banner762

A Harfinden Önceki İsim: Fahri KAYA

banner714
A Harfinden Önceki İsim: Fahri KAYA

Türk dünyasının önemli edebiyatçılarından Fahri Kaya ile ilgili Kosovalı edebiyatçı ve yazar Dr. Taner Güçlütürk’ün kaleme aldığı yazısını sizlerle paylaşıyoruz.

Bir süre önce hayatını kaybeden Fahri Kaya ile ilgili anılarını bu yazısında paylaşan Dr. Taner Güçlütürk’ün 'A Harfinden Önceki İsim: Fahri KAYA' isimli yazısı şöyle:

“Bizim neslimizin Fahri Kaya ismiyle tanışması ilkokul sıralarında, hazırladığı alfabe kitabıyla olmuştu. Fahri Kaya, her şeyden önce Kosova’da Türkçe yayınlanan ilk alfabe ve okuma kitabımızın müellifiydi. Öyle ki birçoğumuzun daha “A” harfine geçmeden önce öğrendiğimiz ilk isim Fahri Kaya idi. Onun ismi üzerine inşa edildi eğitim hayatımız, onun alfabesiyle başladı bilgi serüvenimiz. Otuz üç yıldır tanıdığım büyük ve değerli bir isimdi Fahri Kaya. Ve daha sonra edebiyat ve ders kitaplarıyla daha da abideleşen bir simaydı.

İlkokul yıllarında okulumuzun yanı sıra toplumumuzun geleneksel ve prestijli etkinliklerinden biri de edebiyat saatleriydi. Üsküp’ten gelen şair-yazarlar arasında ya Fahri Kaya’nın kendisi, ya da mutlaka şiirleri olurdu. Bu yazımda kendisiyle ile ilgili teorik ve tekrarlanan bilgilerden ziyade, Fahri Kaya’yla ilgili şahsi izlenimlerimi, anılarımı, görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

Kafamda kesin bir tarih yok ama rahmetli üstat ile tanışmam, savaşın ardından gazetecilikle uğraştığım 1999 sonrası yıllara denk gelir. Üstatla önce ulusal ve uluslararası edebiyat buluşmalarında, akabinde de Türkoloji sempozyumlarında bir arada olduk. 2008’den sonra ise Üsküp Üniversitesinde Doktora eğitimimi yaparken, dört-beş yıl boyunca Üsküp’e yaptığım yolculuklarım vesilesiyle bir arada olma fırsatını yakaladım. Fırsat buldukça yamacına demir atmaya çalıştım Fahri üstadın.

Üsküp’ün bilgesi, saygın ve asil duruşlu beyefendisiydi Fahri Ağabey. Sahip olduğu bilgelik o dik duruşu hak ediyordu, o bilgeliğe o duruş yakışıyordu. Her defasında öyle bir duruşla karşılardı beni Fahri Ağabey. “Ağabey” diyorum çünkü genellikle kendisine “ağabey” dememizi isterdi. Daha doğrusu buna müsaade ederdi. Böyle bir akrabalık hukuku tesis ederdi. Şiir okumaya geçmeden önce muhtevası derin bir girizgâh yapar, şiiriyle yücelir, sonrasın da kapanış konuşmasıyla hepimizde hayranlık bırakarak inerdi kürsüden. Girdiği her ortamda saygınlığı, etrafına dostlarını toplayan güçlü bir iletişimi vardı. Düşüncelerinin, kelimelerinin hiçbiri kesinlikle tesadüfi değildi. Sanki günlerce üzerinde düşünülmüş, hazırlanmışlardı.

Hafızası güçlü, zekâsı net ve keskindi. Yeri geldiğinde taşı gediğine koyar, sözünü hiç esirgemezdi. En çok da bu özelliğini sevdim Fahri Ağabeyin. Savunduğu görüşlerin, ileri sürdüğü tezlerin hepsi gerçekçiydi. Retoriği güçlü olsa da romantik bir entelektüel değildi.

Sempozyumların tartışma bölümlerinde, kahve molalarında yapılan değerlendirmelerde eleştirileriyle etrafına bizleri toplayan, bütün katılımcıların olduğu gibi hepimizin sevgisini kazanan bir Türkolog’du. Tenkitlerini hiç çekinmeden tek tek rahatlıkla ortaya koyardı. Beklenen cevap gelmezse ortaya atılan muammaları yerden yere vururdu. Bu sefer Fahri Ağabeyi daha da sevmeye başlıyorduk. Çünkü doğruları söylerken cesur bir tavır da takınırdı ve bu tavır ona çok yakışırdı. Savunduğu doğruları sayesinde göğsümüz kabarırdı.

Kenara çekildiğinde, “Taner buraya gel!” derdi, “Bunların hiçbiri bir şey bilmiyor, hepsi cahil, öne sürdükleri yalan!”. Öyle ki ben bu özgüvenli tavrı İlber Ortaylı’dan önce Fahri Ağabeyimde tanıdım. Üsküp muhiti her ne kadar seçkin bir muhit olsa da onun üstün tarihi, edebi, siyasi, toplumsal bilgeliği, ona kendini hep yalnız hissettirdi. Sebebini de Üsküp’e gidip geldikçe zamanla kavrar oldum.

Leyla Şerif Emin ile Köprü Dergisi’nin 2007 yılının Şubat-21’inci sayısında ilk mektuplaşmamızın ardından Üsküp – Prizren arasında başlattığımız ilk edebiyat buluşmamıza koşarak gelen Fahri Ağabey, o gün de yaptığı o konuşmada ülkelerimiz arasına yeni sınırlar girse de edebiyat topluluğu olarak kopmamamız gerektiğini tembihlemişti bize. Bugün bu tembihin her konuda ne derece anlamlı ve önemli olduğunu daha da fark eder oluyoruz. Kimin nasıl algıladığı bilinmez elbet. Her zaman savunduğumuz birlik mücadelemiz ve kavgamız, hep onun “kopmayın!” telkininin/emrinin ateşiyle gerçekleşti.

2015 yılının Kasım ayında kendisine 65. sanat yılı ve 85 yaşı nedeniyle Prizren’de bir saygı gecesi düzenlemiştik. Ne kadar mutlu olduğunu bütün ayrıntılarıyla hatırlıyorum. Makedonya’ya gerçekleştirdiğimiz edebiyat yolculuklarının birçoğunda ilk durak noktamız Fahri Kaya’nın yanı olurdu. Gene böyle bir ziyaretimizde Fahri Ağabeyle Kosova ve Makedonya Türklerinin güncel güncel meseleleri ile ilgili sohbet ederken, Sancak Boşnaklarını örnek gösterip, gelecekte Rumeli Türkleri olarak bizlerin de içerisinde bulundukları devletler bünyesinde Sancak Boşnakları misali kendimize “kültürel otonomi” sağlamamız gerektiğini ileri sürmüştü. Kaya’ya göre, ancak böyle bir kültürel bir otonomi soydaşlarımızı eğitim ve kültür anlamında rahatlatabilirdi. Ayrıca böylece uzun vadeli asimilasyon tehlikesine de karşı koymak mümkün olabilirdi. Kaya’nın bu görüşlerinden doğal olarak çok etkilenmiştik. Ancak bunu gerçekleştirmek için güçlü siyasetçilere, birlik beraberliğe ihtiyacımız vardı. Fahri Ağabeye göre şu an, onun ortaya attığı bu ülkünün gerçekleştirebilmesi için maalesef güçlü bir siyasetçi kadromuz yoktu. Ancak bunun gerçekleşmesi için çalışmak, yılmadan mücadele etmek şarttı. Kaya, sadece tarihle, geçmişle yaşayan biri değildi; gelecekle de yaşayan, geleceğe yön, ışık, yol vermek isteyen bir devlet adamı ufkuna da sahipti.

Birlik, Sesler, Sevinç, Tomurcuk gibi yayınlar kapanınca, Türkçe gazetecilik ve edebi yayıncılık geleneğini sürdüren gençlerin her zaman yanında olduğuna birebir tanık oldum. Özellikle Yeni Balkan ve Köprü Dergisi etrafında toplanan gençleri yazılarıyla, fikirleriyle, önerileriyle destekler, yön verir, tavsiyeleriyle, etkinliklerine iştirakiyle hep yanlarında olurdu. Onları severdi. Onlar da Fahri Abilerini sevmiş olmalı ki hayattayken ona vefa borcu olarak adına özel sayı çıkardılar, hayatını, eserlerini, çalışmalarını ele alan yayınların gün yüzüne çıkmasına vesile oldular. O sadece 2000 sonrası kuşağa değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı sonrası kuşağına; Kosova’dan Hasan Mercan, Nusret Dişo Ülkü, Nimetullah Hafız, Enver Baki gibi birçok isme de sahip çıkmış onları desteklemiştir.

Merhum Fahri Ağabeyle sevgimiz karşılıklıydı. O beni sever, ben onu sayardım. Her gördüğünde, kollarını açarak “Taner gel buraya!” der ve hemen kafasındaki konuya doğrudan girerdi. Koyu bir muhabbetle geçerdi zaman. Uzun uzun sohbet etmeyi severdi. Vefatından bir önceki (20.03.2016) buluşmamızda; “Tanerciğim, sen şairler içerisinde siyasetçi, siyasiler içerisinde şairsin” diyerek sevgisini dile getirmişti. Üstat ile son kareyi 20 Mart 2016 tarihinde Üsküp Köprü Derneğinde çektirmişiz. “Katıksız ve dostane dertleşebildiğim, muhabbette ortak dili paylaşabildiğim insan çok az Üsküp’te” diyerek yine dert yanmıştı son görüşmemizde. Değerli bir edebiyat tarihçimiz olarak Fahri Ağabeyin, 2015 yılında yayımlanan doktora tez kitabımla ilgili övgülerine de bu görüşmede nail olmuştum. Çalışmamı baştan sona okumuş, çok da beğendiğini vurgulamıştı. Onun bu değerlendirmesi benim için çok kıymetliydi. Üsküp edebiyat muhitiyle aramızda öyle bir yarış olmasa da, “Edebiyatımızın önderliğini siz Kosovalılar yapıyorsunuz.” diyerek, sürdürdüğümüz çalışmaların altını takdirle çizmiş, övgüsüyle bizi teşvik etmeye çalışmıştı.

Merhum Fahri Ağabeyle en son, 24.08.2016 tarihinde Gostivar’da düzenlenen bir sempozyum dönüşü, vefat haberini aldığımız şair Fahri Ali’nin cenazesinde buluşmuştuk. Yanında bulunan Birlik Gazetesi’nden arkadaşlarını geride bırakarak, uzun uzun muhabbet etmiştik üstatla İsa Bey Camii avlusundaki çınarın altında. Sadece tenkit etmezdi, önerilerini de beraberinde getirirdi her sohbetinde. Sorunların kısırdöngü tenkitçisi değil, çözüm üreticisiydi de aynı zamanda. Hafızasının berraklığına, tarih ve güncel meseleleri analiz kabiliyetine hayrandım. Öğle sıcağı olmalı ki yine karşımda sendeler olmuştu o gün. Hemen koluna girmiştim; “Merak etme Taner, bir şeyim yok, yine şekerim düştü herhalde.” diyerek, kendini hemen toparlamıştı.

Derin, samimi muhabbetine, bilgisine, ağabeyliğine, sevgisine nail olmuş biri olarak Fahri Ağabeyin terk-i diyar eyleyişi derinden üzdü beni. İstanbul’da sadece aile yakınlarının iştirakiyle toprağa verildi. Korona virüsü salgını yüzünden alınan tedbirler yüzünden sanki sessiz sedasız, bir başına gidivermişti aramızdan. Yine bir şeylere küser gibi, bir şeyleri eleştirerek terk eder gibi.

Bu sağlık tedbirleri yüzünden vefatının ardından herhangi bir toplantı da yapamamıştık. Fakat görev yaptığım Yunus Emre Enstitüsü’nde kurumdan arkadaşların yanı sıra edebiyat ve akademi dünyasından dostların iştirakiyle 1 Nisan 2020 tarihinde Fahri Kaya’yı dijital ortamda, TBMM Başkanı Mustafa Şentop, T.C. Kültür Bakanı Yardımcısı Serdar Çam, Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş’in himayelerinde anma toplantısı düzenleme imkânımız oldu.

O yayını karlı bir günde Prizren Yunus Emre Enstitüsü’nün terasında dalgalanan Türk bayrağı görüntüsüyle noktalamıştık. “Dünyadan Facebook’ta 7800, Twitter’da da 20000 üzerinde izleyiciyle birlikte Fahri Kaya’yı anarken, kurumumuzun çatısından Prizren’e yağan kar ve o karın içinde beliren ay yıldızlı bayrak, merhumun hatırasına çok yakıştı...

“Güle güle Fahri Ağabey, sana yakışan bir uğurlamayla şimdilik güle güle. Bugün seni binlerin iştirakiyle gerçekleştirdiğimiz telekonferans anma programıyla gönüllerimize uğurluyoruz!” cümleleriyle veda ederken, bir miktar da olsa onun aziz hatırasına layık olmanın huzuru düşmüştü yüreğime.

Edebiyatımızın bir çınarı daha devrildi. Yaslıyız.

Balkan Türklüğü, Balkan Türk edebiyatı, kültür-sanat, basın-yayın, eğitim ve siyaset dünyasının büyük ismi, değerli klasiğimiz Fahri Kaya’yı kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyim. Bir şair daha eksiğiz, sesimiz biraz daha kısık bugün.

banner342
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.