan ikilisi  aldığı darbe sonrası bir süre saldırılarına ara vermesinin ardından  21 Nisan 1967’de Yunanistan’da, Yunan  Cuntası  askeri bir darbe ile ele  yönetimi geçirirken  15 Kasım 1967’de Geçitkale ve Boğaziçi köylerine  binlerce Yunan askeri desteğinde Rumlar   saldırılar gerçekleştirilecek ancak,  Anavatanımız Türkiye’nin kararlı tutumu karşısında 12 bin Yunan askeri  ve General Grivas  Adadan çıkmak zorunda kalacaklardı.. 
Bu saldırıların ardından Mart 1964’den  beri Rum Yönetimi tarafından  Kıbrıs’a girişi yasaklanan  Rauf R. Denktaş’ın   adaya gelmesine izin verilmesiyle birlikte  3 Haziran 1968’de Rauf R. Denktaş ve Glafkos Klerides arasında toplumlararası görüşmeler başlayacaktı.. Ancak dünden bugüne  aralıklarla devam eden  görüşme sürecinde BM’nin çözüm önerilerine hep Türk tarafı olumlu yaklaşırken Rum liderliği hiçbir dönemde  antlaşma ve uzlaşmaya yanaşmamış,  Kıbrıs  Türk Halkı ile   ortak bir geleceği paylaşmayı  her dönemde reddetmiştir.
Geçitkale-Boğaziçi saldırılarının ardından politika değişikliğine giden Makarios zamana oynamaya başlarken Enosis’e giden yolda  taktik yönünden Yunan Cuntası ile ters düşmesi sonucu 15 Temmuz 1974 darbesi gelecekti… Neticede Yunan Cuntası desteğinde RMMO ve EOKA-B’nin düzenlediği darbe sonrası Makarios’un yerine geçen   Nikos Sampson 17 Temmuz 1974  akşamı Rum Televizyonundan yaptığı konuşma ile  Kıbrıs Helen Devletini ilan ediyordu..
O günde darbeden sağ kurtulan ve İngilizler vasıtasıyla Adadan çıkmayı başaran Makarios 18 Temmuz 1974’te BM Güvenlik Konseyi’nde yapmış olduğu konuşmada “Müdahale ediniz, Kıbrıs’ta Türklerin de Rumların da hayatları tehlikededir” diyordu..
Anavatanımız Türkiye, Kıbrıs Türk Halkının güvenliğini ve geleceğini koruma altına almak için İngiltere ile birlikte hareket etmek amacıyla 17 Temmuz’da İngiltere’ye kadar giden Başbakan Bülent Ecevit İngiltere’den istediği sonucu alamayınca Anavatanımız Türkiye  düzenlediği  20 Temmuz 1974 Barış Harekatı ile  Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı ve Kıbrıs  Türk Halkının  Girit misali  yok olması önlenmiştir,   Kıbrıs Türk Halkının varlığı güven altına alınmıştır.
2 Ağustos 1975’te Viyana’da BM gözetiminde Rauf R. Denktaş ve Glafkos Klerides arasında yer alan Nüfus Mübadele Antlaşması ile  120 bin Rum Kuzey’den Güney’e ve 65 bin Türk Güney’den Kuzey’e  geçerken iki bölgelilik oluşuyordu..
Sonuç olarak; Kıbrıs Türk Halkı, Rum-Yunan ikilisinin  orantısız  güçlerine karşı, Mücahit ordusuna dönüşen  TMT’nin örgütlü mücadelesinde   tek vücut olarak direnerek Enosis’e  geçit vermemiştir. O günde Kıbrıs Türk Halkı yüzlerce şehit binlerce yaralı verirken  pes etmeyerek direndi ve de 20 Temmuz 1974’ün mutluluğunu yaşadı...
Günümüzde Rum-Yunan ikilisi, 1963-1974 yılları arasında 11 yıl boyunca  Ada genelinde Kıbrıs Türk Halkına karşı uyguladıkları  silahlı saldırıları  ve mezalimi dünya kamuoyuna unutturmak istiyorlar ve de olası bir siyasi çözümde   Garanti Antlaşmaları iptal edilmeli, Türk askeri ve Anavatanımız Türkiye’den gelenler gitmeli, tüm Rum göçmenler  eski evlerine ve mülklerine  dönmeli diyorlar ve de Rum devletine dönüştürdükleri ‘sözde’ Kıbrıs Cumhuriyeti’ne  Kıbrıs Türk Halkını ‘azınlık’ hakları ile yamalamak istiyorlar..
 Kıbrıs’ta  çözüm; 1974 Barış Harekatı ile gerçekleşmiştir.  Bağımsız ve egemen devletimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 15 Kasım 1983’te ilan edilmiş ve Anavatanımız Türkiye’nin de tanımasıyla kök salmasına karşın; günümüzde hala daha KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası  Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması halinde  Kıbrıs’ta siyasi bir çözüm adına, Rumlarla federal bir çözüm için görüşme masasına oturmayı hedefleyenler vardır!...
Dünden bugüne  BM Parametreleri çerçevesinde yer alan  toplumlararası görüşme sürecinde bağımsız ve egemen devletimiz erozyona uğratılmak istenmektedir.. Kıbrıs Türk Halkı Girit misali yok edilmek istenmektedir..
Megali İdea hayalleri peşinde koşan Rum Liderliği;  Kıbrıs Türk Halkına bu Adada insanca  yaşama hakkı tanımıyor ve de tanımak istemiyor.. Rum liderliğinin hedefi olası bir siyasi çözümde Kıbrıs Türk Halkını ‘azınlık’ hakları ile  ‘sözde’ Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yamalamaktır..  Bu noktada 11 Ekim 2020’de KKTC’de gerçekleştirilmesi hedeflenen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin önemi çok büyüktür.. Kıbrıs Türk Halkının hedefi konu seçimlerde bağımsız ve egemen devletimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yaşatılması ve  tanınması gerektiğine inanan bir Cumhurbaşkanı seçmek olmalıdır.  
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sen Çok Yaşa…. DEVAM EDECEK…
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.