banner875
banner815
banner878

Erçin'le Kitap Dünyası

banner476

Kitaplar benim sevgili dostlarım, gerçek yol gösterenlerimdir. Çünkü ikiyüzlülük etmeden, bana görevlerimi anımsatırlar. ALPHONSE DAUDET

banner825
Erçin'le Kitap Dünyası

Hazırlayan: Erçin SELASİYE

 

HAFTANIN EN ÇOK OKUNAN KIBRIS KİTAPLARI:

İnsanı ve Tiyatroyu Ne Öldürüyor? – Yaşar Ersoy
Güçük Prens – Kıbrıs Türkçesi – Antoine de Saint-Exupery  
Kayıp Özne  – Niyazi Kızılyürek 
Ada Karanlığı 2 – Turgül Tomgüsehan 
Kıbrıs’ın En Uzun Yüzyılı – Mete Hatay 
Kıbrıslı Rum Solcular Kıbrıs'ı Nasıl Düşündüler – Editör: Niyazi Kızılyürek 
 

İNSANI VE TİYATROYU NE ÖLDÜRÜYOR? – YAŞAR ERSOY

Ersoy’un gerek pandemi sürecinde gerekse öncesinde yaşanan sosyal, siyasal ve sanatsal değişimi değerlendirdiği, yitirilen insani değerleri ve sebeplerini ülkeden ve dünyadan örneklerle incelediği kitap, farklı temalardaki 34 makaleden oluşuyor.


 

HAFTANIN EN ÇOK OKUNAN DÜNYA KİTAPLARI:

Demirtaş’ın Beyaz Sandalyesi – Zınar Karavil
Her Şey Vaktini Bekler Şems’in Öğrencisi Olmak – Hakan Mengüç  - 
Seninle Başlamadı – Mark Wolynn – Sola Unitas
Sineklerin Tanrısı – William Golding 
Şeker Portakalı – Jose Mauro de Vasconcelos 
 

DEMİRTAŞ’IN BEYAZ SANDALYESİ – ZINAR KARAVİL

Selahattin Demirtaş’ın arkadaşlarının, avukatlarının, kardeşlerinin, eşinin, hücre arkadaşının ve bizzat kendisinin anlattığı cezaevi dönemi hikayesi basın danışmanı Zınar Karavil kaleminden aktarılıyor…


 

HAFTANIN KİTABI

YARALISIN – ERDAL ÖZ

Yalın Duru bir dille yazılmış bir eser… Hesaplaşma, utanç, ezilme, sorgu, darbe, direniş, acı gerçekler, baskının yer aldığı hayatın acı ama yaşanan olayların bize aktarılması diyebiliriz üzülerek ve merakla okunası bir kitap…
Okurken o işkencelerin acısını yüreğimde hissettim. Etrafınızdaki Nuri'lerin ne kadar farkındasınız ?! “Yaralısın'' okurken seni yaralayan bir roman! romanı roman yapan içindeki gerçekçiliğidir bence o hisleri yaşatmak o sahnenin tam ortasından bakabilmek, Erdal Öz bunu çok iyi başarmış... Romanın ilk cümlesi "Nurilerle doluydu koğuş" Cezaevleri... Birilerinin merak ettiği hayatı yaşayanların yaşadığı yer... Ve burada yaşayan Nurilerin romanı... İşkencelerin insan bedeninde bıraktığı derin yaraların, avludaki voltanın romanı. O kadar derinden yazılmış ki bütün işkenceleri hissedebiliyorsun, hissederken utanıyorsun...  
Yaşar Kemal'in dediği gibi "savaşsa savaş eyvallah, ölümse ölüme eyvallah ama işkence!" Okurken boğazımı bir el sıkıyordu sanki, üzüntü, utanç, nefret geçti içimden… Ben okurken dayanamadım oysa bunları insan insana yaptı…  
Kitap suçunu bilmeyen Nuri'nin hapishanedeki gününü ve öncesinde yaşadığı işkenceyi anlatıyor. Siyasi suçlu damgası vuruluyor Nuri' ye… Suçunu her sorana da “siyasiyim” diyor zaten…
Nuri hapishaneye gitmeden önce iki ay boyunca neresi olduğunu bilmediği yerlerde işkenceye uğruyor... Çaresiz ve yalnız… Ama Nuri yaşadığı tüm işkencelere rağmen konuşmuyor... O da bilmiyor ki suçunun ne olduğunu…
Detaylar ilk başta sizi biraz boğabilir ama kitap ilerledikçe kendinizi o avluda, işkence odasında, sorguda buluyorsunuz… 
Kitabın önsözünü büyük üstat Yaşar Kemal yazmış… “İyi romanın yaşamdan daha gerçek olabileceğini Erdal Öz romanını okuduktan sonra bir daha anladım” diyor… Bunun üzerine başka yoruma da yer yok zaten…


 

HAFTANIN YAZARI

SYLVİA PLATH (1932 – 1963)

Trajik yaşamı ve intiharıyla tanınan Plath, aynı zamanda yarı otobiyografik bir roman olan ve depresyonu üzerine ayrıntılı bilgiler veren Sırça Fanus kitabının yazarı olarak bilinir. Anne Sexton ile birlikte, Plath giz dökümcü şiirin önemli isimlerinden biridir.
1932 yılında Alman bir baba ve Amerikalı bir anneden, Massachusetts'te doğdu. İlk şiirini 8 yaşında yayımladı.
Plath, çocukluğundan ölene kadarki süre zarfında baba sevgisizliği, anne ilgisizliği sebebiyle ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu.
Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler.
Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. Çiftin Sylvia'nın kıskançlık krizleriyle başlayan sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.
Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair William Butler Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 11 Şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve mutfağa gitti. Fırını açıp harlanmasını beklerken birer birer uyku ilacı içti ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.
1963 yılında daha 30 yaşındayken intihar eden Plath’ın hayatı, Oscarlı oyuncu Gwyneth Paltrow'un ünlü şairi canlandırdığı “Sylvia” filmine de aktarıldı.
Plath’ın Türkçeye çevrilen eserleri arasında bulunan “Sırça Fanus” adlı romanı, birçok kişi tarafından ilk Amerikan feminist romanı olarak değerlendirilir.
Plath'in mezar taşında ''En harlı alevlerin ortasında bile altın nilüfer yetişir.'' yazmaktadır.
 

 
banner342
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.