banner107
banner82

RUM LİDERLİĞİ HEP AYNİ DÜŞÜNCE İÇİNDE OLMAYA DEVAM EDİYOR


Metin FAHRİOĞLU

Metin FAHRİOĞLU

Okunma 18 Haziran 2015, 12:57

1959 Zürih ve Londra Anlaşmaları ile ortaya çıkan 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini Makarios ve daha sonraki Rum liderleri, Enosise bir sıçrama tahtası olarak görmüş  olup halen ayni düşünce içerisindedirler.

11-19 Şubat 1959da Zürih ve Londra Anlaşmalarını imzaladıktan  sonra 6 Martta Adaya dönüşünde yeminini çiğneyip Enosisten vazgeçmekle suçlanması üzerine yapmış olduğu açıklamada Makarios: “…Kıbrıs Cumhuriyeti , Kıbrısta  Helen tarihinin en büyük başarısıdır…Kıbrıs Cumhuriyetinin tüm olanaklarını  kullanarak yeni bir mücadele yapacağız…Kıbrıs Cumhuriyeti Enosise sıçrama tahtası olacaktır…” demişti.

Nitekim daha sonra Makarios, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti anlaşmaları ile Kıbrıs Türklerine çok haklar verildiğini ileri sürerek bu anlaşmaların  işleyebilir veya yaşayabilir olmadığını söylemeye başlar…

Makarios , Türklere verilen aşırı  haklar nedeniyle Anayasanın bir işlerliği olmadığını ileri sürmeye başladı ve Anayasada Türklere hayat veren 13 maddenin kaldırılması yönünde çalışmalar yaptı. Bu maksatla 30 Kasım 1963de Ankaraya kadar gitti…. Ancak Makariosun istekleri kabul görmemişti…

Geriye dönüp baktığımızda Kıbrıs Cumhuriyeti; Kıbrıs Türk ve Rum halklarının eşit ortaklığına dayalı bir Cumhuriyetti . Keza bu Cumhuriyet İngiltere, Yunanistan ve Türkiyenin Garantörlüğünde kurulmuştu.  Kıbrıs Türk halkı, Kıbrısta Türk Alayının bulunduğu bir ortamda bile 21 Aralık 1963 Kanlı Noel saldırılarıyla birlikte başlayan  silahlı saldırılara ve katliamlara maruz kalmıştı.

Makarios,  1960 Anlaşmalarının çoğunluğa haksızlık yapıldığını ileri sürerek yıktığını unutmayalım!…

2009da da  Hristofyas ve Yunanistan Cumhurbaşkanı Papulyas , birlikte  Kıbrıs meselesinin   halli için  ön gördükleri ilkeleri şöyle açıklıyordu: “… Görüşmelerden çıkacak  sonuç işleyebilir ve yaşayabilir olmalı… uzlaşmanın temeli  demokratik değerlere , insan haklarına  ve hukukun  üstünlüğüne  dayanmalı… çoğunluğun hakları gölgelenmemeli”  deniliyordu.

Hristofyas, AB normlarının zaten “ Kıbrıs halkının” demokratik haklarını koruyacağını  , Türklere verilecek  özel haklarla  tek halka dayalı  demokrasinin  derogasyonlarla  bozulmasına  izin vermeyeceğiz diyordu.

Hristofyasın ilk hedefi;  Türk askerinden  ve garanti Anlaşmalarından  kurtularak  AB üyeliği sayesinde Türkiyenin en temel hakkı olan  ; 1923 Lozan Anlaşmalarıyla kurulan ve de 1959 Zürih ve Londra Anlaşmalarıyla devam ettirilen Türk-Yunan dengesini Yunanistan lehine  bozmaktı

Kanlı-Noel saldırılarıyla yıkılmış olmasına rağmen  , 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Rum devletine dönüşmüş olmasına rağmen  günümüzde BM Güvenlik Konseyinin 541(1983) ve 550(1984) sayılı kararlarıyla GKRY , ‘sözde Kıbrıs Cumhuriyeti , Kıbrısta “tek meşru devlet ve tek meşru hükümet” olarak tanınmaya devam ediyor.

Ancak biz hala daha  ne olduğu  belirsiz , iki bölgeli, iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı Federal devlet çatısı altında bir araya gelmeye çalışıyoruz.  İster Federal devlet olsun isterse Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olsun böyle bir siyasi çözüm Kıbrıs Türk halkı için karanlık günlerin başlangıcı olacaktır. Çünkü böyle bir çözümde AB normlarının uygulanmaya başlamasıyla birlikte serbest dolaşım, serbest mal-mülk edinilmesi ve serbest yerleşim söz konusu olacak ve Kıbrıs Türk halkına  AB normlarıyla  “Bireysel haklar” dan öte haklar verilmeyecek ve bir azınlık olarak Batı Trakyadaki  kardeşlerimizin durumuna düşeceğiz ve de Girit misali yok olup gideceğiz….

Rumlar ‘sözde Kıbrıs Cumhuriyetinin   egemenliğinin devamını ve de demokratik  hayatını sürdürmek isterken  Kıbrıs Türk halkının egemenliğini, bağımsızlığını ve KKTCnin varlığının sonlandırılmasını hedef alıyor. 

Rumlar, Kıbrıs Kıbrıslılarındır, Kıbrıs Rumlarındır, Kıbrıs Elendir diyorlar.  Unutmayınız ki 1959 Zürih ve Londra Anlaşmalarıyla ,1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anlaşmalarıyla ve de 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası ile  Kıbrıs Türk halkının elde etmiş olduğu eşitik, egemenlik , self-determinasyon  hakları ve de eşit siyasi hakları vardır. Kıbrıs Cumhuriyeti BMe üye olurken de Kıbrıs Türk halkı 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin ortağı idi.

Unutmayalım ki geçmişte de Kıbrıs Eledir diyenler “ Kıbrıs Türkleri azınlık statüsünü kabul etmezlerse  geldikleri  yere gidebilirler” demişlerdi. Bugün de Rum liderliğinin  söylediği değişik bir şey yoktur.

Sonuç olarak; Rum kendi devletini, demokrasisini egemenliğini sürdürmesine bir diyeceğimiz yoktur. Ancak Kıbrıs Türk halkının bağımsızlığı , egemenliği, eşitliği ve devleti KKTCnin varlığı söz konusudur. Kıbrısta iki bağımsız ve egemen devlet vardır.Adil ve kalıcı barışın da vazgeçilmez ilkeleri bunlardır…Kıbrıs Türk halkının  da bu değerlerinin yaşamasını ve KKTCnin tanınmasını istemek en tabii hakkıdır.

 

Kıbrıs Türk halkı  anavatanı Türkiyenin etkin ve fiili garantisinden  asla vazgeçmeyecek ve KKTCni ilelebet yaşatacaktır.….

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.