banner583
banner529
banner570

Büyük Halk Ozanı Mehmet Tahir Doluner’i anımsamak

banner476

Kıbrıs Türk Yazını büyük bir ozanı olan. Kıbrıs Türk Şiirinde, yazdığı 10 tane hiciv ve mizah şiir kitaplarıyla yer eden Mehmet Tahir Doluner’i . Arkasında bırakmış olduğu yüzlerce şiiriyle gönlümüzde hep yaşıyor.

Büyük Halk Ozanı Mehmet Tahir Doluner’i anımsamak

Tüm şiirlerini hece vezniyle  yazan  Doluner,  ülkenin tüm sosyal sorunlarıyla yakından ilgileniyor ve bunları çok güzel bir dille şiirlerinde dile getiriyordu. Şiirindeki sade dili,Kıbrıs Ağzını dizeleri arasında serpiştirip kullanması onun şiirinin en büyük özellikleri arasındaydı. Kıbrıs’ın gelenek-göreneklerini,eski yaşayışını birebir bizlerin Doluner’in şiirini okuduğumuz zaman rahatlıkla bulabilmekteyiz. Bu yanıyla sosyal tarihimize ışık tutan kitapları, onun şiiri Kıbrıs Türk insanın serüvenidir, yaşayışıdır, çalkantısıdır.

Mehmet Tahir Doluner, sen her zaman şiirin ve yakın dostluğunla kalbimizde yaşayacaksın?
 
Kendi kaleminden yaşam öyküsü?
1930 yılında, o zaman adı "İpsillat olan Sütlüce köyünde dünyaya geldim. İlkokulu o köyde, Ortaokulu Mağusa'da, Liseyi de o zaman Ada'da tek olan Kıbrıs Türk Lisesi'nde okudum.
İlkokulun kadın öğretmeni Melek hocanım, bana ilk alfabeyi öğreten değerli bir kişiydi. Sütlüceli Hasan Ertoğrul adındaki diğer bir değerli öğretmenle köy okulunu bitirdikten sonra, Lisenin duhul imtihanlarına girdim. Başarılı olduğum bana bildirildikten sonra, o sene ilk defa açılan Mağusa Ortaokulu'na kaydımın yapılması istendi.
Kırk küsur öğrenciyle başladığımız Mağusa Orta Okulu'nun birinci sınıfından, ikinci sınıfına 13 kişiyle geçebildik.
Orta iki ve üçü bugünkü Pertevpaşa okulunun bir odasında okuduk. Supi Rıza ve Hasan Siber gibi iki değerli öğretmenin okuttuğu bu sınıflar sadece iki fire vermişti.
Lise l'e geçmek için o yıl ilk defa eleme usulüne başvuruldu. Bİr fire de orda verildikten sonra Lise l'e on kişiyle girdik. Böylece kırk kusurla girdiğimiz Orta l'den Lİse l'e ancak on kişiyle girebilmiş olduk. Bunlar arasında rahmetli Özdemir Sennaroğlu, rahmetli Ali Dinçer Tahsin Mustafa, Refet Mehmetali, Mahmut Akay, Selçuk Veli Beyit, Ali Gürsoy, Raşit Muammer Bilginer (şair) anımsayabildiklerimdir.
Orta l ve 2'de bütün sorular Lefkoşa'dan gelmiş ve Hilmi DAMDELEN adında ciddiyeti ve dürüstlüğüyle ünlü bir öğretmenin mümeyyizliği altında sınavlara tabi tutulmuştuk.
1950 yılındaki o son sınıf arkadaşlarımdan, yukarıda hasetliğim Mağusa'dan gelenler dışında, Hüseyin Şenol, Dr. Sezai Sezgin, Prof. Vamık Volkan, Araştırmacı, tarihçi, yazar Ahmet Cemal Gazioğlu, Rahmetli Kubilay Renizi Halkıma, Ayyıldız İbrahim, Aziz Edip, Merhum Ali Nafi, Turgut Köfünyeli, Faruk İrfaner, Kemal Özkan, Muzaffer Bekiroğlu, Erdoğan Safı Alper, Dt. Münür Unsal, Reşat Hüdaverdi, Fevzi A. Remzi, Ferruh Girneli, Haşmet Gürkan (merhum), Ahmet Savalaş, Mehmet Avaroğlu anımsayabildiklerimdir.
İlk şiirlerimi Lise öğretmeni Nazif Süleyman Ebeoğlu'nun çıkarmakta olduğu KURUN adlı gazetede, Kaynak ve Evrim adlı dergilerde yayınladım.
1950 yılında girdiğim kamu hizmetlerinden sonra tam 45 sene şiirle ilgimi kestim. Eğitim ve Kültür Bakanlığının 1995 yılında tertiplediği şiir şöleninden sonra İçime düşen yazma arzusuna karşı koyamadım. İlk gençlik yıllarımda yazdığım şiirlerle o günden sonra yazdığım şiirleri 'Bu Vatan Bizim' adlı kitapta toplayıp 1996 yılında yayımladım. Yine o yıl içerisinde yazdığım şiirleri de' Ah Toprağım, Toprağım' adında ikinci bir kitapta yayımladım. Ondan sonra 2000 yılına kadar sırasıyla "Yuvasız Kuşlar Gibi", "Sarı Lale", "Toz Kondurmam Yurduma', 'Toprak Kokusu", "Gök Kuşağı", "Sevda Seferi' Ve "Sevgilim Kara Saban" adlarındaki kitaplar yayınlandı. Şu an elinizde tuttuğunuz bu kitap ise onuncu kitap olup 2000 yılında çıkmış oluyor. Bu ve bundan önce çıkan 'Sevda Seferi" adındaki kitabın konusu tamamen aşk ve sevdayla ilgilidir. Diğer bütün kitapların konusu ise çarpık uygulamaları eleştiren  taşlamalar meyanında nostajik konulara ve doğayla ilgili şeylere değinmektedir.
1950 yılında girdiğim kamu hizmetinden 1973 yılında çıkan özel bir kanundan yararlanarak emekliye ayrıldım. Bir süre sonra da Avustralya'ya göç ettim. Yurt hasretine tahammül edemeyince 1993 de temelli dönüş yaptım. Şu anda Boğaz'la Gönyeli arasında, ovanın ortasında bir evde kalmaktayım,
Evli olup yedi çocuk, on beş torun ve beş de torun çocuğu sahibiyim.
 

 
ESERLERİ :

1-Bu Vatan Bizim [ilk yazdığı gençlik şiirleri ile 1995'de yazdığı şiirleridir] (1996),
2-Ah Toprağım Toprağım (1996)
3-Yuvasız Kuşlar Gibi (1997)
4-Sarı Lale(Ağustos 1997)
5-Toz Kondurmam Yurduma (1997)
6-Toprak Kokusu(1998)
7-Gökkuşağı(1998)
8-Sevda Seferi (1999)
9-Sevgili Kara Saban (1999)
10-Sevda Yolunun Yolcuları

SEÇME ŞİİRLERİ
AĞLAMA ZEYTİN AĞACI
Bir zeytin ağacı ki beş altı yüz  yaşında; Belki de daha yaşlı, duruyordu karşımda:
Kim dikmiş fidanını Allah bilir oraya; Kimler bakıp büyütmüş o zamandan buraya:
Bir yadigâr bırakmış kendi memleketine: Helâl olsun, bakmadan onun milliyetine;
Süsleyerek zeylinle koca bir memleketi: Bıraktılar bizlere bu güzel emaneti;
Ne yazık, değerini bilemedik bir türlü; O çiçeğin balından alamadık bir türlü;
Terketuk hiç bakmadan öyle kendi haline: Sormadık doğru dürüst birgün bile hali ne;
Bir kısmının kökünü bu şekilde kuruttuk; Çoğunu da yangınla yok edince yas tuttuk;
Kaplarken bu ülkeyi bir zeytinlik ordusu; Duyulurdu her evden zeytin yağı kokusu:
O zeytinli bulladan zeytin yağı sızarken; Bazan da çatır çatır patates kızartırken;
Ne güzeldi vallahi mübareğin kebabı; Tek bir defa yense de unutulmazdı tadı...
Korduk bir iştihayla kömürlerin üstüne; Bazan şişe takarak bazan öylecesine;
Sabah akşam demeden severdi yesin herkes;
Golanduro kokulu sarımsaklı çakıstes:
Hasret kalırken bazan o güzel rayihaya: İsterim o günlei yaşayım kıyasıya:
Çok geceler geçirdik sade zeytin ekmekle. Hem öyle doya doya  hem de büyük bir zevkle.
Zeytin dediğin nimet her evin direğiydi: Onun için her zaman şükür etsen yeriydi:
Bir iç huzur bulurduk yaprağını yakarken: Şeytanları kovardık dumanım koklarken.
Böyle bir inanışla epey rahat olurduk: Büyük bir stresten adeta kurtulurduk;
Bir zamanlar bu ülke zeytinlik beldesiydi: O zeytin ağacı da ülkenin simgesiydi;
Bakalım çaresine kökünü kurutmadan; Kütükler üzerinde oturup yas tutmadan...

BETMEZCİ
Köyün, kışın bol olan çamurlu yollarından: Geçerdi bağırarak, çıktığı kadar sesi; Yaşlıca bir eşşeği çekerek yularından; Satıyordu kışlan "Gazafana betmezi"...
Öyle bir pekmezdi ki görmedim bir eşini; İleriki yıllarda, satılsın başka yerde, Yoktu hatia bir kişi yapsın onun işini: Ne şu dağın ardında ne başka bir diyarda...
Çözünce yavaş yavaş tulumunun bağını; Başlıyordu süzülsün koyu bir şey ardarda; Toplarken başucuna mahallenin çoğunu; Boşalırdı bir tulum birdenbire orada...
"Nostalji""mi diyelim yoksa "özlem" bu hale* Gitmiyor kulağımdan bir türlü onun sesi; Değil elli. altmış yıl. bir ömür geçse bile: Çıkmaz bir gün aklımdan "Gazafana betınezi" ..
Herşey gibi bunu da tez günde mamur ettik; Terkettik ağacını öyle kendi haline; Kuruyup gitmesini uzaklardan seyrettik; İşden değil yanmamak halimizin haline...
 
TOZ KONDÜRMAM YURDUMA
(Yurdunu terkedip unutanlar'a)
Nasıl da unutursun şu güzelini yerleri; Ve eski şarkıları gezerken Çağlayan da: Unutur mu hiç insan bakıştığı anları; Yeni sevda çekmeğe başladığı zamanda.
O ilk göz ağrısıdır esir eden insanı; Çeker miknatıs gibi uzaklarda kalırsa; Koca bir ömür boyu yanar insanın cam; Yanar bir de kendini gurbet elde bulursa.
Nasıl da unutursun köyünün yollarım? Gezdiğin dereleri, içinde bata çıka; Ya da fırantilerin kokulu güllerini; Koklarken ta derinden burnuna çeke çeke.
Zor bulursun o yerde yurdunun havasını; Masmavi denizini, hem de yıl on iki ay; Fırsat varken süresin yurdunun sefasını; Sen de gurbet ellerde sefa sürdüğünü say.
Şaşar kahrım öyle, nasıl da dayanırsın; Nasıl da özlemezsin şu doğduğun yerleri; Gayrı buralarım yaban yer mi sayarsın; Vatanın saya saya o uzak diyarları.
Değilmiş, der pek çoğu, vatanı doğduğu yer; Doğduğu yere dönen göçmen bir kuş değilmiş; Vatanıymış orası, karnının doyduğu yer; Bir yer ki gayrı onu, kendi vatanı bilmiş.
Gelmez mi hiç aklına zaman zaman da olsa; _
Sokak aralarında lingiri oynadığın? Gözlerinin önüne hayal meyal da gelse: Duvarların dibinde pirili oynadığın?
Vurunca en hızınla değneği lingiriye: Uçardın sevincinden kaynarken o lingiri: Hem "matsas" hem de "götsas" sözünü duya duya; Keyfinden, sevincinden inlctirdin her yeri.
Hatırlarsın her zaman sen de hep benim gibi; Oynarken "hem pirili hem enek" dediğini; Ya hurma çekirdeği ya da hep badem gibi; Şeyleri piriliyle oynarken sevdiğini.
Hüner değildir elbet eskiyle avunasın; Veyahut devrilesin eskilerin üstüne; Önemli olan o ki, yurdunla övünesin; Yurdunla geçmişinin toz konmasın üstüne.

İNGİLİZ VE HÜSEYİNLE ABOSTOL
Hüseyin'le Abostol bir gün yolda giderken; Bİr cevizcik gördüler, ikisi de bir anda; İkisi de "ben gördüm, benimdir ceviz" derken: Bir İngiliz belirdi hemen karşılarında.
"Durun" dedi ingiliz" ben vereyim kararı: "İsterseniz sonunda adiJ bir işlem olsun; "Olmaz kavga etmenin hiç kimseye yaran; "Bırakın" da böylece hak yerini tanı bulsun".
Bizim o biçareler kanmışlar İngiliz'e; O herkesi kandıran, ikna eden tavrına; "Bakın" demiş İngiliz " napacağım ben size; "Çevirerek hu isi bitmeyen bir soruna".
Kırıp verdi onlara cevizin yarısını: Bırakarak İngiliz kalanı da kendine; Oturup seyre daldı onların kavgasını; Bazen ona hak verip bazen da ötekine.
Sürdü bütün gün kavga, senin, benim diyerek; Sonunda da o ceviz ezilip büzülürken; İngiliz uzaklaştı kısmetini yiyerek; O yanda enayiler helak olup kalırken.
 
BİR AĞAÇ KESENİN CEZASI
Yutar gibi adeta bir kerede okudum;
Geçenlerde gördüğüm eski bir kıraati; Duygulandım okurken, ansızın bir hoş oldum; Yetmiş küsur yıl önce yazılan o kitabı.
Bir yerinde ağaca atıfta bulunurken; Sürdürürdü o yazar öğütle yazısını; Verirdi ibret için sonuna gelinirken; Almanya'da bir ağaç kesenin cezasını.
*****
İdam İmiş o ecza bir adet ağaç için; Ağaç kocaman değil, hatta fidan olsaydı; Bir de bizim buraya bakınız Allah için: Keşke dedim o ceza bizde de bulunsaydı.
*****
Dikerken sen fidanı dağlık bir araziye; Bilirdin oralarda çobanın varlığını; Hiç bir önlem almadan adeta bile bile; Terk edersin keçiye dağın fidanlığını. *****
Bekçi koyduk Karpas'a eşşckleri menetsin; Basıp yemesin diye ekinleri o yerde: Dağda da çobanlara İzin verdik hükmetsin; Sokarak başımızı her gün başka bir derde.
 
banner342
banner603
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.