banner583
banner661
banner726

Hans Christian Andersen 216 Yaşında

banner476

Google geçen günlerde kullanıcılarına bir sürpriz yaparak Hans Christian Andersen'ın masal kahramanlarını logo yaptı. Hans Christian Andersen kimdir, google için Hans Christian Andersen ne anlam ifade ediyor?

banner714
Hans Christian Andersen 216 Yaşında

banner721
 
Hans Christian Andersen kaleme aldığı masallar ile bütün çocuklarının kalbini kazanmış bir masal yazarıdır. Hans Christian Andersen 2 Nisan 1805'te Danimarka’da dünyaya geldi. 11 yaşında babasını kaybetti ve annesiyle beraber çamaşırcı olarak çalışmaya başladı. 1828'de Kopenhag Üniversitesine başladı. Hans Christian Andersen üniversiteye girişinden sadece 1 yıl sonra en önemli yapıtlarından bir tanesini yazdı. Yazdığı romanlar ile tanınmaya başlayan yazar esas ününü çocuk romanları ile yakaladı. Özellikle Kibritçi kız, Küçük Claus ve Büyük Claus, Güzel Prenses ve Bezelye gibi masal kitapları ile çocukların gönlünde taht kurdu. 4 Ağustos 1875 öldü.
Google'de Hans Christian Andersen doğum gününde büyük yazarı unutmayarak onu tanımayanlara bir kez daha tanıtmış oldu. 

Fakir ayakkabıcının oğlu
Andersen, Odense'nin bir kenar mahallesinde doğmuş. Babası Hans Andersen, aristokrat köklere sahip olduğuna inanan, okumuş, fakir bir ayakkabıcı. Annesi Anne-Marie Andersdatter ise çamaşırcı... Okumamış ve batıl inançlı biri olsa da, oğlunu folklor dünyasına iten odur. Ki Andersen, daha sonra annesini romanlarında ve 'Hun duede ikke' adlı masalında anlatacaktır. Annesinin zamanla yatalak olduğu ve yardımsever bir ailenin evinde öldüğü söylenir. Rivayet edilen bir başka şey de, Andersen'in üvey kız kardeşi Karen Marie'nin bir süre fahişelik yaptığıdır. Karen Marie, ünlü erkek kardeşiyle 1846'da ölmeden önce yalnızca birkaç kez bağlantı kurabilmiştir.


İyi bir öğrenim görmemiş Andersen. Çok duygusal bir çocukmuş; boyunun uzunluğu ve kadınlara özgü ilgileri yüzünden birçok korku yaşamış, aşağılanmaya maruz kalmış. Andersen, biraz rahatsız biriymiş. Onun sinirsel kasılma nöbetlerine hatalı bir şekilde sara nöbeti teşhisi konmuş. Ailesinin de yüreklendirmesiyle masallar uyduran, kukla tiyatrosu gösterileri düzenleyen Andersen, o günleri, "Babam her dilediğimi yapardı," diye yazar Hayat Hikâyem'de, "Beni bütün kalbiyle sever; benim için yaşardı. Pazar günleri benim için perspektif camları, tiyatrolar ve değişen resimler hazırlardı; bana Holberg'in oyunlarından ve Arap masallarından parçalar okurdu; yaşamında genel açıdan ve bir zanaatkâr olarak mutlu bir adam değildi, ama böyle zamanlarda onun gerçekten neşeli olduğunu hatırlıyorum."
Andersen, 1816'da babası ölünce, çalışmak zorunda kalmış. Kısa bir süre, dokumacı ile terzi yamaklığı yapmış, ayrıca bir tütün fabrikasında çalışmış. Yine rivayet edilir ki, bu çalıştığı yerlerden birinde, iş arkadaşları, kendisinin kız olmasından şüphelendikleri için pantolonunu aşağı indirmişlerdir. Andersen on dört yaşındayken şarkıcı, dansçı ve aktör olarak kariyer yapmak üzere Kopenhag'a taşınmış-kaynaklarda çok iyi bir sesi (soprano) olduğu belirtilir. Ancak bu yılları takip eden üç yıl, onu tiyatroya sokan destekçileri olmasına rağmen, büyük sıkıntılarla geçmiş. Andersen, Kraliyet Tiyatrosu'nun bir üyesi olmuş, ama sesi değişmeye başlayınca bırakmak zorunda kalmış. Ona teklifsizce şair denince planları değişmiş: "Bu içime işledi, ruhuma ve bedenime ve gözlerim yaşla doldu. O andan itibaren zihnimin yazmaya ve şiire müsait olduğunu anladım." Ardından hepsi de geri çevrilen oyunlar yazmaya başlamış.
1822'de Kraliyet Tiyatrosu'nun yöneticilerinden forslu bir hükümet görevlisi olan Jonas Colin, Andersen'e Slagelse'deki gramer okuluna girmesi için bir fırsat tanımış. Andersen, okul müdürü Meisling'in evinde kalmış; müdür öğrencisinin aşırı duygusallığından rahatsız olmuş ve onun karakterini güçlendirmek için çaba harcamış. Diğer öğrencilerin yanında (ki aşağı yukarı on bir yaşındalarmış) hayli gelişmiş görünüyormuş Andersen. Colin, Andersen için özel bir öğretim hazırlamış. Bu öğrenimi tamamlayan Andersen, Kopenhag Üniversitesi'ne giriş hakkı kazanmış.


Uluslararası başarı
Andersen 1828'de, Alman Romantizm akımının öncüsü E.T.A. Hoffmann'ın üslubunda fantastik bir masal olan, 'Fodreise fra Holmens Kanal Til Ostpynten af Amager' adlı bir seyahat skeci yazmış. Jacob ve Wilhelm Grimm'in Children's and Household Tales (Çocuk ve Ev Masalları) 1812 ve 1815'de yayımlanmıştı gerçi, ama onlar özgün halk hikâyelerine dayanıyordu. Andersen'in şiiri 'Ölmekte Olan Çocuk', bir Kopenhag gazetesinde yayımlanmış, Kraliyet Tiyatrosu da 1829'da onun müzikalini yapmış. 'Phantasier og Skisser' başlıklı şiirler ise gizlice bir kimyagerin oğluyla nişanlanan Riborg Voigt'e sevdalanınca ortaya çıkmış. Riborg, 1831'de kimyagerin oğlu Poul Boving'le evlenmiş. Andersen öldüğünde boynunda asılı bir deri kese varmış. İçinde de Riborg'tan gelen bir mektup...
Anımsanacağı gibi, 1840'larda Jonas Colin'in oğlu Edvard ile Henrik Stempe de Andersen'in gerçekleşmeyen rüyalarına konu olmuştu. Andersen, 1831'de bir arkadaşına 'Keşke ölsem!' derken, sadece Riborg'a duyduğu sonu olmayan aşkıyla ilgili hislerini ifade etmiyor, aynı zamanda Genç Werther'in Istırapları'ndaki (1774) Werther'in hüznünü de yankılıyormuş.
1831'den itibaren Avrupa'da sık sık seyahate çıkmış ve bütün hayatı boyunca fırsat buldukça seyahat etmiş. Andersen, İsveç, İspanya, İtalya, Portekiz ve Ortadoğu hakkında kısa öyküler yazmış. Seyahatleri sırasında Paris'te Victor Hugo, Heinrich Heine, Balzac ve Alexandre Dumas gibi yazarlarla tanışmış. Bir Şairin Gündüz Düşleri'ni (1853) 1847'de Londra'da tanıştığı Charles Dickens'a adamış. Roma'da da Norveçli genç yazar Björnson'la tanışmış.
Andersen romancı olarak çıkışını İtalya'da geçen İmprovizatör (1835) ile yapar. Hikâye, otobiyografiktir ve fakir bir oğlanın topluma uyum sağlamaya çalışmasını anlatır: Andersen'in birçok eserinde kullandığı, kendini keşfetmeyi işleyen 'Çirkin Ördek Yavrusu' teması yani. Kitap uluslararası bir başarı kazanır ve yaşadığı süre boyunca en çok okunan eseri olur. Andersen'in Sadece Bir Kemancı (1837) adlı romanı, Soren Kierkegaard tarafından Af En endnu Levendes Papirer'de (1838, Henüz Hayattaki Birinden, İsteği Dışında Yayımlanan Yazılardan) eleştirilir. "Andersen'in, gerçek hayattaki tatsız mücadelesi şimdi de yazıda tekrarlanıyor" diye yazar Kierkegaard.
Andersen'in ünü 1835-1872 yılları arasında yazdığı masallar ve öykülere dayanır. Çocuklara Masallar 1835'de ucuz kitapçık formunda yayımlanır. Andersen bunda ve her Noel'de yayımlanan ilk masallarında, çocukken dinlediği hikâyelere başvurur, ama yavaş yavaş kendi hikâyelerini de yaratmaya başlar. 1837'de yayımlanan üçüncü ciltte, 'Küçük Deniz Kızı' ve 'Kralın Yeni Giysileri' de yer almaktadır. Andersen'in öteki en ünlü masalları arasında 'Çirkin Ördek Yavrusu', 'Sihirli Çakmak', 'Küçük Claus, Büyük Claus', 'Prenses ve Bezelye' Tanesi', 'Karlar Kraliçesi', 'Bülbül' ve 'Teneke Asker' sayılabilir. Andersen, Arap Geceleri geleneği ve Grimm kardeşlerin bir araya getirdiği Çocuk Masalları'ndan esinlenerek yazdığı bu masallarla modern masalın babası haline gelir. Üstelik Andersen'in eserleri orijinaldir. Yüz elli altı tanınmış masaldan yalnızca on ikisi halk masallarından türetilmiştir.
Andersen hem üslup hem de konu açısından yenilikçidir, konuşma dilinin deyim ve yapılarını Danimarka yazınında yeni olan bir biçimde kullanır. Onun zamanında masallar didaktikken, o masala çift anlamlılığı sokar. Çocuklar ve uyumsuzlar çoğunlukla doğruyu söyler; onlar ahlâk konusunda Andersen'in sözcüleridir: "Ama kral çıplak!' dedi küçük bir çocuk en sonunda. 'Aman Tanrım! Çocuk haklı,' dedi baba ve çocuğun söylediği kulaktan kulağa yayıldı. 'Ama kral çıplak!' diye bağırdı sonunda herkes. Kral bundan çok etkilendi, çünkü haklıydılar; ama kendi kendine şöyle dedi: 'Sonuna kadar dayanmalıyım.' Hizmetkârlar gururla yürümeyi sürdürdüler, olmayan bir elbisenin kuyruğunu taşırmış gibi." (Kralın Yeni Giysisi'nden, 1837).


Andersen'de kadın ya da erkek kahramanın çirkinliği bir sürü talihsizlikten sonra ortaya çıkan bir güzelliği saklamaktadır genellikle. Psikanalizde bu biçim bazen, ruhun serbest bırakılması gereken içsel benliğinin bir simgesi olarak görülür. Andersen'in talihsiz ve dışlanmışlarla özdeşleşmesi masallarının bir hayli ilgi çekici kılar. Andersen'in 'Karlar Kraliçesi' ve 'Çirkin Ördek Yavrusu' gibi kimi masalları iyinin zaferine olan iyimser inancı ortaya koyar, kimisi de 'Kibritçi Kız' gibi mutsuz sonlanır. 'Küçük Deniz Kızı'nda yazar sıradan bir yaşama duyulan özlemi işler-yazarın kendisinin de hiç sıradan bir yaşamı olmamıştır. Küçük deniz kızı suyun üstündeki yaşama özlem duymaktadır, ama hayalinin gerçekleşmesi daha çok acı çekmesine neden olur: "Uğruna ailesini ve evini terk ettiği, güzel sesinden vazgeçtiği ve her gün sonu gelmez işkenceler çektiği adamı bu akşam son kez göreceğini biliyordu
-ve onun bundan hiç haberi yoktu. Onunla aynı havayı soluduğu, derin denize ve yıldızlı mavi göğe baktığı son geceydi bu; düşüncesiz ve rüyasız, sonsuz bir gece onu bekliyordu, çünkü onun ruhu yoktu."
Andersen'in masalları bütün Avrupa dillerine çevrilmiştir. Yalnız 1846'da, İngiltere'de masalları dört baskı yapar. Pek çok kişi kendisinden etkilenmiştir: Charles Dickens (Bir Noel Hikâyesi, Çanlar, Hayalet Gören Adamla Hayaletin Anlaşması), William Thackery ve Oscar Wilde (Mutlu Prens, Gül ile Bülbül, Balıkçı ve Ruhu)... Hayatı ve Eserleri (1975) adlı kitabında Elias Bradsdorff, Andersen masallarının Viktorya dönemi çevirmenleri tarafından sansürlenip yumuşatıldığından şikâyet etmektedir.
Dilimize çevrilen pek çok Andersen masalı için de aynısı geçerlidir. Daha da vahimi, kimse özgün metine bakma ihtiyacı duymadan, Türkçeden Türkçeye çeviri yapma yarışında. Buna yayıncılık literatüründe 'takla attırma' deniliyor. Çevirmen (başka bir deyişle takla attıran) alıyor önüne yayımlanmış tüm kitapları, bir cümle birinden, iki cümle diğerinden; derken çıkıyor ortaya 'melez bir masal'... Bu melezliği gidermek de düzeltmene düşüyor.
Gözümden kaçmış olabilir, bilenler lütfen düzeltsin beni: Bugüne değin, henüz özgün dilinden yapılmış bir Andersen'e rastlamadım. Eskiden Fransızca'dan yapma eğilimi yaygındı (ki Nurallah Ataç'ı minnetle anmak, Tahsin Yücel'e selam durmak lazım); şimdi ise İngilizce'den yapma... Almanca'dan (ki Behçet Necatigil'i anmamak terbiyesizlik olur) yapılanlar ise bir elin parmakları kadar bile değil.
            En önemli konu ise bu büyük yazar kendi ülkesinde her köşede anımsanmakta, bir sürü müzesi kurularak bu usta yazar gelecek kuşaklara tanıtılıp, kendi değerlerine sahip çıkmanın önemi çocuklara öğretiliyor. Darısı bizim yazarların başına.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
banner342
banner692
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.