banner107
banner82

Doğumunun 69. yılında Suna Atun'u sevgi ve saygıyla anıyoruz.

banner27

Yaşam büyük bir hızla akıp geçmekte, zaman ne acımasız, durmaksızın akıp giderken biz zavallı insanların; ne hırslarını, tutkularını, ihtiraslarını dinlemiyor. İnsanlar oğlu yaşamının kıymetini bir öğrense ne savaşlar, ne kavgalar ne de iktidar hırsları olurdu. Bu dünyaya insanın bırakabileceği tek bir şey var o da sanata, edebiyata ve bilime yapmış olduğu katkı. Üç yıl önce Suna Atun, dostumuzu 28 Eylül günü Mağusa’da sonsuzluğa uğurladık. O ülkemiz yazını için çok şey yaptı, durmadı usanmadı Vakıf olarak 40. Kitaba imza koydu. Eşi Ata Atun ve değerli dostu Bülent Fevzioğlu ile hiç yorulmaksızın karışıksız bu ülkenin ekini için yazdılar, çizdiler. Sevgili Suna Atun’la çok etkinlikte bulunduk, sempozyumlara yurt dışına gitti. İçtenliği, dostluğu, arkadaşlığını hiç unutmayacağız. Gülen yüzün hep yüreğimizde can dostu.

banner210
Doğumunun 69. yılında Suna Atun'u sevgi ve saygıyla anıyoruz.

banner192

 

 

SUNA ATUN İçin...

Nice kitaplar yayınladık seninle...
Nice araştırmalar yaptık...
SAMTAY'ı kurduk birlikte...
ve Mağusa'nın tam ortasında
kocaman bir çiçek açtırdık seninle...

Çok kötüyüm şimdi...
Çok yalnız... Dağıldım...

Güle güle arkadaş..
Güle güle dost...
Güle güle...

Güle güle git canım benim, Işıklar içinde...

Soru - Bize, kendinizden kısaca söz eder misiniz?
Yanıt - Bir insanın, kendinden söz etmesinin çok kolay olmadığını düşünüyorum. Bana göre hayatın içinde iki farklı insan modeli bulunmaktadır. Bunlardan biri, kendinden söz etmekten, kendini her zaman öne çıkarmaktan mutluluk duyan insan modeli, ikincisi de, kendinden söz etmek yerine, hayatın içerisinde yapmış olduğu uğraşlarıyla bilinmek, anılmak isteyen insan modeli…
Ben, hayatımın her döneminde, bu ikinci modeli kendime örnek aldım.

Soru - Kendinizi bir Mağusa aşığı olarak tanımlıyorsunuz. Mağusa denince, aklınıza ilk ne geliyor?
Yanıt - Her şeyden önce, tarihsel geçmişi nedeniyle Mağusa’ya baktığım zaman, bu tarihsel geçmişi oluşturan sayısız kültürleri, egemenlikleri ve yaşanmışlıkları düşünüyorum. Mağusa’da var olan her taş parçasının üzerinde geçmiş bir hayatın el izlerinin, göz izlerinin olduğunu bilmek, bunları düşünmek bile bana müthiş bir heyecan vermektedir.
Babam, öğretmenlik, müdürlük yapmış bir eğitimci idi. Ben henüz beş yaşındayken Mağusa’ya geldik ve buraya yerleştik. İlkokul, ortaokul ve liseyi Mağusa’da, (Namık Kemal Lisesi’nde) okudum. Üniversiteye, bu kentten çıkıp gittim. Üniversite sonrasında bir eczacı olarak yine bu kente döndüm, burada eczanemi açtım ve yine bu kentte evlendim.
Bazı duyguları anlatmak, kolay olmuyor. Mağusa dediğim zaman, tüm yaşam yıllarıma tanıklık etmiş güçlü bir dost, yeri kolay kolay doldurulmaz bir arkadaş ve her zaman onun benimle, benim onunla iç içe olduğum şiirsel bir kent aklıma geliyor. Bana gerçekten huzur ve güven veren bir kent.

Soru - Biyografinize baktığımız zaman - ki, az önce siz de değindiniz - esas mesleğiniz eczacı… Fakat sonra bu mesleği bıraktınız ve kendinizi, tüm zamanınızı, kurmuş olduğunuz SAMTAY VAKFI’na yönlendirdiniz. SAMTAY, sizin için ne anlam taşıyor?
Yanıt - Evet, eczacılık benim temel mesleğim. Ancak bu mesleğimi birkaç yıl yapmış ve hemen ardından bırakmış biri değilim. Mesleğime, çok uzun yıllar emek verdim. Ancak, her meslekte olduğu ve görüldüğü gibi, bir yerden sonra insan ya yoruluyor, ya da yapmış olduğu mesleğini kendinden sonra gelen genç nesillere bırakmasının zamanının geldiğine inanıyor. Tıpkı bir bayrak yarışı gibi… Hayatta, hiçbir uğraşıyı sonsuza değin üstlenemezsiniz.
SAMTAY’a gelince…
SAMTAY, belki bugünkü ismiyle değil, fakat içeriği, ruhu ve felsefesiyle, eczacılık yaptığım uzun yıllar boyunca hep içimde taşıdığım bir dürtü, bir istek ve hedefti… Bu isteğimin gerçekleşmesi için doğru zamanın gelmesi gerekiyordu… Yanımda çocuklarım vardı, onların büyümeleri, eğitim süreçlerinin tamamlanması ve kendi ayakları üzerinde duracak koşullarının oluşması gerekiyordu… İşte bu koşulların oluştuğunu gördüğüm anda, yıllardır içimde taşıdığım düşün gerçekleşmesi zamanının geldiğine inandım ve sonuçta, bir aile vakfı olarak SAMTAY VAKFI’nı 2000 yılı 21 Ocak günü, Kıbrıs Türk kültür yaşamına kattık. Son sekiz yıldır, Tanrı’nın bir armağanı olduğuna inandığım tüm enerjimi ve uzun yıllardan gelen düşlerimle heyecanımı bu vakfa veriyorum. Bu da beni çok mutlu ediyor.

Soru - ‘Dünümüzü araştırarak bugüne, dün ve bugünleri de yarınlara taşımak’ düşüncesiyle kurduğunuz SAMTAY Vakfı’nı kurma amacınız ve beklentileriniz nelerdir?
Yanıt – Önce, ‘beklentiniz ne?’ sorunuza yanıt vereyim. Bu yöndeki beklentim, tektir. Beklentim, doğup büyüdüğüm, ekmeğini yediğim, suyunu içtiğim bu güzel ülkeme olan gönül borcumu, vefa borcumu ödemek. Her insanın, doğduğu, büyüdüğü, üzerinde yaşam sürdüğü topraklara vefa borcu olduğunu düşünenlerden biriyim. Ve yine, hayatın içerisinde herkesin, bir ‘varoluş nedeni’ olduğuna inanıyorum. Bu varoluş nedenine bir görev, bir misyon da diyebiliriz. SAMTAY Vakfı, özünde, bu misyona olan inancıyla kuruldu. Hayatın içerisinde herkes, kendi için, ailesi için, ülkesi için, bugünden yarına bir iz bırakmalı.. Bir şeyler yapmalı…
Az önce değindim. SAMTAY, bir aile vakfı.. Kuruluşunda eşimin ve iki çocuğumun imzası olan bir vakıf.. Ancak imzadan daha önemli olan, böyle bir kültür ve yazın vakfının oluşmasına, aile bireylerimizin de yüreklerini ve inançlarını katmış olmalarıdır…
Çünkü bu vakfın mali bir getirisi yoktur… Kâr amaçlı kurulmamıştır… Bırakınız kâr etmeyi, üzülerek söylüyorum ki, çok okuyan, kitap alma alışkanlığı sevindirici olmayan bir ülkenin insanlarıyız… Ve SAMTAY, kendi misyonu gereği, kurulduğu 2000 yılından bugüne değin hiçbir yılgınlık, yorgunluk ve pişmanlık duymadan, her yıl, ortalama üç yeni araştırma kitabını kültür arşivlerimize kazandırmış bir Vakıftır… Bu kitapların satışı yıllara yayılıyor ki, böyle bir uğraşıdan kâr payı beklemenin mümkün olmadığını, konuyla ilgilenen herkes çok iyi bilmektedir…Bu noktada şu soru sorulabilir ve zaten, zaman zaman sorulmaktadır da : ‘Kâr getirmiyorsa, niye bunca kitabın yayını yapıyor, bunca kitaba para yatırıyorsunuz?’.. Eşim ve ben, şunu düşünüyoruz : Hayatımızın içerisinde lüks alışkanlıklarımız olmadığı gibi, gerçekten insanın cebinden çok para harcanmasına neden olan sigara ve içki tüketimimiz de yok… Bizim bütün heyecanımız bu kitapların hazırlığı ve yayınıdır. Kendimizi farklı tüketim alışkanlıkları olan insanların yerine koyuyoruz ve o alışkanlıklara harcayabileceğimiz paramızı SAMTAY Vakfı’nın yeni kitaplarının yayınına harcıyoruz… İşte bu düşüncemizin bir sonucu olarak da, kuruluşumuzdan bugüne, son sekiz yılda, 25 kitap yayımladık.

Soru - Yayınladığınız kitaplar, beklediğiniz ilgiyi görüyor mu?
Yanıt - Az önce çok fazla kitap okuma, kitap satın alma alışkanlığı olmayan bir ülkede yaşadığımıza değinmiştim. Yayınlamış olduğumuz kitaplarımız elbette ilgi görüyor. Çünkü bu kitaplarımızın tümü de bu ülkenin kültürüne, tarihine dayalı ve her biri ayrı bir başvuru değeri taşıyan kitaplar. Bizi üzen tek konu, ne yazık ki okuma alışkanlığının yaygın olmamasıdır. Bu sorun yalnızca bizim Vakfımızın kitaplarıyla ilgili bir konu değil, ülkemizde kitap yayınlayan herkesin, ortak üzüntüsüdür.
Yine de karamsar değilim. Belki bu değinmiş olduğum nedenden dolayı çok hızlı bir kitap tüketimi olmuyor ama, yine de, özellikle son yıllarda birçok ailenin, evlerinde, Kıbrıs konulu kitaplara ilişkin kütüphane oluşturduklarını görmek, bilmek, yapmış olduğumuzun kültürel hizmetin yavaş yavaş da olsa karşılık bulduğunu izlemek, umut verici, sevindiricidir.

Soru - Geçmişe yönelik yaptığınız araştırmalarda ve doğru bilgilere ulaşmakta ne gibi zorluklar yaşıyorsunuz?
Yanıt - Kıbrıs’ın dününe, geçmişine ilişkin hangi alanda araştırma yaparsanız yapınız, sizin en büyük, en güçlü yazılı kaynaklarınız, geçmiş yüz yıllık süreç içerisinde yayınlanmış olan gazeteleriniz, dergileriniz ve kitaplarınızdır… Bu yazılı kaynakların tümüne ulaşmanız da, ne yazık ki mümkün değildir. Çünkü Kıbrıslı Türklerin geçmiş elli yılı kaç göç’lerle yaşanmış yıllardır… Bu yıllar içerisinde var olan gazete, dergi ve kitap gibi koleksiyonlar da, ne yazık ki yaşanan geçmiş yılların zorlukları nedeniyle yeterince korunamamış, günümüze kadar gelememiştir…
Sevindirici olan, yine de bu kaynaklarımızın önemli bir bölümünün Girne Milli Arşivi’nde bulunabildiği, korunabildiğidir… Bu kaynaklar, çalışmalarımızda büyük yarar sağlamaktadır..
Söz Milli Arşiv’den açılmışken, başta, bu arşivin müdürü olan değerli dostumuz Gökhan Şengör’e ve onun çalışma arkadaşlarına SAMTAY vakfı adına teşekkür etmek isterim. Çalışmalarımıza her zaman yardımcı oldukları ve bizlere sunmuş oldukları kültürel hizmet için…
Hangi zorlukları yaşadığımıza gelince… İki zorluğumuz var. Birincisi, Milli Arşiv’in Girne’de olması… Mağusa’dan Girne’ye gidip gelmek, kolay olmuyor… İkincisi, her gazeteyi tek tek okumak, incelemek ve onlardan fotoğraf yoluyla kaynak almak için büyük bir zamana ihtiyacınız vardır… Bugün birçok insan günlük gazeteleri bile okumazken, siz, yüz yıllık eski gazete ve dergi koleksiyonları arasında dolaşıyorsunuz ve adeta, iğneyle kuyu kazar gibi çalışıyorsunuz… Bazen, birkaç paragraflık bir bilgiye ulaşmak için, haftalarca eski gazete koleksiyonlarını sayfa sayfa incelemek durumunda kalıyorsunuz… Kolay olduğunu söyleyemem, fakat içinizde taşır olduğunuz heyecan kendi canlılığını koruduğu sürece de, ‘gülü seven dikenine katlanır’ örneği, bu zorlukları görmezlikten gelmeyi başarıyorsunuz…


Soru - Son olarak, bir Mağusalı olarak, Mağusalılara neler söylemek istersiniz?
Yanıt - Yalnızca Mağusalılara değil, sesimi ulaştırabileceğim herkese, Mağusa adına şunu söylemek isterim: Tarihten ve kültürden gelen olağanüstü bir zenginliğin, mükemmel bir mirasın göz tanıkları olarak Mağusa’da yaşamak, bizlere sunulmuş çok özel bir şanstır… Bir gün, bizlerin de el ve göz izleri kalacak bu kentte… Bugün bizler, nasıl geçmişi araştırmakta ve yazmaktaysak, gelecekte de birileri, mutlaka bu günleri araştıracak ve yazacaklardır… Ben, yıllar sonra bu günleri araştıracak ve yazacak olanların, bizler için, ‘kentlerine ve ülkelerine sırtlarını dönmüş insanlar değil, yüzlerini, yüreklerini dönmüş insanlar’ olarak değerlendirilmeyi ve yazılmayı isterim. Ve hepimizin bunu istemesi gerektiğine de, tüm kalbimle inanmaktayım.
Yine de, sonuçta herkes kendi doğruları, yanlışları ve yaptıklarıyla vardır ve var olacaktır diye düşünüyorum.

Suna ATUN Kimdir?

(Vuda,1949- 28 Eylül 2013)

21 Ocak 1949 yılında Lârnaka kazasına bağlı Vuda köyünde doğdu. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu oldu

1972 yılında Mağusa’da açmış olduğu özel eczanesinde çalıştırdı.

Çevre ve toplum sorunlarına olan yakın ilgi ve duyarlılığından hareketle, 1972-1990 yılları arasında Mağusa Çocuk Esirgeme Kurumu ve çeşitli Okul Aile Birlikleri Yönetim Kurulları’nda aktif görevler aldı.

1975 yılında eşi ile birlikte ithalat ve satış şirketi olan “A&S ATUN Ltd” adlı aile şirketini kuran Suna Atun, süreç içerisinde gruplaşan bu şirketin halen, yönetim kurulu üyesidir.

1994 yılında Denizcilik sektörüne de giren şirket, üç yük gemisi alarak yurt ekonomisine katkı sağladı. Suna Atun, KKTC’de işletmeci olarak öz sermayesi ile gemi alan ve gemilerin lojistik hizmetini yürüten ilk kadın armatördür.  

1998 yılında öncüsü olduğu Eski Mağusa’yı Koruma ve Yaşatma Derneği’ni bir grup arkadaşı ile birlikte kurdu, derneğin başkanlığına getirildi, görevini yürüttü.

Birçok uluslararası konferansa katılıp bildiriler sundu. Değişik kurumlarca ödüllendirildi.

21 Ocak 2001 tarihinde bir aile vakfı olarak, yine eşi ile birlikte SAMTAY [Suna ve Ata Atun, Mağusa Tarihini Araştırma ve Yazın Vakfı] VAKFI’nı kurdu; bu vakfın yönetim kurulu başkanı olduğu gibi, KIBATEK [Kıbrıs, Balkanlar, Avrasya Türk Edebiyatları] Vakfı’nın da kurucuları arasında yer aldı, KIBATEK Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı..

YAYIMLANMIŞ ESERLERİNDEN BAZILARI

Mağusa Haritasında Yüzlerinin ve Yüreklerinin İzdüşümleri Kalmış 116 İNSAN (Biyografiler), Ocak 2001 (Bülent Fevzioğlu ile)
Kıbrıs Türk Halk Edebiyatı’nda Destanlar ve Ağıtlar Üzerine Bilgiler - Belgeler - Araştırmalar Cilt 1,II,III, (2001-2002-2003) (B. Fevzioğlu ile).
Kıbrıslı Türklerde Sportif Etkinliklerin Başlangıcı ve Kıbrıs Türk Futbolundan Tarihsel Kesitler, Çalışma, Sosyal Güvenlik, Gençlik ve Spor Bakanlığı Yayını: 2003. (B. Fevzioğlu ile).
 Kıbrıs Türk Edebiyatı’nda Öykü’nün 107 Yıllık Kronolojik – Antolojik Tarihsel Süreci Cilt: 1, II,III, (2004, 2007, 2008) (B. Fevzioğlu ile).
*Kıbrıs Türk Hiciv Şiiri Antolojisi (1834-2004), 2005.
 Kıbrıs Kültürü Üzerine Belge ve Bildiriler (1), 2008.

Kıbrıs Türk Romanı.2011


Yayıma Hazırladığı Kitaplar :
* Kıbrıs Türk Edebiyatı’nda Öyküleri ile Samet Mart (Sacit Tekin) 2007.
* Mermer Kadın (roman, 1949) Hikmet Afif Mapolar. 2007.
* Aşk Vadisi (roman, 1950) Hikmet Afif Mapolar, 2008.

banner200
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.