banner480
banner69
banner529

Toplum, bu ucube sistemi hak etmiyor

banner476

Sibel Siber, Cumhurbaşkanlığı seçimine seçmenlerinin yarısının katılmadığına dikkat çekerek “Ülkenin yarısına yakını hiçbir şey beklemiyor. Yani bir ferdin umudunu yitirmesinden daha kötü olan, umudunu yitirmiş bir toplumun ferdi olmaktır. Şu anda ona doğru gidiyoruz. Bu toplum bunu hak etmiyor” dedi

Toplum, bu ucube sistemi hak etmiyor

 
 
 Erçin SELASİYE
Meclis Eski Başkanı Dr. Sibel Siber, katıldığı Zirvekıbrıs programında kadın erkek eşitliğini herkesin savunduğunu ancak mecliste kadın sayısının yüzde 8 olduğunu, bakanlarda ise nerdeyse hiç olmadığını ifade etti.
Siber şöyle dedi:
“Bizde genel kanı siyaset erkekler için olduğudur. Kadınlar eşlerinin seçilmesi için çalışır.  Bana veya görüşlerime karşı olan tırnak içinde söylüyorum sol görüşlü kişiler benimle ilgili fotoğraflar paylaşmışlardır. İşte elimde oklava ya da birşeyler ayıklarken resimlerimi paylaşmışlardır. Yani sizin yeriniz burası. Bunu sosyal medyada paylaşan kesim ise kadın erkek eşitliğini savunan başka ülkelerde kadınların başa gelmesine övgüler düzen ama aslında kendi düşünenin bu olduğunu gösteren kesimdir.
Yani bunları sosyologların incelemesi gerekir. Yani kadını düşünce ve fikirleriyle eleştirmek yerine kolay yol geleneksel bakış açısıyla kadın evde oturmalıdır diyor.”
“Kadın kadının kurdu mudur?” şeklindeki soruya yanıt veren Siber, “Kadın kadını ne kadar destekler diye bakacak olursak aynı algı kadınlarda da var. Yani mesela ben aday olurum olmam konuşulurken hiçbir kadın örgütünden niye bir kadın aday çıkmadı diye sorgulayan bir örgüt görmedim. Aday olmamayı kişisel nedenlerle istemedim ama bu ülkede kadın yönetici olması gerektiğini şiddetle savunan birisiyim. Hem biyolojik özellikleri hem de kendini yeterince geliştirmişse kadının yönetimde çok başarılı olacağını düşündürüyor. Kaldı ki son covid döneminde de kadınların başta olduğu ülkelerin çok daha başarılı olduklarını görmekteyiz. Kadınlarımız bu arenada söz sahibi olmak için biraz cesaretlerini bulmaları gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Sibel Siber, başbakanlık ve meclis başkanlığı döneminde ülkedeki sistemi analiz etme imkanı bulduğunu ve doktor kimliği nedeniyle analitik düşünceyle olaylara yaklaştığını ifade etti.
Siber, şöyle dedi:
“Sistemi kanıksamadıysanız yani böyle gelmiş böyle gider düşündeşindeyseniz sorunları sorguluyorsanız o sorunun çözümünü bulmak zorundasınız. Bizde bir parlamenter sistem var. Bu sistemin temeli kuvvetler ayrılığıdır. Bizde kuvvetler ayrılığı yoktur. Çünkü 50 vekillik bir meclisimiz var ve bu vekillerin çoğunluğu hükümete aittir. Dolayısıyla meclis iktidarı denetler ama meclisin çoğunluğu iktidarda olunca denetlemez, mış gibi yapar.
İşte meclis bağımsızdır yasa yapar. İktidar isterse yapar iktidarın istemediği bir yasa hiçbir zaman kabul olmaz, yani yasa yapmaz mış gibi yapar. Veya hükümetin önerdiği ama toplumun çıkarına olmayan bir yasada muhalefet iktidar tarafı ikna etmezse ne yaparsa yapsın o yasa geçecektir. Komiteler var kim çalışıyor bu komitelerde milletvekilleri. Milletvekilleri yasa yapıcı mı? Hayır bunun eğitimi vardır. O nedenle yasalarımız yetersizdir o nedenle yasa yapmakta gecikiyoruz. Tüzükleri yapabiliyor muyuz. Hayır. Mesela 2014’te geçen çevre yasasının tüzüklerini tamamlayamadık. Meclis başkanıyken çok uğraştığım Gıda yasası 2014 de geçti hala tüzükleri hazır değil. Yani ölü toprağı serpildi hali mi diyeyim, bir adaletsizlik mi diyeyim bu tüzükleri yapmakta hiç heyecanlı değiliz. Sonra seçim zamanları bir heyecana kapılıyoruz. Muhalefeti dinleyince heyecanlanıyor ne güzel sorunlara hakim diyoruz. Her seçimde muhalefette olan biraz primini yükseltiyor sonra kısırdöngü devam ediyor.”
Cumhurbaşkanlığı seçimine seçmenlerinin yarısının katılmadığına dikkat çeken Siber şöyle konuştu:
“Demek ki ülkenin yarısına yakını hiç birşey beklemiyor. Yani bir ferdin umudunu yitirmesinden daha kötü olan, umudunu yitirmiş bir toplumun ferdi olmaktır. Şu anda ona doğru gidiyoruz. Bu toplum bunu hak etmiyor. Çünkü eleştirel kesim kanıksayan kesimden daha fazladır. Kanıksayan kesim statüko dediğimiz bu şartlarda kendi çıkarlarını koruduğunu düşünen kesimdir. 
Eleştirirler ama bu eleştirdikleri sistemin değişmesinden kendilerinin zarar göreceğinden korktukları için ki zarar görmeyecekler. Kısa vadede birtakım avantajlar azalacak ama orta ve uzun vadede toplum olarak kazanacağız işte bunu görmek istemeyenlerin direnci bütüne kaybettiriyor. Bu direnci kim kırabilir? Cesur siyaset ve cesur iktidarlar. Peki bu cesarete sahip iktidar ya da siyaset var mıdır hayır olmadı. Çünkü ucube dediğimiz sistem bu iktidarların kazanmama riskini önlerine çıkardıkları için yani bunu yaparsam önümüzdeki seçimi kaybeder miyim korkusu olduğu için geri adım atıyorlar.”
Siyasetçi ve seçmen arasında bir alışveriş olduğunu söyleyen Siber, bu alış verişin topluma pozitif yansırsa güzel alışveriş olduğunu ancak “ben bunları yapayım sen de beni seç biz birlikte devam edelim” şeklindeki alışverişin kötü olduğunu vurguladı.
Siber şöyle dedi:
“Olması gereken senin bu şahsi isteğine yanıt veremiyorum ama toplumsal olarak yapacağım projelerde öyle bir yararlanacaksın ki bu kişisel istediğinin yerine getirildiğini göreceksin. Yani ülke refah içindeyse mutlu insanlar olur yoksa genel toplum yapısı kötüyse bireysel mutluluk olamaz. Bunu pandemide de gördük yani o nedenle bizim toplumsal ruhumuzu birlik beraberlik ruhunu yakalamamız lazım. Yani bilmemiz lazım ki bizi kimse kurtaramaz. Bizi ne Avrupa Birliği kurtarabilir, ne çözüm olacak federal devlet kurtulacak da çok iyi durumda olacağız böyle bir şey yoktur dünyada. Siz zayıfsanız siz sistemimizi kuramamışsanız ortağınız biraz daha iter ve çukura düşersiniz. Ortaklık kurmak istediğiniz taraf zaten sizin ekonomik olarak gelişmemeniz için her türlü çabayı ortaya koyuyor. Hiçbir güven artırıcı önlemi yerine getirmemek için çaba ortaya koyuyor. Seni eşit görmüyor ben % 80’in üzerindeyim sen % 20’lik nüfusunla benimle eşit olamazsın diyor. Sen kendi kurumsal yapını oluşturmamışsın kendi ekonomini sağlayamamışsın diyor. Böyle düşünen tarafla bir anlaşma yapacaksın ve kurtulacağını sanıyorsun. Yoktur böyle bir devlet düzeni güçlü olan istediğini alır.
İşte iki toplumlu iki bölgeli siyasi eşitliğe dayalı federasyon kulağa çok güzel geliyor. Ben de yıllarca bunu savundum fakat geldiğim noktada kitap yazdım “Aynı masada yarım asır” kitabı bu federasyonun olmayacağı ve neden olamayacağı kitabı. Belgelerle ve bütün arşiv bilgileriyle bu konuda çok kesin ve net söyleyebilirim ki aynı bakanlar kurulunda ya da aynı mecliste Kıbrıslı Türk ve Rumların birlikte oturacağı bir federal devletin bir hayal olduğu olsa bile yaşamayacağı konusunda somut örnekler vardır.
Örneğin KKTC bakanlar kurulunda görev yapan iki partinin yaşadıklarını görüyoruz kaldı ki birbirine bu kadar önyargıyla ve öfkeyle bakan iki toplumun birlikteliği mümkün değildir. Buna örnek olarak 1960 yasasını gösterebiliriz
Yıllarca istediğini söyle mesela Parlamenter sistemi çok iyidir de senin ülkende veya senin 45 yıllık KKTC’de bu sistem seni nereye götürdü. Bunu niye araştırmıyorsun. Başkanlık sistemini niye istemiyorsun. Başkanlık sisteminin bu sisteme göre avantajlarını düşünmeden niye reddediyorsun başka ülkeleri örnek göstererek değil kendi ülkene göre senin parlamentonun yargının bağımsız  güçlü kuvvetler ayrılığının olacağı bir başka sistem. Milletvekillerinin bakan olmayacağı bir sistem bizi çok daha iyiye götürür. Milletvekili bakan olduğu zaman bütün enerjisini bir sonraki seçime ve seçmenlerine ayırır. Bu o bakan yada vekillerin kötü olması demek değildir sistem bizi buna götürür. Hangi parti iktidara gelirse gelsin hiçbirşey değişmeyecek
Yani yeni bir heyecan için yeni birşeyler konuşmak gerekir diye düşünüyorum.”
 
 
banner342
banner496
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.