banner237
banner82

Ne Anastasiades; ne Çavuşoğlu…


Hasan KAHVECİOĞLU

Hasan KAHVECİOĞLU

Okunma 04 Aralık 2018, 15:44

Bu günlerde Rum tarafında, Anastasiades’e yönelik eleştirilerin dozu giderek artıyor…
Özellikle AKEL, Anastasiades’i her gün topa tutuyor…
Anastasiades’in; muhalif gazete yazılarında ve bazı panellerde sorgulanması giderek öfkesini artırıyor…
Bu yüzden son zamanlardaki açıklamaları hep “kendini savunmak” zorunda kaldığı izlenimini taşıyor…
Tabii bu arada, bazı gazetelerin ve televizyonların “hisse”lerini, işadamı destekçileri eli ile satın almaya başladığı ve bir “yandaş medya” oluşturma gayreti içinde olduğu gözlemleniyor…
Bu konuda Türkiye’de olup bitenlerden önemli biçimde esinlendiği de anlaşılıyor…
Şurası bir gerçektir ki; Anastasiades, siyasette üç ayrı “kişilik” sergiliyor…
Birincisi; kapalı kapılar adında, eş dost sohbetlerinde sergilediği kilişilik…
Böylesi dar kapsamlı sohbetlerde “iki devletli çözümü bir düşünsek” diye ortaya bir “bomba” atıyor…
Onu hayretle dinleyenler; eski Dışişleri Bakanı Kasulidis ve partisinin Başkanı Omiru da dahil olmak üzere etrafta bu işin dedikodusunu yapmaya başlayınca, binbir dereden su getiriyor…
“Gevşek federasyon”dan söz etmeye başlıyor… Bunun da altını dolduramayınca, “Merkezi güçsüz, kanatları güçlü federasyon” demeye başlıyor…
İkinci kişilik; medyada sergilediği “çözümden yana” ama “kırmızı çizgileri olan” kişiliğidir…
Türkiye’nin garantisini, bir miktar Türk askerinin adada bulunmasını, Kıbrıslı Türkler’in karar mekanizmalarındaki “etkin katılımı”nı kabul etmiyor…
Ama “Müzakerelerin bir an önce tekrar başlamasını istediğini” açıklıyor…
Kendi kamuoyuna “Kıbrıslı Türklerin etkin katılımı olursa, çözümden sonra bile gaz boru hattı ile ilgili yaptığım anlaşmaları engelleyebilirler” derken, kendisini ziyaret eden Kıbrıslı Türk siyasetçilere “Tabii ki ben gaz boru hattının Türkiye’den geçmesini tercih ediyorum” diyebiliyor…
Üçüncü kişiliği de görüşme masasında söyledikleri…
Yukarıdakilerin tümünü medyada, sohbetlerde söylüyor ama, görüşme masasında Akıncı’nın yüzüne bakarak soruları karşısında bambaşka yanıtlar veriyor…
“BM parametreleri çerçevesinde federasyon”dan başka bir çözümü düşünmediğini kayda geçirmek zorunda kalıyor…
Peki tüm bu “fasariya”lar neydi?
Ta başından beri söylediğim gibi; Anastasiades’in bir tek amacı vardır: Tüm tarafları oyalamak, zaman kazanmak ve Akıncı’dan kurtulmak…
Sanıyor ki; yarattığı bu “kirlilik” içinde, Türkiye ile Akıncı’yı karşı karşıya getirecek, iç siyasetimizdeki bazı “iki devletçi” odakları provoke edecek ve seçimlerde Akıncı’yı, Çavuşoğlu’nun da katkıları ile elimine edecek…
Ondan sonra “sıradaki gelsin…”
Şimdilik; Anastasiades’in yarattığı “fasariya”dan nemalanmak isteyen, Çavuşoğlu’na biat etmeye hazır en az üç “adayı”mız var…
Tabii; Sayın Akıncı henüz Cumhurbaşkanlığı’na aday olup olmayacağını açıklamadı…
Ancak; “Çavuşoğlu’nun adayları” karşısında, Kıbrıslı Türkler’in gerçek adayı olmaktan kaçınacağını sanmıyorum…
Akıncı’nın Anastasiades’i, Crans Montana’da Türkiye ile aynı masada buluşturması, garantiler konusunda Türkiye’nin gösterdiği “esneklik” aklı başında her Kıbrıslı’nın durumu tüm çıplaklığı ile görmesini sağladı…
Bu yüzdendir ki; Rum tarafında Anastasiades her “Garantileri kabul etmem” dediğinde, kendisine Crans Montana anımsatılıyor ve “Orada neden halletmedin?” diye soruluyor…
Gelelim bizim tarafa…
Bizde de sayıları az da olsa bir miktar “Anastasiadesçi” var… Rum Başkan ne söylerse doğrudur, ne yaparsa haklıdır diyenler var…
Akıncı’nın Türkiye ile ilişkilerini Anastasiades üzerinden provoke edenler, bundan büyük haz duyanlar var…
Öte yandan ise, “iki devletli”liği, bir “çözüm modeli” gibi sunmak isteyenler var…
Sanki; BM oturmuş, Kıbrıslı Türkler’e, ne istediğini sormuş ve önlerine birkaç tane “seçenek” koymuş gibi davranıyorlar…
Yok öyle bir şey… BM’nin ne istediği açık ve nettir… Onlarca kararda bu teyit edilmiştir. Kıbrıslı Türkler de ne istediklerini 2004 referandumunda ortaya koymuşlardır. 
Son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de ne istediklerini, Sayın Akıncı’ya güçlü bir destek vererek teyit etmişlerdir…
Peki şimdi Anastasiades ortaya bir “havuç” attı diye hemen daldan dala atlayalım, bir 60 yıl da onu mu tartışalım isteniyor?
Çavuşoğlu’nun Kıbrıs sorununun ve federasyon tezinin kökenlerini yeterince bilmemesi nedeniyle; BM parametrelerine meydan okuması, başka hayaller peşinde koşmasının ardından sürüklenip gidelim mi isteniyor?
Akıncı’nın böyle “zik zak”larla politika yapacağını düşünmek bile safdillik değil midir?
Kıbrıslı Türkler; hem iki devletli çözümü, hem de konfederasyonu yıllarca konuşmadılar mı? Denemediler mi?
Bu denemelerinde hüsrana uğramadılar mı?
“KKTC’yi sonsuza kadar yaşatacağız” diyenler, 1983’ten beri “sorun çözülmüştür. Bizim de artık devletimiz vardır” demiyorlar mı?
Kıbrıslı Türkler; bir yandan Anastasiades’in, öte yandan Çavuşoğlu’nun “çizdiği hedefler”le mi yollarına devam edecekler?
Kendilerinin hiç mi aklı yok?

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.