banner107
banner82
banner147

Rum tarafı statükoyu değiştirmek istemiyor

banner27

“Müzakerelerdeki başarısızlığın sebebi sorgulanmalı” Dışişleri Bakanı Özersay, HALKIN SESİ’nin New York muhabiri Özlem Şahin Şakar’a konuştu, önemli açıklamalarda bulundu Özersay: “Rumların hedefi Kıbrıs müzakerelerini başarıyla tamamlamak değil, devam ettirmektir. Müzakerelerdeki başarısızlığın gerçek sebeplerini sorgulama zamanı gelmiştir”

Rum tarafı statükoyu değiştirmek istemiyor

banner192

 Özlem Şahin ŞAKAR-New York

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, değişen uluslararası ve bölgesel politikalar neticesinde BM Güvenlik Konseyi’nde bir çeşit soğuk savaş ortamı algısının bulunduğunu, buna  bağlı olarak Kıbrıs sorununun çözümünde samimi bir sorgulama sürecine ihtiyaç olduğunu belirterek “Artık yerleşmiş kalıpların dışında bir yöntemle ve yerleşmiş kalıpların dışında konuları ele almamız, Dünyanın gündeminin üst sıralarında oturmadığımızın bilincinde olmamız ve dünyanın tamamen farklı bir gündemi olduğunu görmek zorunda olmalıyız” dedi.

Özersay bu kapsamda Kıbrıs sorununun çözümü yönünde atılması gerekli adımları şöyle sıraladı:

“1-Güvenin gerçekten oluşturulması için samimi adım

2- Samimi bir sorgulama süreci

3-Ekonomik anlamda karşılıklı bağımlılığı geliştirecek bir ilişki biçimine yapılacak yatırım ve doğalgaz konusunda uluslararası aktörlerin vereceği doğru mesaj Kıbrıs’ta bizi bir yere götürür.

Özersay, BM 73. Genel Kurulu üst düzey toplantıları nedeniyle geldiği New York’ta, HALKIN SESİ muhabirinin Kıbrıs sorununa ve New York temaslarına ilişkin sorularını yanıtladı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile New York’ta ikili görüşmelerde bulunan Özersay, Türkiye Cumhuriyeti’nin yetkilileriyle herzaman görüştüklerini, bugünlerde ise New York’taki temaslarıyla ilgili olarak karşılıklı bilgi alışverişinde bulunduklarını ve Kıbrıs konusundaki hassasiyetlerini aktardıklarını anlattı. Özersay New York’taki temasları kapsamında BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in siyasi işlerden ve barışı koruma operasyonlarından sorumlu yardımcılarıyla ve  İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Yusuf Bin Ahmed El-Othaimen ile görüşeceğini söyledi. İngiltere’nin BM daimi temsilcisiyle de görüştüğünü bildiren Özersay, hem İngiliz temsilciyle hem de Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile görüşmesinde, Türkiye-İngiltere ve Yunanistan arasında yapılan gayrıresmi garantör toplantısının nasıl olup nasıl olmamasıyla ilgili görüşlerini paylaştığını aktardı.

Kudret Özersay, ABD Başkanı Donald Trump’ın BM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) iki üyesi Rusya ve Çin’i adeta düşman olarak tanımladığını, BM Güvenlik Konseyi’nde bir çeşit “soğuk savaş ortamı algısının’’ bulunduğunu söyledi. Bu kapsamda yakın zamana kadar Kıbrıs konusuyla ilgili olumlu gelişmelerin beklenildiği dönemlerde uluslararası aktörlerin hepsinin çözümü desteklediklerini ifade etmek için kullanılan “yıldızlar bir hizaya dizildi’’ kavramı yerine bugün “yıldızların herbirinin başka tarafa savrulduğunu’’ söylemenin zor olmadığını belirten Özersay, daimi üye İngiltere’nin de AB’den çıkış sürecinde olduğunu anımsattı.

Oysa Kıbrıs sorununun sadece iki toplum arasında ya da garantörler arasında olan bir uyuşmazlık olmadığını vurgulayan Özersay, “Bu sorun uluslararası bir uyuşmazlıktır ve BMGK’nın gündemindedir, 6 ayda bir, UNFICYP çerçevesinde sürekli gündeme gelmektedir’’ dedi.  Ancak uluslararası ilişkilerde çok farklı bir döneme girildiğini ve bunun Kıbrıs sorununun çözümünü de etkilediğini ifade eden Özersay, dünya politikasını şekillendiren ve kendilerine “yıldız’’ denilen bu uluslararası aktörlerin Kıbrıs sorununu biran önce çözmek için birlikte hareket etme yönünde bir taleplerinin bulunmadığını gördüğünü,  bunun uluslararası politikanın şu anki durumuyla ilgili olduğunu anlattı. 

“RUM TARAFI ÇÖZÜMÜN BUGÜNKÜ STATÜKODAN DAHA FAZLA KAZANIM GETİRECEĞİNİ GÖREMİYOR’”

Bölgesel politikaya bakıldığında ise, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu bölgesinde şu an çok daha büyük acılara yolaçan, pek çok alanda büyük etkileri olan ve çözülmesi çok daha acil mevcut ve potansiyel krizlerin olduğunu söyleyen Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Özersay, “Bu sorunlar dururken  biran önce Kıbrıs meselesi çözülmeli gibi bir talebin olduğunu, Kıbrıs meselesinin dünya gündeminin üst sıralarda olduğunu düşünmüyorum” dedi. Bu nedenle işin Kıbrıs’ta tarafların, uluslararası aktörlerden bağımsız şekilde birşey yapıp yapamayacaklarına geldiğini vurgulayan Özersay, “Peki bütün ilgili taraflar çözümün acil birşey olduğunu düşünüyor mu, bana göre bunun yanıtı hayırdır. Kıbrıs Rum tarafı mevcut statükonun devamını rahat bir alan olarak görüyor, olası bir çözümün içinde pekçok risk olduğunu değerlendiriyor ve çözümün bugünkü statükodan daha fazla kazanım getireceğini göremiyor, bu yüzden de Rum tarafının ihtiyaca dayalı olarak statükoyu değiştirmek için samimi bir inisiyatif alacağı kanaatinde değilim” diye konuştu.

Rum tarafının müzakereleri bir takvime bağlamadan devamlı gündemde tutmasını ve sanki sırf kendileri müzakere istiyormuş gibi bir hava yaratmasını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Kudret Özersay, Rumların hedefinin Kıbrıs müzakerelerini başarıyla tamamlamak değil, Kıbrıs müzakerelerini devam ettirmek olduğunu vurguladı. Özersay “Rumlar için müzakerenin devamı bir hedefe dönüşmüştür, çünkü müzakerelerin devamı, statükonun sürdürülemez olmasını perdelemektedir’’ dedi. Özersay müzakerelerin devamı durumunda kimsenin statükoyu çok fazla sorgulamadığını, örneğin Türk tarafı olarak izolasyonların ya da Rumların doğalgaz aramalarının devam ettiğini hatırlattıklarında “bu konularda ara formüller bulmaya gerek görülmediğini, nasılsa müzakerelerin devam ettiğinin’’ kendilerine söylendiğini anlattı. Özersay, “Müzakarelerin devamı Kıbrıs Rum tarafının bugüne kadar elde etmiş olduğu gayriadil statüyü perçinliyor, kalıcı yapıyor ve durumun absürd halinin sorgulanmasını engelliyor’’ diye konuştu.

Kıbrıs sorununun bir 50 yıl daha çözümsüz kalmaması için durup doğru bir şekilde sorgulama yapılmasının gereğinin altını çizen Özersay, bunun yapılmaması durumunda uyarıda bulunarak “Ben yaklaşık 15 yıl kadar bu işlerin içinde yeraldım, iddia ediyorum ki bu durumda bir 50 yıl kadar daha bu süreç devam eder” diye konuştu.

Bu kapsamda Genel Sekreter Guterres’in doğru bir yaklaşım içerisinde olduğunu belirten Özersay, Genel Sekreterin taraflara istedikleri düşünme zamanını verdiğini, bundan sonra ne olacağına tarafların kendilerinin karar vermesi gerektiğini, taraflar birşey isterse yardımcı olacağını, ama taraflar istemedikçe kendisinin birşey yapamayacağı mesajını verdiğini ve bunun doğru yaklaşım olduğunu söyledi.

Bu kapsamda Genel Sekreterin geçici danışman Jane Holl Lute’ün atanmasını neden geciktirdiğinin sorulması üzerine, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Özersay “Genel Sekreter Lute’ü atamış olsaydı sanki müzakereleri başlatmış gibi olacaktı, onu yapmak istemedi” dedi. Lute’ün ilgili taraflara yaptığı ziyaretlerde, müzakerelerin yeniden başlamasını isteyen taraflara “Müzakerelerin başarısızlık anından bugüne ne değişti ki müzakereler başlarsa bu sefer başarılı olacak’’ sorusunu sorduğunu da söyleyen Özersay “Bence bu soruya cevap alınamadı. Bu kapsamda Genel Sekreterin yaptığı doğrudur. (Müzakerelerde) Başarısızlığın gerçek sebeplerini sorgulama zamanı geldi, yarım asırdan bahsediyoruz, nesiller değişiyor, kavramlar artık anlamlarını yitiriyor, içleri boşalıyor” diye konuştu.

“RUM TARAFI YÖNETİM VE ZENGİNLİĞİN PAYLAŞIMINA HAZIR DEĞİL”

Bu sorgulamada hem kendisinin hem de Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın federasyonun paylaşmaya dayalı bir model olduğunu vurguladıklarını, bu paylaşımın da yönetim ve zenginliğin paylaşımı olduğunu söylediklerini anlatan Özersay şöyle konuştu:  “Rum tarafının buna hazır olmadığını görüyoruz. Eğer birisi bize (Rumlar’da) böyle bir zihniyet ve anlayış değişikliği vardır, eğer eskisine göre sizinle daha çok yönetim ve zenginliği paylaşmaya hazırdırlar dese, bunun bir belirtisini görsek umutlanabileceğim. Ama ben yapay bir şekilde vatandaşa umut vermenin doğru birşey olmadığını düşünüyorum.”

“GEREKİRSE BM OLMADAN TARAFLAR BİRARAYA GELMELİ”

Özersay bu durumda gerekirse BM dahi olmadan tarafların biraraya gelmesinin önemli olacağını  belirterek New York’ta garantörlerin biraraya gelişinin bu kapsamda önemli olduğunu belirterek “Çünkü çok daha samimi bir biçimde bir sorgulama dönemine ihtiyacımız var. Biz neyi yanlış yapıyoruz, sadece yöntemi mi yanlış yoksa meselenin esasına ilişkin yanlış kurgu mu var, bana göre meselenin esasına ilişkin olgular hedeflenen şeyi beslemiyor. Paylaşıma dayalı bir federal ortaklığı besleyecek olan fiziki, somut olgular eksiktir. Karar vermemiz gereken biz bu olguları değiştirebilir miyiz ki aynı ortaklık kurulsun, yok bunu değiştiremiyorsak başka bir model üzerinden mi acaba birşeyler düşünmemiz lazım diye sormak zamanıdır” dedi.

Bu kapsamda New York’taki garantör toplantısı gibi örneğin Kıbrıs’ta iki liderin konuşmak için yarın öbür gün biraraya gelmelerinin de önemli olacağını söyleyen Özersay, bundan sonra ne yapılacağının daha samimi bir şekilde sorgulanması gerektiğini belirterek BM olunca tarafların “hakeme oynama’’ gibi bir durumunun oluştuğunu, tenis turnuvası gibi BM önünde tarafların “puan kazanmaya’’ çalıştıklarını, birbirlerini BM raporları üzerinden sıkıştırmaya çalıştıklarını anlattı.

“GENEL SEKRETER MÜZAKERELER KALDIĞI YERDEN BAŞLASIN DEMEYECEK”

Lute’nin hazırlayacağı rapor çerçevesinde BM Genel Sekreterinin bu hafta çıkıp da “Şartlar müsaittir, müzakerelere kaldığı yerden devam edilsin”  diyeceğini düşünmediğini, çünkü öyle bir ortamın bulunmadığını belirten Özersay “Genel Sekreter, ‘BM’den birşey beklemek yerine ne yapılacağını siz bulacaksınız, ben sizin yerinize kendimi koyamam, taraflar olarak biz şu konuda yardım istiyoruz diyeceksiniz ben yardıma geleceğim’ diyor. Şu anda tarafların biz şu konuda yardım istiyoruz dedikleri tekşey de güven arttırıcı önlemlerdir, ama orada da problem var’’ dedi. Özersay bu kapsamda Kıbrıs’ta olacak ya da olmayacakların uluslararası ortamdan ve bölgesel gelişmelerden bağımsız olmadığını vurgulayarak “Genel Sekreterin durup sorgulama yaklaşımı (meselenin özü doğru mu kurgulandı yanlış mı yönündeki sorgusu) doğrudur, çok  büyük bir ihtimalle de Genel Sekreter bu yüzden müzakereler kaldığı yerden başlasın demeyecektir’’ dedi.

Bu kapsamda ne yapılması gerektiğine yönelik olarak, gerekirse gayrıresmi olarak Kıbrıs’ta öncelikle tarafların “neyi ve nasıl görüşürsek daha iyi oluru, birilerinin karşısında iyi çocuk olma kaygısı olmaksızın samimiyetle tartışmaları’’ gerektiğine dikkati çeken Özersay, “İlk olarak, böyle bir diyalog sürecine ihtiyaç olduğu, herşeyin masada olup konuşulabileceği, sadece bir çerçevenin içerisine sıkışmadan derinlemesine tartışılacak bir döneme ihtiyaç olduğu kanaatindeyiz, yani müzakerelerin kaldığı yerden devam etmesi gibi bir yaklaşımı kesinlikle doğru bulmuyoruz’’ dedi.

RUMLAR’IN GÜVEN ÖLDÜREN VE ZEHİRLEYEN ENGELLEMELERİ

İkinci olarak da tarafların çok farklı konularda acilen aşağıdan yukarıya işbirliği yapmasını sağlayacak ve bu şekilde güvenin sıfırdan tesis etmesine katkıda bulunacak konularda BM’den yardım istemesi gerektiğinin altını çizen Özersay, güven arttırıcı önlemlerle ilgili en büyük sıkıntının da Rum tarafının bir yandan güven artırıcı önlemler artsın derken bir yandan da örneğin bir Kıbrıslı Türk gencin bestesinin Avrupa’daki bir ülkenin senfoni orkestrasında çalınmasını ya da iki Rum genç müzisyenin Türk tarafında bir festivalde konser vermesini bile engellemeye çalışması olduğunu anlattı. Özersay bu durumda Rum tarafının kendilerine “Benim istediğim gibi bir çözüm kabul edilmediği sürece ben sana yaşam hakkı tanımam” dediğini belirterek Rum tarafının Kıbrıs Türk devletinin  tanınmasından korkmasından öte Kıbrıslı Türk bireylerin kültürel, ekonomik, kişisel olarak gelişimlerinin önüne geçmeye çalıştığını, bunların güven yaratan değil, tam tersine güven öldüren ve zehirleyen bir süreç olduğunu, bu durumun son derece endişe verici olduğunu anlattı.

Kıbrıs’ta doğalgaz alanında aslında bir imkan olduğunu vurgulayan Özersay, “Kıbrıs Rum tarafını özellikle uluslararası şirketler bir noktada durup bizimle işbirliğine zorlarsa bütün düğüm çözülür aslında’’ diye konuştu. 2004 yılında büyük bir fırsat kaçırıldığını anımsatan Özersay, “Rumlar’a sen AB üyesi olmak istiyorsan Kıbrıs sorununun çözümünü sağlayacaksın veya Kıbrıslı Türkler’in rızasını alacaksın denilmedi, denilmiş olsaydı bugün çok başka bir yerde olurduk. Şimdi aynısı potansiyel olarak önümüzde duruyor. Bu aşamada ya da doğalgazın pazara çıkma aşamasında, Rumlar’a ya ‘burada risk var biz bunu yapamayız’, ya da ‘gidin Kıbrıslı Türkler’le uzlayışa varın’ denmesi gerekiyor” dedi.

Aslında bu kapsamda Kıbrıs Türk tarafının uluslararası şirketlere bu yöndeki riski gösterdiklerini, şirketlerin bunu sorgulamaya başladıklarını ifade eden Özersay , “Burada doğru platform bulunursa ki tarafların hukuki statüsüne halel gelmeyecek olan platform bulmak bence mümkündür, tarafların biraraya gelip bu konuda geçici uzlaşıya varmaları aslında Kıbrıs’ta şunu doğurabilir, yani ekonomik getirisi olan bir konuda Kıbrıs sorunu çözülmese bile bir çeşit modus vivendi ile (geçici uzlaşıyla) işbirliği yapılırsa birbirine bağımlılık kendiliğinden gelişir. Yani birbirimize ekonomik anlamda bağımlılık, ya da bölgesel ağ anlamda Türkiye’yi de dahil ederek karşılıklı bir bağımlılık yaratabilirsek bu aslında masada bulunmaya çalışan politik bir çözümü çok daha hızlı bir biçimde gerçeğe dönüştürebilecek olan en önemli zemindir” dedi.

Özersay bu kapsamda Kıbrıs sorununun çözümü yönünde atılması gerekli adımları şöyle sıraladı:

“1-Güvenin gerçekten oluşturulması için samimi adım

2- Samimi bir sorgulama süreci

3- Ekonomik anlamda karşılıklı bağımlılığı geliştirecek bir ilişki biçimine yapılacak yatırım ve doğalgaz konusunda uluslararası aktörlerin vereceği doğru mesaj Kıbrıs’ta bizi bir yere götürür.”

Öbür türlüsünün Kıbrıs’ı hiçbir yere götürmeyeceğini ve Kıbrıs Türk tarafının kendisini, Doğu Akdeniz bölgesine inerek ağırlığını koyma konumuna gelmiş Rusya ile onu dengelemeye çalışan ABD’nin soğuk savaşın eşiğine geldiği, askeri ve stratejik gelişmelerin yaşandığı yerin göbeğinde bulacağı bir uluslararası resmin içerisine sokacağını belirten Özersay, “Bundan çıkışın yolu hiçbirşey yokmuş gibi 50 yıldır devam eden müzakereleri aynen devam ettirmek olamaz’’ diye konuştu.

Kıbrıs Türk tarafının lisans verdiği Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının kazı çalışmalarına başlayacak olmasına yönelik bir soru üzerine ise Özersay, bu konuya açıklık getirmek istediğini belirterek “Bu kazıyı yapacak olan Türkiye değil, bu kazıyı yapacak olan bir şirket, evet kamu yönü ağır basan bir şirket, ama bu bir şirkettir ve kazıyı Kıbrıs Türk tarafı adına yapacak. Rumların durumundan farkı yoktur.Burada aslında uluslararası aktörler açısından bugünkü durumun ne kadar sürdürülebilir olup olmadığını tam da doğalgazla ilgili gelişmelere nasıl tepki verdiklerine baktığımızda göreceğiz’” dedi.

Özersay son olarak New York’taki tüm görüşmelerine ilişkin olarak şu değerlendirmeyi yaptı:

“Artık yerleşmiş kalıpların dışında bir yöntemle ve yerleşmiş kalıpların dışında konuları ele almamızın gerekli olduğunu, dünyanın gündeminin üst sıralarında oturmadığımızın bilincinde olmamız gerektiğini, dünyanın tamamen farklı bir gündemi olduğunu görmek zorunda olduğumuzu, bunun dışındaki yaklaşımların hayalperest yaklaşımlar olduğunu söyleyebilirim.”

banner194
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.