banner107
banner82
banner147

BÜYÜK USTA EKREM YEŞİLADA’YI SONSUZLUĞA UĞRULADIK

banner27

Ülkemizin değerlerini günden güne kaybederken, hem kültürel yozlaşmanın yaşandığı yurdumda, bir de günden güne değerli araştırmacıları sonsuzluğa uğurluyoruz. Harid Fedai hoca, 40 yılı aşkın bir süre öğretmenlik yapan ve ilk Kıbrıslı Türk kadın resim öğretmeni ünvanını taşıyan Mevhibe Şefik hocanımı ve Ekrem Yeşilada hocayı geçen günlerde sonsuzluğa uğurladık. Değerlerimiz bizim için çok önemli ama biz onlara ne kadar sahip çıkıp, okuyoruz okutuyoruz. Son olarak Osman Güvenir’in kendisiyle ilgili önemli bir kitap çalışması olmuştu. Okumadıysanız lütfen okuyun. Yıllar once 2007 yılında “Musiki Tarihi” kitabı için şöyle yazmıştık.

BÜYÜK USTA EKREM YEŞİLADA’YI SONSUZLUĞA UĞRULADIK

banner192

 

 

Yetkili uzmanlar, Türk dili ve edebiyatının ne kadar zengin bir yapıya sahip olduğunu, yeri ve sırası geldikçe tarihin derinliklerinden örnekler vererek sık sık vurgulamaktadırlar. Nitekim Haziran 2005'te yaptıkları bir açıklamaya göre halen Türkçemizde kullanılmakta olan sözcük sayısının 104 bin civarında olduğu anlaşılmaktadır.

Söz bakımından pek çok dünya dilinden zengin olan dilimiz gibi, Geleneksel Türk müziğindi de gerek nitelik, gerekse nicelik bakımından ne kadar zengin bir yapıya sahip olduğunu bilmeyenler, bu kitabı okuduklarında bunu öğrenecekler ve gurur duyacaklardır. Bilindiği üzere, müziğin ayrılmaz bir parçası olan güfte ve sözlerin rolünün de Önemi inkâr edilmez bir gerçektir.

Günümüzde, uzay çağının getirdiği sayısız icad ve yeniliklere paralel olarak, başdöndürücü bir hızla gelişmekte olan bilgisayar programlan, radyo - tv gibi iletişim araçlarının da yardımı ile her türden müzik eserini istediğimiz anda internet aracılığı ile dinlemek, hatta' seyretmek olanaklı hale geçmiştir. Teknoloji sayesinde, sevdiğimiz bir parçanın ses kaydım yapabileceğimiz gibi, istediğimiz bir eserin notasını dahi çıkarabilmekteyiz.

Hal böyle olunca, öteden beri biz Kıbrıs Türkleri gibi yeterince yasal düzenlemeden yoksun bulunan ülkelerde eser sahiplerinin telif haklarının korunması konusunun halli daha da zorlaştığını görmekteyiz. Bu hızlı gelişmeye paralel olarak, çok uluslu sermayenin kurmuş olduğu büyük tekellerin oluşturduğu ve halâ daha bir çoğumuzun önemsemediği 'Küreselleşme' olayının da etkisi ile, ulusal değerlerimiz ve kültürümüzün yozlaştırılıp, unutulmasına da seyirci kaldığımızı söyleyebiliriz. Oysa, uluslararası ortamda eğer prestij ve saygınlık kazanmak istiyorsak, kültür ve sanat varlıklarımıza sahip çıkmak zorundayız.

Yaklaşık 25 yıldır yapmakta olduğum ciddi araştırmalar sonunda Anavatan Türkiye dahil, diğer bir çok ülkede bilinçli ve programlı olarak sürdürülmekte olan doğru politikaların aksine, Kıbrıs'ta kendimize ait olan Türk Halk ve Türk Sanat Müziğini bir tarafa iterek, onun yerine hep yabancı müziğini tercih eden, kanımca çok yanlış bir kültür politikasının uygulanmakta olduğunu saptamış bulunmaktayım.

1980'li yılların başından beri katıldığım toplantılardan derleyip oluşturduğum oldukça zengin bir arşive sahip bulunmaktayım. İşte bu kitapta, gerek kendi biriktirdiğim belgelerden gerekse bu yanlış yönlendirme ve gelişmeden benim gibi rahatsız olup da, zaman zaman tepkilerini gazetelerde yayınladıkları makale ve yorumlardan da yararlandım, halen de yararlanmaya devam ediyorum.

Bu arada, başta Türkiye olmak üzere, diğer ülkelerin bu gibi olumsuzlukları nasıl giderdiklerini konu alan tarihi bilgileri de incelemek ve kıyaslama yapmak suretiyle işin doğrusunu bulmaya çalıştığımı söyleyebilirim. Bu arayışlarım sırasında şunu da öğrendim ki, isminin başında Milli sözcüğü bulunan Eğitim ve Kültür Bakanlığımız'ın, eğitim konusunda da ama, özellikle kültür konusunda gütmekte olduğu politikanın tutar tarafı bulunmamaktadır ve birileri müdahale etmez ise (yine kendilerinin ifadesi ile ve daha fazla geç kalınırsa) Kültür ve Sanatımız'ın sonu hazin olacaktır!..

İşte daha fazla geç kalmamak için 1998 yılında Kıbrıslı bestecilerimiz ve eserlerini tanıtan bir kitap yazmaya karar vermiş ve toplam 32 bestecimizi tanıtan bu kitabı iki cilt halinde, hem Türkçe, he*m de İngilizce olarak 2002 yılı sonunda tamamlamıştım. 'Kıbrıs'ta Geleneksel Türk Müziği' adım verdiğim bu kitaplarda yer veremediğim birçok yeni ve yararlı bilgiyi "anılar" adlı 4. kitabımda okuyucuma sunmaya çalışacağıma dair söz vermiştim.

Bu sözüme sadık kalarak, o tarihten beri on bölüm halinde ve bir nevi monografi şeklinde hazırladığım bu kitaba, daha sonra kısaca "Musiki Tarihimiz" adını vermeyi, ancak kapsama alanım dikkate aldığımızda 'Kıbrıs'ta ve Türkiye'de Geleneksel Türk Müziği'nin Gelişim Süreci' olarak isimlendirmenin daha doğru olacağına karar verdim. Yetmiş küsur yıllık yaşamım boyunca, gerek Kıbrıs'ta ve gerekse Türkiye'de edindiğim kişisel deneyim ve birikimlerimi de katmak suretiyle gelecek nesillere konu ile ilgili ışık tutmaya çalıştım. Kitabın tamamını okuduğunuzda adının bu tanıma ne kadar uyduğunu siz de görecek ve bana hak vereceksiniz.

Ayrıca, toplam nüfusu ikiyüzbin civarında olan KKTC'nin, özellikle Türk müziği eğitimi bakımından maruz kaldığı bunca ihmale rağmen, bugüne kadar Türk Halk ve Türk Sanat müziği türünde üretilen beste sayısının binin üzerinde olmasının yanı sıra, Türkiye çapında büyük üne sahip Ahmet Rasım Bey, onun torunu Osman Nihat Akın ve halen Antalya'da yaşayan Gültekin Çeki gibi Kıbrıs kökenli besteciler olduklarım da öğrenip gurur duyacaksınız. (Kısa özgeçmişlerini 7. bölümde bulabilirsiniz).

Önsöz'ün son sözlerine gelince, insanoğlunun ihtiyaçları arasında müziğin yeri, tarih boyunca en alt sıralarda kaldığını görüyoruz. Başka bir

deyişle insanlar herşeyden önce karnının tok, sırtının bütün, barınağının tamam ve geleceğinin güvence altında olmasını düşünür. Bunların tamamı var ise, öncelikler sıralamasında her zaman tali derecede tutulan ihtiyaçlardan biri de eğlencenin olmazsa olmazı sayılan müziğe de sıra gelebilir....

Ancak, eğlence amaçlı müzik için bu doğru olmakla beraber örneğin doğum, ölüm, ibadet ve savaş gibi insanoğlunun yaşamında önemli yeri bulunan olaylar karşısında ninni, ağıt, dini müzik ve destan dediğimiz ve genellikle musiki aleti kullanmadan yaptığımız müzik türlerimizin bulunduğunu da inkâr edemeyiz.

Bunları da böylece aktardıktan sonra, tarihin derinliklerinde tam onbir asır geriye giderek yapmış olduğum araştırmalar sonunda binlerce sayfa içinden; deyim yerinde ise cımbızla seçip çıkardığım özet bilgileri, herkesin anlayabileceği bir Türkçe ile siz muhterem okurlarımla paylaştığım için mutluyum. Bunu yaparken de, ağır ve sıkıcı bir tarih kitabı yerine, tamamen objektif, belgelere dayalı ve bir nevi öykü, ya da serüven anlatır gibi sempatik bir üslup kullanmaya gayret ettim. Elbette, bunda ne dereceye kadar başarılı olduğuma sizler karar vereceksiniz.

Önsözümüzün dibelik son sözüne gelince, bu güne kadar Kültür işlerinden sorumlu gelmiş geçmiş bakanlarımız "Bir ülkenin kültür düzeyi ve gelişmişliği sanata ve sanatçıya verilen değerle ölçülür" vecizesini dillerine dolamışlarsa da, kurulduğu tarihten beri üyesi bulunduğum ve üçüncüsü 3-7 Nisan 2006 tarihleri arasında gerçekleştirilen Kültür - Sanat Kurultayı'm şimdiye kadar almış olduğu kararların hemen hemen hiç birini uygulamamış olmasını gerekçe göstererek, üyelerin büyük çoğunluğunun boykot ettiğine üzülerek tanık olmuştum!..

Bendeniz ise "Karanlıktan şikayet edeceğine, sen de bir mum yak" diyen ünlü Çin atasözüne uyarak, hem bu kurultay çalışmalarına olanaklarım ölçüsünde katkı koymaya gayret etmiş, hem de herşeyi devletten beklemek yerine, elinizdeki bu kitabı tamamlamak suretiyle gelecek nesillere kalıcı bir eser daha bırakmayı tercih ettim. Kitap beklediğim ilgiyi görürse, ileride bunun İngilizcesini de yayınlamayı düşünmekteyim.

EKREM YEŞİLADA KİMDİR?

1931 yılında Gönyeli'de (Kıbrıs) doğdu, İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu'nun Dışticaret-Konsolosluk bölümünden mezun oldu ve 1959'da ülkesine döndü. Kamu görevine, Lefkoşa'da o yıl kurulan Haydarpaşa Ticaret   Lisesi'nde   öğretmen   olarak   başladı.   1961'de Ankara'da   açılan   Kıbrıs   Cumhuriyeti   Büyükelçiliğine konsolos olarak atandı. 12 yıl Dışişleri  Bakanlığı'na bağlı çeşitli görevlerde bulunduktan  sonra  1973'te  Kıbrıs'ta kurulan Turizm Dairesi'ne müdür oldu.

1974 Barış Harekatı'ndan sonra kurulan Turizm Bakanlığı'nda yaklaşık on yıl müsteşar olarak görev yaptı. 1984'te kendi isteği ile emekliye ayrılıp bir seyahat acentesi işletmecisi olarak 1998'e kadar sektörde hizmet etti. Bu arada 1989-1994 yılları arasında beş yıl Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde part-time olarak turizm dersleri verdi. Turizm alanındaki bilgi ve deneyimlerini 'Kıbrıs'ta Turizm' adını verdiği 440 sayfalık bir kitapta toplamak suretiyle mevcut olan önemli bir boşluğu doldurmuş oldu.

Yeşilada'nın müzik yaşamına gelince; küçük yaşlardan beri büyük ilgi duyduğu müzik eğitimine önce 1952 yılında Erzurum'da tercüman olarak bulunduğu sırada aldığı özel derslerle başlamış, daha sonra Ankara radyosunun ünlü solist ve bestecilerinden Ekrem Güyer'den makam, usul ve solfej dersleri almıştır.

1953'ten beri besteleri Türkiye ve Kıbrıs'ta yayınlanmakta olan Yeşilada, 1980 yılından beri yaptığı araştırmalar sonunda 2001 ve 2002 yıllarında bestecilerimizi ve eserlerini tanıtan 'Kıbrıs'ta Geleneksel Türk Müziği' adlı kitabını iki cilt halinde yayınladı. Toplam 32 bestecimizi kapsayan bu eser sayesinde, sahibi belli üçyüzü türkü, yediyüz kadar da Türk Sanat Müziği tarzında eserimiz bulunduğunu saptamış oldu.

Hem Türkçe ve hem de İngilizce olarak yayımlandığı için sadece yurt içinde değil yurtdışında da büyük ilgi gören bu çalışmaları, Yeşilada'nın dördüncü kitabı olan bu eserinin gündeme gelmesine vesile olmuştur.

Bu güne kadar beş değişik türde 14 beste yapmış bulunan Yeşilada, 2001 yılında on eserden oluşan ilk müzik albümünü cd ve kaset olarak satışa sunmuştur.

Bahcalarda Gülümsün

Bahcalarda gülümsüŋ

Yar benim sağ golumsuŋ

Seni sevmiyom deme

Darılırım bilirsiŋ

                                             Gel baŋa gülü gülü gülşenden

                                             Verseŋe baŋa baŋa kevserden

Bahcalarda sarmaşık

Ben sana oldum aşık

Her aklıma düşdükçe

Elimden düştü gaşık

                                          Gel bana gülü gülü gülşenden

                                          Verseŋe baŋa baŋa kevserden

Kaynak kişi/Söz-Müzik:Ekrem Yeşilada

Doğum tarihi ve yeri: 1931, Gönyeli.

Kaynak kitap: Kıbrıs’ta Geleneksel Türk Müziği.

Mesleği: Emekli Müdür.

Yorum-inceleme-değerlendirme

         İki dörtlü bent ve ikili nakarattan oluşan mani-türkünün kafiye örgüsü,

-----------------a

-----------------a

-----------------b

-----------------a

                            ------------------c (Nakarat)

                            ------------------c

-----------------d

-----------------d

-----------------e

-----------------d

                            -----------------c (Nakarat)

                            -----------------c

tarzında düzenlenmiştir; dörtlükler 7’li, nakarat ise 10’lu hece ölçüsüyledir. 

Aşk  konulu bu türkünün mani tarzı bentleri dikkat çekicidir öte yandan türkünün sözleri arasında bahçe, gül, gülşen, kevser sözcükleri bolca yer almaktadır. Bu yönüyle de güzelleme ya da tabiat güzellikleri ile aşk duygusu iç içe işlenmiş durumdadır.

Kıbrıs’ta “Gül suyuna” ilâveten Kıbrıslı hanımlar turunç çiçeğinden “Çiçek suyu “adı verilen bir esans çıkarmakta ve gerek mevlitlerde konuklara sunmakta, gerekse tatlılarda kullanmaktadırlar . Bu türküde doğa ile ilgili sözcükler ağırlıktadır. Sevgili de güzelliği ve güzel kokusu nedeniyle güle benzetilmektedir. Kıbrıs’ta özellikle yerli tip kokulu gül (ki bundan gül suyu elde edilir) tıpkı  Isparta’da olduğu gibi çok güzel kokmaktadır.

“Bahcalarda” sözcüğündeki “ç” sert sessizi yumuşayıp “c” ye dönüşmekte, ayrıca “e” vokali de kalınlaşarak “a” harfine dönüşmektedir.

“gülümsüŋ, golumsuŋ, bilirsiŋ, baŋa, verseŋe gibi sözcüklerde yine nazal ŋ sesine bolca rastlanmaktadır.

Golumsuŋ ve gaşık sözcüklerinde sözcük başındaki “k” seslerinin yumuşayarak “g”ye dönüşt

Bir Mendil Aldım Şeherden

Bir mendil aldım Şeherden

Yoluŋ geçmez yar buradan

Binbir derdim var yaradan

                                                   Güzel seni çok özledim/özlerim

                                                   Üç ay oldu yol gözlerim

                                                    Hakikattir bu sözlerim

Bahar çiçek açar dalda

Ömür geçer hep bu yolda

Benim gönlüm değil malda

                                                   Güzel seni çok özlerim

                                                   Üç ay oldu yol gözlerim

                                                   Hakikattir bu sözlerim

Selâm gelir mektup ile

Mektup değil bu bir sille

Severiseŋ beni dinle

                                                  Güzel seni çok özlerim

                                                  Üç ay oldu yol gözlerim

                                                  Hakikattir bu sözlerim

Kaynak kişi/Söz-Müzik:Ekrem Yeşilada

Doğum tarihi ve yeri: 1931, Gönyeli

Kaynak kitap: Kıbrıs’ta Geleneksel Türk Müziği,Lefkoşa, 2002.

Mesleği: Emekli memur

Yorum-inceleme- değerlendirme

        

Üç üçlü bent ile yine üç üçlü nakarattan oluşan bu türkünün kafiye örgüsü,

------------------a

------------------a

------------------a

                                      ------------------b

                                      ------------------b

                                      ------------------b

-----------------c

------------------c

------------------c                       

                                      ------------------b

                                      ------------------b

                                      ------------------b

-----------------d

-----------------d

-----------------d

                                      ------------------b

                                      ------------------b

                                      ------------------b

tarzında düzenlenmiştir; dizeler ve nakaratlar 8’lidir.

         Bu türkü Ekrem Yeşilada adlı bestecinindir. Halen hayatta olan bir sanatçımızdır. Türkü bir “aşk” konusunu içermektedir; özde ise “ayrılık” vardır. Sevgiliye kavuşamamanın yarattığı acı ve sıkıntı ezgi yoluyla dışa vurulmaktadır.

         Türkünün adı olan “Şeher” Lefkoşanın Kıbrıslı Türklerce verilen diğer adıdır. Şehirden gelir. Rumcada da Hora=Şehir anlamındadır.

         Burada geçen “mendil” eskilerde son derece önemli bir olaydı. Kişiler, özellikle sevgililer, birbirlerine yâdigâr olarak mendil verirlerdi. Bu mendil ya cepte muhafaza edilir veya genellikle erkekler mendili boyunlarına bağlarlardı. Düğünlerde de mendilin önemli bir fonksiyonu olduğu görülürdü.  Özellikle sağdıçların sol kollarına mendil veya daha eski yıllarda işlenmiş “çevre” bağladıklarına tanık olunurdu.

         Eski yıllarda Kıbrıslı Türk erkeklerinin kuşakları arasında mutlaka renkli bir mendil bulundırma ve az miktarda alınan meyva v.syi bu mendile bağlayıp eve götürme alışkanlıkları vardı. Rumların da düğünlerde annesi ve kayınvalidesi tarafından damada mendil verme âdetleri olduğu bilinmektedir.

         Bestecisi bilinen bu türkünün dili Türkiye Türkçesine çok yakındır. Yerli ağız özellikleri hemen hemen yok gibidir.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.