banner107
banner82
banner147

Güneş Makarnası’nın Kurucusu Ahmet Ziyaeddin Ratib ve Üretimden Nasıl Koparıldık Öyküsü

banner27

Araştırmacı-Yazar Ahmet Ömerağa, geçen günlerde çıkardığı bu değerli eser, ülkemizin ilk fabrikatörü Ahmet Ziyaeddin Ratib’in öyküsünü bizlere anlatıyor. Bu yaşamöyküsü içinde nasıl çalışkan ve üretken bir toplum olduğu gerçeği de ortaya çıkıyor. Başkalarının dediği veya işine geldiği gibi “bunlar çalışma, yapamaz” söylemlerinin nasıl yalan olduğu, bu tip çalışmalarla ortaya konursa, gerçekler de bu tiplerin yüzüne vurulur.

Güneş Makarnası’nın Kurucusu  Ahmet Ziyaeddin Ratib  ve  Üretimden Nasıl Koparıldık  Öyküsü

banner192

 Eser; nasıl üretirken üretmez duruma geldiğinin çarpıcı ve hüzünlü öyküsünü bizlere anlatırken, bu kitaptan çıkaracağımız çok dersler var. Yazarı tebrik ederken bu tip çalışmaların çoğalmasını diliyor.

“Ahmet Ziyaeddin Ratib Efendinin, yaşamıyla birlikte. Yaptıklarını ve yaşadığı dönemi de sizlere anlatmak istiyoruz. Arkadaşları ve sevenleri ona Ratib Bey, çalışanlalarıysa sadece "Efendi" diye hitap ederlerdi. Günlük yaşamında çok iyi bir aile babası. Çalışanlarına karşı, tatlı sert, otoriter bir patrondu. Ticari zekası ve deneyimleri tartışılmaz bir sanayiciydi. Dinine bağlı, helal ve harama inanan. Demokrat, hak ve adaleti savunan, toplumuna faydalı olmayı seven. İyilik yapmaktan mutlu olan ve mutlu etmesini bilen bir adalı, Kıbrıslı bir insanımızdı.

Güneş Makarna Fabrikasının, müdürlüğünü yapmış. Mali işlerini son dönemlerine kadar yürütmüş. Fabrikanın, kapatılmaması için, çok büyük mücadeleler vermiş. Fakat onun söylemi ile. "Güneş Makarna Fabrikası, Planlı ve taamüden, yani kasten batırılmış ve kapatılmıştır". Bu iddiasını her alanda çekinmeden söyleyen. Söylediklerini yaşanmışlıklarıyla, deneyimleriyle ve kanıtlarıyla gözler önüne seren. Devrimci ruhlu, demokrat, özü ve sözü bir dost Cemal Bektaş. Bizler onu çok eskilerden tanıyoruz ailesini de biliyoruz. Aslen Larnaka kazasına bağlı, Matyat köylü şu anda Değirmenlikte oturan. Sevgili Dostumuz Cemal Bektaş bizlere Ahmet Ziyeaddin Ratib Beyi ve Güneş Makarna Fabrikasını anlatıyor.

CEMAL BEKTAŞ

"Ahmet Ziyaeddin Ratib beyi, otuz yıl İngiliz'in Tapu Dairesinde "Sörvein" müdürlük yapmış. İngiliz hükümeti Kıbrıstaki tapu ve kadastro işlerini bitirip. Filistindeki ölçümler için daireyi Filistin'e taşıyacakları dönem. Emekliliğini isteyerek tazminatlarını almış ve işten ayrılmıştı. Bu arada, ikinci evliliğini Rasiha Hanımla yapmış. Balayına Türkiye'ye, Ankara'ya gitmişti.

Senelerden 1928 - 29 yılları, Ankara henüz daha yeni başkent ilan edilmiş, bir taşra kasabasıydı. Kızılay Meydanı ve çevresi bataklık bir alandı. Kocaman kocaman sivrisineklerden, geceleri uyumak mümkün değildi. Yıkık dökük bir taşra kasabası görünümündeki Ankara, başkent ilan edilmesiyle önem kazanmıştı. Meclis binası, idari binalar ve hükümet binaları ile yeni yeni şekillenmeye başlamıştı.

Ratib beyi, Ankara'da gezerken, yolu kendi mesleği olan, Tapu kadastro dairesine düşer. Türkiye'de bu dairenin adı "Mal Müdürlüğüdür." Otuz yıl yaptığı mesleğin Ankara'da icra edildiği mekâna gittiğinde şok olur. Yanlış yapılan uygulamalara müdahale eder. Oradaki sorumlu olan müdürü çağırtıp,yanlışları saymaya başlar. " Bir defa bu masalar yemek masası, bunların üzerlerinde çizim yapılamaz. Çizim masalarının arkaları yüksek, önleri alçak sehpa şeklinde olacak" Çizim masalarının, bir mimar gibi çizimlerini yaparak "Bu şekilde yapacaksınız der". Yine çizim kalemlerini de beğenmez. "Bu sizin kullandığınız kalemlerle de bu çizimler olmaz. Şimdi çizimler yaptığınız bu kalemlerle bazı yerlerde 10 metre 15 metre hatta yarım kilometreye kadar gerçeklerden kayabilirsiniz. Kullandığınız arazinin büyüklüğüne göre daha büyük hatalar yaparsınız" Dairenin sorumluları müdürler, Ratib beye rica ederler. "Efendim biz bu konularda çok sıkıntılar çekiyoruz. Ne olur burada kalın ve bize yol gösterin" elerler.

Ratib bey tatildedir ve eşinin de rızasını almak durumundadır. Sonuçta Ratib Efendiyi elden ayaktan alırlar Mustafa Kemal Paşanın huzuruna çıkarırlar. Paşaya derler ki! "Paşam Kıbrıs'tan buraya gezmeye gelen bir Kıbrıslı adam var. Kıbrıs'ta İngiliz'in tapu kadastro dairesinde müdürlük yapmış. Bu işleri bilen birisi" bu arada dairede yaptırdığı yenilikleride anlatılır.

Mustafa Kemal Paşa, Ratib Efendiye der ki! "Efendi, hemen Mal Müdürlüğünde, müdür olarak işe başlayasın isterim. Her şeyin hazır, bir bakan maaşı para alacaksın. Ailenle birlikte kalabileceğin, Ankarada bir Lojman evin. daireye gidip geleceğin özel araban olacak.

Başka bir isteğin de olursa biz buradayız" der. Ratib bey "Efendim bu konuyu eşime de danışmam gerek”(Senelerin 1928 - 29 olduğu dönemlerde. Mustafa Kemal Paşanın, Ankarada Ratib Beye sunduğu. Mal Müdürlüğüne karşılık aldığı cevap. "Efendim bu konuyu eşime de danışmam gerek" Bu söylemde, o dönemlerde, Kıbrıs Türk kadınının haklarını almış ve bunu toplumuna kabullendirmiş bir duruşta olduğu. Kendi haklarını bilen ve ayakları üzerinde duran çağdaş kadın profili sergilenmiştir. Bu da Kıbrıs Türk kadınının, toplumdaki yansımasıdır diye düşünüyorum.” diyerek Paşadan izin alarak oradan ayrılır

Ratib Bey, kaldığı otele, Rasiha Hanımın yanına gider. Ona Mustafa Kemal Paşayla o gün arasında geçenleri anlatır. "Bu gün Mustafa Kemal Paşayla görüştüm onunla konuştum. Paşa bana Mal Müdürlüğünü teklif etti. Hemen müdür olarak işe başlıyorum. Maaşımda bir bakan maaşı, çok iyi imkânlarımızda olacak. Özel bir arabamız, ailece kalabileceğimiz bir ev, lojmanda verecekler". Rasiha hanım, Ratib beyi sakince dinlemiş ve demiş ki! "Sen ne müdürü olacaksan ol, işe başla. Ev, araba, maaş benim umurumda değil. Fakat ben bir dakika daha, burada duramam, yarın Kıbrıs'a gidiyorum. Akşam bir dakika bile gözümü kırpmadım, kocaman kocaman sivrisinekler. Bütün gece savaş açtılar bana bu memlekette yaşanmaz" demiş. Ertesi gün Ratib Bey Mal Dairesine uğrayarak durumunu anlatmış işe başlayamayacağını uygun bir şekilde ifade etmiştir.Bu olayı anlatırken Ratib Bey hep şöyle diyordu. "Rasiha Hanımı ikna edebilsem Ankara'da kalabilseydik. Elimdeki parayla geniş bir alan arazi alabilirdim. Kızılay Meydanı bataklıktı, hesaplatmıştım tamamen o meydan ve bölgeyi alacak param vardı. Burası çok kısa bir süre sonra altın değerinde olacaktı. Üstelik "mal müdürlüğünde" çok iyi bir maaşa müdür mevki, kalacak lojman ve bir sürü avantajlarım olacaktı. Fakat Rasiha Hanım yok dedi diretti, olmadı.

Ertesi gün Ankara'dan, İstanbula oradan da İtalya'ya trenle seyahatimize devam ettik. İtalya vardık otelimize yerleştik. İtalya'da gezerken düşünürüm, düşünürüm bir iş kurmam gerek diye düşünürüm. Üstelik paramda var boş zamanımda ve ben avaracı durmaktan sıkılan birisiyim. İtalya'da etrafıma bakınırım, her tarafım makarna reklamları ve restoranlar. İşte tamda bu anda Kararımı verdim, en iyisi ben makarna işi yapayım dedim. Makarnanın memleketi İtalya ve makarna fabrikaları bu ülkede üretiliyor. Araştıra, araştıra en sonunda buldum. O dönemin en meşhur makarna üreten makinesi "Liçarelli" marka. Araya sora yerini bulup yetkililerle makarna üreten fabrikaları gezdim, çok beğendim, bu makineyi satın aldım. Coster diye küçük bir yük gemisine yükleyerek Kıbrıs'a yolladım. Bende ardından başka bir gemiyle İtalya'dan Kıbrıs'a geldim. Bizim gelişimizin ardından satın aldığımız makinede mağusa limanından adaya çıkarıp Lefkoşa'ya getirttik. Bir hayal ve verdiğim kararla

buraya kadar her şey tamamdı. Tamam dedim ben bu işi yaparım."1933'de Makarna makinesi Lefkoşa'nın Tabana mahallesine, Baf kapısına kuruldu. O gün Ratib beyin ilk oğlu Vedat beyin doğum günüydü, onun için bu günü unutamam. Makineyi kurduğumuz Lefkoşa'nın güneyindeki, Baf kapısı, Tabana Mahallesi, Osmanlı dönemleri Türk mahalleleriydi. Burada Ratib Beyin kendine ait yerleri vardı. Makarna fabrikasını buraya kurdular. 1933 yılında kurulan, bu Makarna Fabrikasına, Güneş Makarna yani Rumcada "İlyu" derlerdi. Tam olarak Rumlar bu makarnaya "Makaroni de İlyu" diyorlardı. Bu arada Rumların da, iki adet makarna fabrikaları vardı. Rumların Branç ve Taç makarnaları, ada sathında satılmaktaydılar. 1933 yılından 1960 yılına kadar, her yıl yeni hedeflerle büyüdük. Kısa sürede Kıbrıs'ta genelde gitmediğimiz kasaba ve köy kalmadı. 1960 - 63 yıllarında da büyümeye devam ettik. Adanın her yerine mal dağıtımını gerçekleştirdik.

1958'lerden itibaren Rumların İngilizlere karşı başkaldırmaları başlar. Enosis idealleri için Eoka tedhiş örgütünde örgütlenen Rumlara karşı. İngilizler işsiz Türk gençlerini, yardımcı Polis ve komando adı altında işe alır. Bunları eğiterek, İngiliz hükümetinin asayişi korumak adı altında, Rum Direnişçilerinin üslerine sürer.Rumlar, İngiliz polis ve komando elbisesi içinde Türklerin kendilerine saldırışına anlam veremezler. Bunun üzerine onlarda hedef değiştirip, Türklere saldırırlar. Böylelikle İngilizler bizlere bir oyun oynayarak, savaşı iki toplum arasına sokarak aradan sıyrılır. Bir süre sonra, Eoka'nın aldığı bir kararla. Türk iş adamlarına karşı saldırıya geçerler.

Bir gün Ratib Bey, Baf kapısı yakınlarında, Tabana mahallesindeki işyeri, Makarna Fabrikası önünde iken. Eokacılar tarafından, sitenle taranarak suikasta uğrar. Arabası Zephir Zodiak'ın Arkasına sığınarak, bu saldırıdan yara almadan kurtulurlar. Çünkü 1960 öncesi arabaların, kaplama saç levhaları, bir buçuk milim kalınlığında tank gibi kalın saçtan yapılmıştı. Ratib bey arabasına binerek bu durumu polise şikâyet etmek için Lefkoşa merkeze gider. Dikili Taşın karşısındaki, polis genel müdürlüğüne girerken, Denktaş Beyle karşılaşırlar. Ayaküstü ona bu olayı anlattığında "Çok eyi, çok eyi, çok memnun oldum" demesine Ratib bey, bir anlam veremez. Hâlbuki Denktaş beyin bunu söylemekte amacı, Türkiye'nin dikkatini, Kıbrıs'a çekmek, buradaki olaylarda "Müdahil" olmasını sağlamaktı. Bu olayda onun hedefleri içinde onu sonuca götürecek nedenlerden güçlü bir olaydı.Tabii ki polis genel müdürlüğünde, Ratib Beyin şikâyeti ve ifadeleri alınır. Ama bişey çıkmaz, unutulur. Böylece bu olay ve dosyalar, tarihin tozlu sayfalarında yerini alır.Ratib Bey kendisine ve Güneş Makarna fabrikasına yapılan bu suikastın ardından. Baf kapısındaki. Tabana Mahallesindeki, fabrikasını orada bırakarak. Dereboyunda Ziya Gökalp sokaktaki kendi mülküne, arazisine yeni bir fabrika binası inşa eder. İtalyadan bir başka yeni makarna fabrikası getirerek kurar. 1963'ten 1967 yılına kadar toplumlararası çatışmaların yaşandığı, kapıların kapalı olduğu karanlık dönemlerdir. Bu dönemde de, fabrika ihtiyaç olan üretimini yaparak, bu topluma hizmet etmeye devam eder. Çalışanlar iş azlığı nedeniyle iki gün ödenekli iş. Üç gün ödeneksiz tatil yaparak bu dönemler atlatılır. 1967'den 1974'e kadar yeniden toparlanma ve üretimde yeni hedeflere ulşmakla geçer. 1974 yılında italyadan getirtilen yeni model ve modern makarna fabrikasını Ziya Gökalp sokaktaki kendi fabrikasına kurar. Bu yeni getirilen makarna fabrikasıyla, makarna el değmeden üretlir. Üç kat sıcak fırın dolapta raylar üzerinde kurutulur ve tünelin sonunda paketleme makinesinde tartılıp otomatik paketlenir. Bu şekildeki imal edilen makarna üretimi, diğer yıllardaki üretimi ikiye katlanır…”devamını artık kitabı alıp okursanız öğrenebilirsiniz. Sevgiyle ve üretimle  kalın

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.