banner255
banner82

KKTC'de Her doğan çocuk 15 bin TL borçla doğuyor

banner27

HALKIN SESİ’ne konuşan işadamı Günay Çerkez, kamunun 4.5 milyar TL’ye ulaşan iç borcunun ekonomi için “saklı bir tehlike” olduğunu ifade ederek, “Bu, her doğan çocuk 15 bin TL borçla...

banner262
KKTC'de Her doğan çocuk 15 bin TL borçla doğuyor

banner267

HALKIN SESİ’ne konuşan işadamı Günay Çerkez, kamunun 4.5 milyar TL’ye ulaşan iç borcunun ekonomi için “saklı bir tehlike” olduğunu ifade ederek, “Bu, her doğan çocuk 15 bin TL borçla doğar demektir”  dedi

 

 

Züleyha KARAMAN

Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO) eski başkanı işadamı Günay Çerkez, devletin, elektrik, telefon ve limanlardan tamamen elini çekmesi işletmeci olmaktan çıkması gerektiğini ifade ederek, KİT’lerin siyasilerin çiftliği halinde geldiğini, Kıb-Tek’in de elektriğin de özelleşmesi gerektiğini söyledi.

HALKIN SESİ’nin sorularını yanıtlayan Günay Çerkez, yatırımcının önünde, “acayip, müthiş bürokratik engeller olduğunu” anlatarak, “bir memurun yatırımı aylarca bekletebilecek kadar güçlü olduğuna” işaret etti ve “Müdür memura laf geçirmez, bakanlık müdürü müsteşarı dinlemez, müsteşar bakanı dinlemez, önümüzde çok büyük bürokratik engeller var” dedi.

Koalisyon hükümetinin çok iyi çalışmadığını, birçok konuda tereddütlü davrandığını, zamanında karar üretemediğini ve zaman zaman iki başlılık gözlendiğini belirten Çerkez, siyasilerin kendilerini, siyasi hayatı bir meslek olarak kabul ettiğini, ömür boyu o görevde kalmak gibi istekleri olduğundan mecburen kamuda çalışanların taleplerine zaman içinde uymak zorunda kaldıklarını söyledi. Çerkez, “Çünkü, kamuyu en büyük oy potansiyel yeri olarak görüyorlar” dedi.

Günay Çerkez, ekonomide farkında olunmayan “çok ciddi, saklı bir tehlike” olduğuna işaret ederek, kamunun iç borcunun 4.5 milyar TL olduğunu, bunun, her doğan çocuğunun 15 bin TL borçla doğduğu anlamına geldiğini söyledi.

KKTC ekonomisin kendi ayakları üzerinde durabilmesi için daha önce Türkiye ile KKTC arasında yıllık yapılan protokollerin 2010’dan itibaren 3’er yıllık yapıldığını ve ilk üç yıllık programın 2010-2012 yılları için hazırlandığını ve bunun ancak yüzde 27’sinin uygulanabildiğini anlatan Çerkez, 2013-2015 programının iki yılının tamamladığını ancak programda somut bir uygulama olmadığını söyledi.

Çerkez, özellikle KKTC’deki siyasi gelişmelerden dolayı hükümetlerin ekonomiye ciddi şekilde eğilemediğini ve siyasi gelişmelerin ekonomiyi ihmal ettiğini belirterek, “Son üç senede hem Türkiye’de hem Kıbrıs’ta çok siyasi olaylar olurken, murad edilen 2013-2015 ekonomik programı pek uygulanamadı. Halbuki bu programın uygulanması, bizim ekonomimizin kendi ayakları üzerinde durması ve devletin giderlerinin daha büyük bir payının kendi ekonomimizden karşılanması büyük önem arz eder” dedi.

Mal ihraç ederken, fiyat ve kalite açısından sıkıntı olduğunu, dünya ile rekabet ederken kaliteyi artırmak gerektiğini ifade eden Günay Çerkez, Kıbrıs sorununun olası çözümünde de dünya ile rekabet etmek durumunda kalacaklarını, rekabete bu dönemde hazırlanması gerektiği vurguladı.

Türkiye ile imzalanan ekonomik programların, Kıbrıs Türk ekonomisini güçlü hale getirerek, olası bir çözüme de hazırladığına işaret eden Çerkez, “Maalesef tamamı uygulanmadığından bunun meyvesini göremiyoruz. Nitekim şimdi 2016-2018 üç yıllık ekonomik programın hazırlık çalışmaları başlamıştır. Ama, eğer uygulanmayacaksa bu programı yapıp, rafta, masada tumanın da bir anlamı yoktur” dedi.

“BANKADA OTURAN PARANIN HİÇ KİMSEYE BİR FAYDASI YOK”

KKTC ekonomisinin son 3 yıldır yüzde 1-1.5 oranında büyüdüğünü, bu büyümenin halka ve piyasaya yansımadığını kaydeden Çerkez, piyasaya yansıması ve halkın büyümeyi hissetmesi için ekonominin en az yüzde 6-7 büyümesi gerektiğini söyledi.

Ekonomi 2010’dan itibaren hey yıl yüzde 2-3 dolayında büyüse de hala 2007-2008 sonundaki büyümeyi yakalayamadığına işaret eden Çerkez, “Belirsizliklerden dolayı halk parasını harcamıyor. İşadamı borçlanıp yatırım yapmıyor. Bunların neticesi, bankalarda giderek artan bir mevduat var. Bankada oturan paranın hiç kimseye bir faydası yok. Mevduatlar bankada son 4 senede 9-9.5 milyardan 12 milyarı geçti. Banklarda 13 milyar TL’ye yakın mevduat var. Bu ne demektir, vatandaş ve iş insanı güven duymadığından para harcamıyor” diye konuştu.

 “E-DEVLETE SİYASİLERİN VE KAMU ÇALIŞANLARININ BİR DİRENCİ VAR”

Kamuda verimliliğin unutulmaması gerektiğini, 8-9 yıldır e-devlet projesinin konuşulduğunu ama e-devletin “e”sinin bile gerçekleştirilemediğini kaydeden Çerkez, ekonomiyi, yönlendirmek ve yol haritası çizmek için önemli olan verilerin dahi yıllar sonra belirlendiği eleştirisinde bulundu.

Güney Kıbrıs ve Türkiye’de verilerin çok güncel olduğunu ve vatandaşa çok daha hızlı ve verimli hizmet götürüldüğünü anlat Çerkez, “Bizde maalesef bu projeye gerek siyasilerimizin gerekse kamuda çalışanların bir direnci var. Sistemin değişmesini, gördüğümüz kadarıyla pek istemiyorlar. Bunan dolayı da, gerek siyasilerimiz, gerek kamuda çalışanlar ve bir çok iş insanımız da bu sistemden mutlu. Mutlu bir çoğunluk var. Çoğunluk mutsuz olmadıkça sistemi değiştirmek kolay değildir. Bu sistemden faydalanan kesim mutlu.”

“SAKLI TEHLİKE, KAMU İÇ BORCU”

Kamu gelirlerinin kamu personelini ödemeye yetmediğini, her ay maaş ödemek için Türkiye’den para alındığını kaydeden Çerkez, normal bir ülke olunması isteniyorsa, normal ülkelerde yapılanların KKTC’de de yapılması ve özel sektörün güçlendirilmesi gerektiğini, ancak, kamu da çalışanların özel sektörü karşıt ve öcü gördüğünü, bu kutuplaşmanın kimsenin yararına olmadığını  söyledi.

Farkında olunmayan “çok ciddi, saklı bir tehlike” olduğuna işaret eden Günay Çerkez, “Çok ciddi saklı tehlike, kamunun iç borçlardır. 4.5 milyar TL iç borcumuz var. Bu şu demektir; her doğan çocuk 15 bin TL borçla doğar. Biz bunu çok sıkı ve planlı programlı yol haritası ile azaltmazsak bu giderek daha da çoğalacak ve sonunda inanılmayacak rakamlara ulaşacaktır. 2015 bütçesi Meclis’te yaklaşık 3 ay önce 386 milyon TL açıkla onaylandı. Dünyada duyulmamış bir şey! harcama, gelirlerden 386 milyon TL daha fazla” dedi.

“DEVLET İŞLETMECİ OLMAMALI”

Halkın yüzde 80’e yakının AB üyeliği istediğini, neden AB üyeliği için hazırlık yapılmadığını ve neden AB ülkelerinde olmayan uygulamaların istediğini soran Günay Çerkez, “Niye devlet işletmeci olarak elektrik üretir, telefon, limanlar... Devlet artık bunlara karışmamalı. Devlet daha iyi yapabilseydi bunu Avrupa ülkeleri yapardı. Avrupa ülkelerinde su, elektrik, hatta yol özel sektör tarafından yapılmaktadır. İspatlanmıştır ki, bunları en verimli, en ekonomik olarak yapan özel sektördür. Devlet, kriter koyacak, denetleyecek, çerçeveyi kuracak, devlet özel sektörün önünü açacak, yasalar yapacak. Bizde tam tersi” diye konuştu.

Mal ve hizmet üretiminde devletin çok verimli olmadığının dünyada ispatlandığını, o nedenle ABD’de ilk günden her şeyin özel sektör tarafından yürütüldüğünü, Avrupa’da da özelleştiğini, İngiltere’de “demir leydi” lakaplı Başbakan Margaret Thatcher’ın elektriği, suyu, limanları, gazı özelleştirdiğini anlatan Çerkez, ülkede KİT yapısındaki kamu kurumlarından, hiçbir zaman özel sektördeki verimin alınamayacağını vurguladı.

 “KİT’LER SİYASİLERİN ÇİFTLİĞİ”

Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu’nun (Kıb-Tek) yeniden yapılanması ve verimliliğinin artırılması gerektiğini vurgulayan Çerkez, bu elektrik fiyatları ile rekabet etmelerinin mümkün olmadığını, bunu sürekli olarak, Sanayi ve Ticaret odaları ile turizm örgütlerinin de dillendirdiğini kaydetti.

“Kıb-Tek’in yeniden yapılanması lazım” diyen Çerkez, verimli çalışıp çalışmadığına bakmak gerektiğini ifade ederek, şöyle devam etti:

 “Bizdeki KİT’lerin en büyük sıkıntısı, siyasilerin çiftlikleri haline gelir. Kıb-Tek’de bunlardan biri. Daha geçen gün Kıb-Tek’e 100 kişi, ardından 70 kişi alındı, nere, niçin alındı: ihtiyaç vardır. Dünyada örnekleri var, 200 megawatlık bir sistemi yönetmek için 400 kişi çok bile, maksimum 450 kişi, bizde 700-800 kişi var, hem de ciddi maaş alan insanlar. Siyasi erklerin müdahale ettiği kurumların bir özel sektör mentalitesi, vizyonu ve yönetimiyle yönetilmeleri mümkün değildir.”

“ELEKTRİK DE ÖZELLEŞMELİ”

Elektrik enerji ticareti yapabilmek için Kıb-Tek’in de elektriğin de özelleştirilmesi gerektiği görüşünü aktaran Çerkez, özelleştirme yapılırken Türkiye’de uygulanan en çok parayı verene verilmesi modelinin de yanlış olduğunu, dünyada en başarılı özelleştirme modelinin İngiltere’deki Thatcher modeli olduğunu söyledi.

Çerkez, “Ama bizde o şartlar yok. Birçoğu çıkıp, elektrik ve telefon stratejik bir şeydir bu özel sektöre verilemez diyebilir. Bütün dünyada böyle. Amerika’da elektrik Edison tarafından imal edilmeye başladığı günden beri özel sektörün elinde. Amerika için stratejik bir ürün değil mi. Bu tamamen uydurma. Bana göre, Kıb-Tek’in de elektriğin de özelleşmesi lazım. Ancak orada çalışanlarının hakları ne ise, önceden verilen hakları korumak şartı ile. Burada önemli olan ülke çıkarlarıdır, bütün olarak, o kurumda çalışanların değil. Elektrik, telefon, limanlarda bütün ülkenin çıkarları birinci derecede göz önünde tutularak karar verilmelidir. Stratejik bir üründür özelleştirilemez deniyor. En kötü özelleştirme şimdiki şeklidir. Hem yürütmeyi yapanın sahibi, devlet bunları hem yürütecek hem de bunu idare edecek. Halbu ki özelin elinde olduğunda devletin yaptırım gücü var. Ama bunu yapmak için de müstakil denetim kurumlarının kurulması lazım, aynı Thatcher’in yaptığı gibi, tamamen özerk, tam yetkili. Dünyada yüzde 90 ülkenin yaptığı böyle, niye herkes Mersin’e biz tersine gidelim. Bunların da bedeli var, bunlar ülkeye pahalılık olarak yansıyor.”

Devletin, elektrik, telefon ve limanlardan tamamen elini çekmesi gerektiğini kaydeden Günay Çerkez, şöyle devam etti:

“Muhakkak Türkiye’den kablo ile elektrik gelmeli. Bu yalnız şimdi için değil. Bugün Avrupa Birliği’ne bir direktifdir; her AB ülkesi kendi etrafındaki komşularla gazda, elektrikte, suda mümkünse sitemlerini enterkonekte yapıyor, en fazla da elektrikte oluyor. Bunun sebebi arz güvenliği. Buna uyamayan bir tek AB üyesi Güney Kıbrıs.  O da, eğer Türkiye ile KKTC arasında elektik kablo bağlantısı olursa, biz de onlarla bağlanırsak, hem Kıbrıs’ın Güneyi, hem Kuzey’i Türkiye üzerinden AB’ye bağlanmış olacak. Dünyada öyle oluyor, eğer bu ay Romanya veya Macaristan daha ucuz elektrik üretirse sen oradan alıyorsun Rusya’da daha ucuzsa Rusya’dan alıyorsun, İran’da daha ucuzsa İran’dan alıyorsun. Dünya globelleştiğinden dolayı ‘bu benimdir, ben bunu yaparım’ öyle bir lüksümüz yok, rekabet edemeyeceksin.”

 “ACAYİP, MÜTHİŞ BÜROKRATİK ENGELLER”

Ülkenin mutlaka yabancı yatırımcıya ihtiyacı olduğunu, yerli yatırımcının da yabancı yatırımcılarla güç birleştirerek yatırım yapma mecburiyeti olduğunu vurgulayan Çerkez, yatırımcının önünde, “acayip, müthiş bürokratik engeller olduğunu” anlattı.

Bürokrasideki  “memur engeline” vurgu yapan Çerkez, şöyle devam etti:

 

“Bir memur sizin yatırımınızı aylarca bekletebilecek kadar güçlü olmuştur. Müdür memura laf geçirmez, bakanlık müdürü müsteşarı dinlemez, müsteşar bakanı dinlemez, önümüzde çok büyük bürokratik engeller vardır. Yatırım ortamını ciddi şekilde iyileştirmemiz lazım. Bunun için hiçbir çalışma yok, kopuk, bölük pörçük bir daire bir şey yapar, öbürü onu kabul etmez. Yani aynı hedefe gidecek olan bir yol haritası, hedef koymuyoruz. Olursa olur, olmazsa olmaz gibi bir anlayışla devam etmekteyiz. Çünkü, hangi hükümet olursa olsun, tek görevi olarak addettiği, kamu görevlilerin maaşlarını ödemeyi başardığı an kendisini çok başarılı hükümet olarak kabul eder. Hükümetler, tek görevinin maaş ödemek olduğunu zannediyor. Ama özel sektöre bir yıldır borcu var, o özel işletme sattığı, verdiği hizmetin karşılığını alamazsa, ödeme almazsa kendi personelini nasıl ödeyecek, ona senin sorunun diyor”

banner200
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.