banner255
banner69
banner82

Lefke Tarihi ve kültürü Üzerine Araştırmalar” kitabı çıktı.

banner27

Ülkemizin en güzel köşelerinden birisi olan Lefke için geçen günlerde Doç.Dr. Elnur Ağayev’in kaleminden daha da ölümsüzleşti. 200 sayfalık “Lefke Tarihinden Sayfalar” adlı kitabı geçen günlerde çıktı.

Lefke Tarihi ve kültürü Üzerine Araştırmalar” kitabı çıktı.

banner267

 

 

Eser çok önemli yazıları içeriyor. Lefke’yi tanımak isterseniz, bu kitabu mutlaka alın. Bu arada Lefke’nin yetiştirdiği önemli edebiyatçıları unutmamak lazım bunlardan ilk akla gelen adlar; Urkiye Mine Balman, Harid Fedai, Fikret Demirağ vb. hocalarımıza Allahtan rahmet diliyoruz.

            Anı ve bilimsel içerikli bu önemli çalışmayı okumanız öneririken Sayın Tuner Bağışkan, Lefke için şöyle diyor: “Bol su kaynağı ile bakır cevherine sahip olan Lefke ile yakın çevresi Neolitik dönemden başlayıp (M.Ö 8200-3900), Orta Tunç, Demir Çağı, Bizans, Lüzinyan, Venedik, Osmanlı, Türk, Rum, Ermeni ve İngiliz kültürleriyle yoğrulan bir gelişim süreci izlemiştir. Yerleşim biriminin adıyla ilgili iki ayrı görüş öne sürülmektedir. İlk görüş, Lefkoşa’yı da kuran Mısır Kralı Ptolemaios’un oğlu Lefkos tarafından M.Ö 3’üncü yüzyılda kurulduğu ve bu nedenle kente kurucusunun adının verildiği doğrultusundadır. İkinci rivayete göre, Yunan dilinde kavak anlamına gelen ‘Lefka’ adında bir Hıristiyan kız hastalanınca buraya gelmiş. Bölgenin temiz dağ havası sayesinde sağlığına kavuşmuş. Çok uzun süre burada yaşadıktan sonra ölünce, anısını yaşatmak için yerleşim birimine adı verilmiş.

Lefke’nin geçmişinde önemli yer tutan bakır madenlerinin işletilmesine Orta Tunç devrinde (M.Ö 1900-1625) başlanmış, Fenikeliler tarafından işletilmelerine devam edilmiş ve Roma döneminde (M.Ö 30 – M.S 150) de işletildikten sonra kapatılmıştır. Bu ocakların geçmişlerinin aydınlatılması amacıyla 1913 yılında Amerikalılar tarafından Aplıç, Sukuriotissa (Fugasa Tepesi) ve Mavrovuni antik maden ocaklarında kısıtlı arkeolojik araştırma ve kazılar yapılmıştır. Ancak bu çalışmalar detaylı bilgiler içerdiğinden bu konuyu CMC konusuyla birlikte bir başka yazımda incelemem gerekecektir.

Lefke çevresinde Helenistik (M.Ö – 30) ve Roma (30 – M.S 150) dönemlerine tarihlenen antik mezarlara rastlanmıştır. Roma döneminde Karavostasi (Xero – Gemikonağı), Mısı’a ulaşımı sağlayan liman kentleri arasında yer almaktaydı.

Bizans devrinde kentte Ay. Yorgi kilisesi vardı. Lüzinyan ile Venedik dönemlerinde kaptanların, Baronların ve Venedikli subayların ikamet ettikleri bir ilçe merkeziydi. 1425 yılındaki Arap akınları sırasında Kraliyet ailesinin önemli bir sığınma yeriydi. Ortaçağda temiz ve basit bir oteli olduğundan, Soli, Vuni, Solya ve Maratasa kiliselerini ziyaret edecek olanlar bu otelde konaklarlardı. Lüzinyan devrinde Lefke’nin bir mahallesi olan Peristeronari’de (Cengizköy) Yafa Kontu’nun bir çiftliği vardı.

Osmanlıların adaya hâkim oldukları 1571 yılından hemen sonra buradaki Latinlere ait ev ile arazilere Anadolu’dan taşınan nüfusun bir kısmı yerleştirilir. Daha sonra buraya, adadaki görevleri sonra eren Osmanlı memur aileleriyle torunları da yerleşir. Bu dönemde 17 gazilik yerleşim biriminin merkeziydi. Önceleri Türk, Rum ve 1915 yılından itibaren köye yerleşmeye başlayan Ermenilerin birlikte yaşadıkları çok kültürlü bir yerleşim birimiydi. Osmanlı idaresinin 1831 yılındaki nüfus sayımında 2595 olan nüfusunun 1922’si Rum, 673’ü ise Türk idi. 1882 yılında yaklaşık 475 kişilik bir nüfusu vardı. 1950’li yıllarda nüfusu yarı yarıya Türk ve Rumlardan oluşmaktaydı. 1960 yılı itibarıyla 3674 kişilik nüfusunun 88’i Rum, 3586’sı ise Türklerden oluşmaktaydı. Ancak Rumlar 1956 yılından itibaren Lefke’yi terk etmeye başlamışlar ve 1963 olaylarından önce de Lefke’yi tamamen terk etmişlerdir. 2006 yılı sayımında nüfusunun 11.071 olduğu belirlemesinde bulunulmuştur.”

            Böylesi değerli akademisyenlerin bu tip kitap çalışmaları, kültürümüz ve tarihimiz açısından çok önemlidir. 

 

URKİYE MİNE BALMAN HOCAMIZ  VE LEFKE

29 Ocak 1927’de Lefke’de doğdu. Beşkardeşin ikincisi olarak dünyaya geldi. Babasının adı Yusuf Razi. Annesinin adı ise Fatma Nigar’dı. Urkiye Mine Balman, babası, annesi ve o dönem ile ilgili anılarını şöyle anlatmakta: “Babam Yusuf Razi Lefke’de otel işletmekteydi. Otelin yanında bir de han vardı. Güneydeki Rum köylerinden, Maratusa’dan köylüler gelmekte, hayvanlarını hana bağlarlardı. Ben çocukken okul çıkışı hana giderdim. Bir gün yine gittiğimde avlunun ortasında yatan bir siyah köpek gördüm. Köpeği kaçırmak düşüncesiyle olmalı, istedim. Köpek bacağımı ısırdı. Beni alıp hastaneye götürdüler. Sonra polisler o köpeği vurdu. Annem Fatma Nigar, babamla evlenmeden önce on iki sene öğretmenlik yapmış. Okumayı seven kültürlü, ileri görüşlü, aydın, yüreği sevgi dolu birisiydi. Çocukken bize kitaplar okur, masallar anlatırdı. Ben annemden dinlediğim bu masalları kendi çocuklarıma, öğrencilerime ve torunlarıma anlattım. Çok güzel çocukluğum oldu benim. Baba evinde gayet mutlu bir çocukluğum geçti. Bahçeli güzel bir evimiz vardı.”

Urkiye Mine Balman’ın ilkokul anıları: “İlkokula dört yaşında, dört aylık, dört günlük başladım. Okula kucakta götürülmüşüm. Nedenini tam olarak bilmiyorum. Özel bir nedeni olduğunu ise sanmıyorum. Olsa olsa çok küçük yaşta gittiğimiz içindir. Bu yaştaki bir çocuk ancak kucakta götürülebilirdi. Şimdi ise aileler, ellerinden tutarak götürüyor çocuklarını. Bu nedenle olsa gerek. İlkokulda çok parlak bir öğrenciydim. Hemen hemen herkes, beni, adeta el üstünde tutardı. Annem elit, kültürlü birisi olduğu için öğretmenler hep ziyarete gelirlerdi. Sık sık görüşüyorduk, iyi bir durumumuz vardı yani. ”İlkokulu on bir yaşında bitiren Urkiye Mine Balman 1938’de Türk kızlarının eğitim gördüğü tek okul olan Viktorya Kız Okulu’na girdi. “Duhul imtihanı” denilen giriş sınavını kazanmış orada eğitimine başlamış. O zaman aile, Lefkoşa’ya yerleşmiş. Çünkü ondan başka, abisi de erkek lisesine gidiyormuş.

Hocamızın bu konu ile ilgili açıklaması: “İlk iki yılı aile yanında oturduk. Babam, işi icabı, Lefke’ye gidip geliyordu. Bu zor geldi ki iki yılın sonunda, beni kız koğuşuna, abimi de okulunun koğuşuna yerleştirdiler ve Lefke’ye döndüler. Hasretliğin dışında bir sorunum olmadı.”

LEFKE

Dağların göğsüne uzanmış dinler, >a

Salkım salkım hurmaların sesini. >b

Ezeli bir aşkla duygulanır yer>a

Rüzgâr yola dökmüş şen nefesini>b.

Tatlı akşamların hülyası deniz>a

Akar gönüllere bir çağlıyan su. >b

Yıldızlardan düşer gönlüme bir iz>a

Yakıyor içimi hasret duygusu. >b

Zümrütten bahçeler cennet mi nedir?>a

Toprağı nakışlar düşen her yaprak>b

Altın portakallar bir hazinedir>a

Coşkun pınarla uyanır toprak. >b

Nağmelerle coşar orda tabiat>a

Kavaklar göklerin tek ifadesi. >b

Feyz ve bereket artıyor kat, kat>a

Bir tatlı musiki suların sesi. >b

Üstüste yaslanmış sıra tepeler>a

Bu renkler, güzellik Tanrı vergisi>b

Bir yeşil fırçayla boyandı her yer>a

Bahçeler portakal limon sergisi. >b

Bekler nasibini altın meyvalar>a

Boşaltır suyunu gönlüme dere. >b

İlahi seslerle coşar ovalar>a

Gökten bir yeşil nur dökülür yere>b.

Mevsim tomruk, tomruk açar dallarda>a

Huzur geziniyor gölgeliklerde. >b

Limon çiçekleri kokar yollarda>a

Cennetten melekler gezer bu yerde>b.

Lefkem! Canım Lefkem; doğduğum diyar>a

Tatlı hülyalarım titrer bu günde. >b

Yeşil bahçelerde çocukluğum var>a

Kalbim kanatlanmış uçar gökünde. >b

*11’li Hece ölçüsü ile yazılmıştır. Çapraz kafiye.

TEMASI: Lefke’nin güzelliğinden cennet gibi bir yer oluşunu anlatan bir şiir. Açıkçası bende merak ettim diyebilirim yazmadan geçemeyeceğim.

banner200
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.