banner107
banner82

Usta Yazar–Şair Türkay Ilıcak Ve Avusturalya Anılarım Kitabı

banner27

Ülkemizin önemli yazarı ve şairi Türkay Ilıcak’ın geçtiğimiz günlerde yayımlanan Nasrettin Hoca kitabından sonra bu yılki diğer kitabı “Süprizlerle dolu 26 Yıllık Avusturalya Anılarım” eseri geçen hafta okuyucuyla buluştu. 166 sayfalık kitap çok ilginç anılarla dolu; kültür-sanattan tutun oranın yaşam kalitesi, toplum anlayışı vb. bilgiler. Yurtdışındayken insan ülkesine farklı bakar burdayken ise yurt dışına farklı bakar insan ve dünya çok değişik bir şey. Nerde mutlu olacağını bir türlü kestiremez hep bir ikilem içinde olur ama bir gerçek varsa yazarın dediği gibi “Ülkemiz buradaki alt kültürün günden güne hakimiyeti altına giriyor, değerlerimiz yok oluyor.”

banner210
Usta Yazar–Şair Türkay Ilıcak Ve Avusturalya Anılarım Kitabı

banner192

 

 Usta şairinin kitabını ve şiirlerini okumadıysanız mutlaka alıp okuyun, kendinizden çok şeyler bulacaksınız.

Yazar eseriyle ilgili şöyle diyor:

“Avustralya bilindiği gibi halen İngiltere'ye bağlı bir Commonwealth ülke.

En yüksek idari makam Genel Vali.

Gerektiğinde Avustralya başbakanını görevden alabiliyor. Yedi eyalete ayrılmış. Her eyaletin bir eyalet hükümeti ve eyalet başkanı var. Merkezi hükümet ve parlamento Kanberra şehrindedir. Avustralya nüfusu 23 milyon kadardır. Toplam olarak 150 bin civarında Türk yaşadığı tahmin ediliyor.

En büyük şehir Sidney, daha sonra ise Melburun gelir. Kuzey bölgeleri hariç diğer bölgeler genellikle Akdeniz iklimine benzer.

Avustralya'nın toprağı tüm Avrupa'dan büyüktür. Kuzey güney kıyıları arası uçakla altı saat çeker . Doğudan Batıya ise daha uzundur.

Evet, gece ile gündüzün ve de mevsimlerin tamamen bize (kuzey yarım küreye) ters olan Avustralya, her zaman insanımız için büyük merak uyandıran gizemli bir ülke olagelmiştir.

Ben de gençlik yıllarımda ayni merak ve duygularla doluydum..

Mart 1974 te Avustralya maceram başladı. Turist olarak girmiştim.

O zamanlar Paris'te bir kaza eseri düşen ve içinde Adnan Menderes'in ve Kıbrıslı Türk milletvekili Hacı Ahmet'in de bulunduğu ve sağ olarak kurtulduğu DC 10 model uçakla seyahat etmiştim. Uçak Hindistan Hava yollarına aitti. Bu nedenle yeterli Avustralya yolcusu çıkana kadar Bombay Şehrinde 10 gün kadar kaldım.

Kaldığım süre zarfında Bombay şehrini dolaştım.Caddeler boyunca sıralanan ağaçlar altında çalışan berberler, terziler, yemek satanlar, tornacılar ve hatta diş teknisyenleri gördüm.

Bombay meydanında kobra yılanı oynatan birkaç fakirle sohbet ettim. Bol bol yılanların dansını seyrettim. Bombay'ın kartondan ve tenekelerden yapılmış gecekondu mahallelerini dolaştım.

Başını toprağa gömmüş vaziyette saatlerce diz çökmüş vaziyette duran fakirleri gözlemledim.

Melburun Hava alanına indiğimizde uçakta bulunan Türk yolcuların giriş öncesi beyanlarını içeren ve doldurdukları formaları kontrol için tercümanlık, hatta bir saat kadar masa başı oturarak muhaceret işi yaptım.

Hava alanında tesadüfen Kıbrıs'tan tanıdığım Bankacı İsmet'i ve Kemal Gürpınar'ı gördüm

İlk yorgunluk kahvesini Melburun'da bu dostların evinde içtim.

Akşamleyin dostlar beni trene bindirdiler ve Adelaide'a uğurladılar. Adelaide birkaç milyonluk bir şehir. Güney Avustralya eyaletinin merkezi. Güney Avustralya eyaletinin toprağı ise Türkiye kadar.

Varoşlarında ve bağlı kasaba ve köylerinde çok sayıda çiftlik ve seralar olan bir şehir. Tabii sanayi, araba fabrikası vs. de var. O dönemde 100 kadar Türk vardı. İki kız kardeşim ve dayım dahil olmak üzere.

Haftada bir saat Türkçe program yapan bir

radyosu vardı. Radyoyu yürüten kız

kardeşlerimden biriydi. Yine başkanlığını ayni kız

kardeşim Ayşen'in yaptığı bir de Türk Cemiyeti

vardı Adelaide şehrinde.Cemiyet, Türk nüfusun azlığı nedeniyle neredeyse ayda bir kez açılıyordu.. Ne ilginçtir ki Adelaide'a geldiğim gün kız kardeşim 50 mil uzakta satın aldıkları çiftliğe taşınmak üzere idiler.

Çiftliklerle dolu Murray Bridge yeni yurdum olmuştu. Beş bin kişinin yaşadığı ve ortasından dev Murray nehrinin aktığı cennet gibi bir şehir. Adını da Murray nehrinin üzerindeki devasa köprüden almış. İlk işim orada bulunan büyük bir salhanede çalışmak olmuştu..

İlk ismim Mustafa olduğundan ve kesilen etlerin Arap ülkelerine de satıldığından Araplar bu ürünlerin helal olduğunu düşünmekteydiler.

Avustralya'ya gittikten birkaç ay sonra Kıbrıs'ta savaş başlamıştı.

Eşim ve 2 yaşındaki bir oğlum Kıbrıs'taydı. Nihayet şartlar olgunlaşınca 1974 Kasım sonu Kıbrıs'a geri dönmüştüm.

Avustralya'ya ikinci defa ve ailece vizeli gitmem 10 yıl sonra 1984 yılında gerçekleşecekti.

10 yıl sonra gittiğimde gördüğüm Avustralya'da büyük değişiklikler görmüştüm.

Televizyonlarda sanayi maddelerinin reklamları yerine artık daha çok yiyecekle ilgili reklamlar ağır basmaktaydı. Artık toplum gerekli tüm araç gereklerini edinmiş, doyuma ulaşmıştı.

Reklamlar, tüketici toplumun mide zevki içindi artık; çikolata, pasta reklamları başroldeydi.

Sidney ve Adelaide şehirlerinde bir müddet kaldım. Sidney bana aşırı kalabalık ve sıkışık geldi. Bir daire veya fabrikaya gidiş geliş 50 bazan 100 kilometre olabiliyordu. Adelaide şehri ise 2 milyonluk nüfusuyla biraz tenha ve sakin geldi. Çok azTürk'e karşılık aşırı derecede Rum Yunan vardı.

Neticede Melburun'da karar kıldım. Melburun, diğer tüm şehirler gibi deniz kenarında kurulmuş, ortasından nehir geçen şirin bir şehirdi. Havası diğer şehirlere göre daha yağışlı, bu nedenle yeşili bahçeleri bol, hoş bir yerdi.

Bir sürü (50 den çok) Türk Cemiyeti vardı. Birkaç Türkçe gazete, Birkaç tane radyo, Onlarca Türk lokantası, 3 adet klasik Türk Müziği derneği vardı. Hatta hafta sonları canlı Türkçe müzik yapılan birkaç lokanta vardı.

Hemen her okulda da 5-10 Türk öğrenciye rastlamak mümkündü. Bu çocuklarım için oldukça önemli bir durumdu.

Hemen her bölgede Türk video, berber, kasap ve lokantaları ve işyerleri bulmak mümkündü Melburun’da.

Ayrıca bir hayli Batı Trakya Türkleri, Uygur Türkleri, Bulgaristan Türkleri de yaşıyordu ve hemen her toplumun faal cemiyetleri vardı.

1997 yılında sekreterliğini yaptığım Kıbrıslı Türklerin derneği de 70 li ve 80 II yıllarda neredeyse tüm toplumların eğlence ve vakit geçirme mekânı idi.

Melburun’da kaldığım 26 yıl içinde az biraz fabrika işçiliği, daha sonra 20 küsur yıl matbaa ve yayıncılıkla uğraştım. Kurduğum Venüs matbaacılık ve yayıncılık şirketinde Türk Dünyası Dergisi dahil 10 adet kitabımı basma şansı elde ettim. Bu arada eşimin de iki adet öykü kitabı basıldı.

İki oğlum halen Melburun’da yaşamaktadır.” 

banner200
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.