escort bayan istanbul escort hd porn
banner255
banner82

Ali Nesim Hocanın 4. Ölüm Yılı

banner27

Ülkemizin en usta yazarlarından, araştırmacılarından değerli hocamız Ali Nesim, 10 Ocak 1941 yılında Templos(Zeytinlik) köyünden doğdu. Bu hafta onun ölümünün beşinci yıl dönümü. Bu hafta Cuma günü saat. 10.30 mezarı başında daha sonra köyünde Şiir ve Öyküleriyle Ali Nesimhocayı anacağız.

banner262
Ali Nesim Hocanın 4. Ölüm Yılı

banner267

EtkinliğiGirne Belediyesi, Kıbrıs Türk Yazarlar Birliği ve YDÜ Kıbrıs Araştırmaları Merkezi’nin ortaklaşa yapacak. Ülke yazınına ilk sosyolojik-kültürel araştırma kitabı “Kıbrıs Türk Edebiyatında Sosyal Konular” adlı eseri bu alandaki en geniş kapsamlı kült yayındır.

ALİ NESİM KİMDİR?

(Zeytinlik,1941-∞)

1941 Templos’da (Zeytinlik) doğdu. Ankara Üniversitesi Dil, Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde okudu. İlkokul, lise öğretmenliği; Milli Eğitim Ve Kültür Bakanlığı'nda Talim Terbiye Kurulu üyeliği yaptı. Devlet Tiyatroları Müdürü görevinde bulundu. Yakın Doğu Üniversitesi'nde öğretim görevlisi ve tiyatro yönetmeni olarak çalıştı. 1972'de Ulusal Öykü Yarışması'nda üçüncülük, Lefkoşa Türk Belediyesi'nin öykü yarışmasında mansiyon (1983), Ulusal Öykü Yarışması'nda (1983) ikinciliği yanında ulusal ve uluslararası birçok ödülü vardır. KIBATEK (Kıbrıs-Balkanlar-Avrasya Türk Edebiyatları Vakfı) kurucularından ve bu vakfın Mütevelli Heyeti Başkan yardımcılığı ve Kıbrıs Türk Yazarlar Birliği Başkanlığı görevlerini yürüttü.

YAYIMLANMIŞ ESERLERİNDEN BAZILARI

1.Kıbrıs Türk Edebiyatında Sosyal Konular (1986),Araştırma

2. Batmayan Eğitim Güneşlerimiz (1987) ,Araştırma

3.Şahmaran (1989) ,Öykü

4. Kıbrıslı Türklerin Kimliği (1990) ,Araştırma

5. Kıbrıs Türk Gençlik Hareketi (1999) ,Araştırma

6-1999'da Ah Şu Bizim Gençler adlı oyunu yazdı ve YDÜ Tiyatro Kulübü'nde sahnelendi.

7-Kıbrıs Efsaneleri, Kıbrıs Türk Yazarlar Birliği,Lefkoşa,2006. (İki dilli Türkçe-İngilizce , Şevket Öznur’la birlikte ) ayrıca bu eser 2012 genişletilerek Türkçe- İngilizce- Almanca olarak tekrar basıldı.

8- Yaşamın Güzelliklerini Keşfedin, (2006), Deneme-öykü, Gökada Yayınları, Lefkoşa.

9- Kıbrıs Türk Kültür ve Kıbrıs Efsaneler, Halkbilimi, Gökada Yayınları. Lefkoşa,  2010. Şevket Öznur’la birlikte ) ayrıca bu eser 2012 genişletilerek tekrar basıldı.

10-Templos-Zeytinlik, 2011, Araştırma.

11-Bir Zeytin Ağacının Feryadı, 2011, Şiir. İngilizce- Türkçe olarak yayımlanan kitap daha sonra İngilizce-Türkçe-Rumca ve Almanca olarak yeniden basıldı.

12-“Osman Türkay- Bildiriler”, 2012,

Şiir ve öykülerinden bir kısım Azerbaycan’da kitap olarak yayımlandı.

13-Kıbrıs’ta Namık Kemal Efsanesi, 2014.

Şu Bizim Girne Kalesi

Ali NESİM

Sen, dedi diğer mahkumlar, bu kalenin girdisini çıktısını çok eyi bilin, göster bakalım nasıl kaçacayık?

Doğrusu Nesim’in bu kalede bilmem kaçıncı mahkumiyetiydi. Zaten başı hiç beladan kurtulmamıştı ki! İlk defa onbeşindeyken bir ciracığın memesini sıkmaktan; yirmisinde yatak odasının penceresinden atlayarak yataktaki komşusuna saldırmaktan; otuzunda kaynatasının rakibi Şakir ustanın demir pulluğunu Kalafa deresine atmaktan hep bu kalede cezasını çekmişti. Şimdi ise kırkbeşindeydi ve işte gene bu Venedik kalesinde cezasını çekiyordu. Hem de suçsuz yere.. yani kendi deyimiyle.

Diğer mahkumlara dönerek; Çocuk olmayın be, bu kaleyi ben kırk senedir avcumun içi gibi bilirim. Oturun oturduğunuz yerde, çekin cezanızı.. sonra çekip gidin.

Kale’yi Nesim’den daha iyi bilen yoktu, bir de Ordili. Ordili’nin Mehmet Kale’nin topçusuydu. Bu işe Birinci Cihan Savaşı sonrası babasından davranılmış ta Eoka günlerine kadar sürdürmüştü. İleri yaşına rağmen 18 okkalık kadırga topunu koltuğunun altına alır, surların üstüne çıkar. Topu basa basa barut ile doldurur ve iftar vakti ateşlerdi. Gümbürtüyü duyan Girneli ve Ozan Köy’de, Zeytinlik’te ve harmanda toplanan çocuklar, hepsi bir ağızdan

– Ordili’nin topu atıldı, diye bağrışarak, evlerine dağılırlardı.

1956 yılında Eokacılar, Ordili’nin topuna denk getirerek bombalarını patlatmaya başlayınca 500  yıllık Girne Kalesi’nden iftar topu atma geleneği de İngilizler tarafından yasaklandı. Zaten bir süre sonra Ordili’nin Mehmet öldü. Ölümünden sonra bu topu gören kimse olmamış. Derler ki; öbür dünyaya giderken topu da beraberinde götürmüş.

Aslında bu kaleyi Nesim’den iyi bilen bir başkası olamazdı, çünkü çocuk yaştan beri hep bu kaleye girip çıkardı.

Sakın yanlış anlamayın…. her defasında mahkum olarak değil, iş icabı!

Neydi işi Nesim’in? Odunculuk! 

 

– Daktı bana bu gahbe İngiliz, dedi Nesim. Ama bir dışarı çıkayım ben ona göstereceğim!

İngiliz dediği; İngiliz Sömürge İdaresi’nin Girne Komiseri. Çok eksantrik bir adam. Aslında Nesim’i çok severdi. Şöminesinin odununu, evinin yumurtası ve tavuğu hep ondan alırdı. İki gün görmese çarşıda, yaverini çağırır:

– Bring me Mister Nesim der, onunla şakalaşır, sonra cebine bir  iki şilin koyup gönderirdi.

Nesim de gene öyle zannetti. Yaver gelip çarşıda bulduğunda kendisini:

–Ne ister gene bu pezevenk beni, daha az evvel bandabuliyada buluştuk. Bir şey istese söylerdi. Söyle gendine tavukları satayım da geleyim!

– Yok dedi yaver, hemen ister hem eşeği da tavukları da.

Çaresiz düştü yaverin arkasına, komiserliğin yolunu tuttular.

 

Nesim dedi ki, diğer mahkumlara:

– Bana bakın. Bu galeden gurtulmak imkansızdır. Ben kırk senedir bu galeyi bilirim avucumun içi gibi.

Doğru söylüyordu. Oduncu olan babasıyle birlikte iki kilometre ötedeki Templos köyünün dağlarından topladıkları odunları Girne’deki zenginlerin mutfaklarında ve şöminelerinde yakılmak üzere kesip sınıf sınıf ayırarak satarlardı. İnceler yemek pişirmek için ocakta ve mangalda kömür olarak yakmak için; kalınlarsa hamamda ya da şöminede kullanılırdı. Kaleye başka yabancıların girmesine izin verilmediğinden Girne Kalesi’nin odunlarını taşıma işi onun ve babasının tekelinde idi.

Babasının o acı kazadan sonra feci şekilde ölümü ile odun taşıma işi tek başına ona kalmış ve onbeşinde sekiz kişinin bakımını tek başına yüklenmek onu yaşından çok erken olgunlaştırmıştı. Odunculuğu severek yapıyor, daha sonra giriştiği işlerde dikiş tutturamadıkça hep.. eski işine dönüyordu.

Diğer mahkumlar onun Girne Kalesi’yle ilgili anlattığı hikayeleri dinledikten çok hoşlanırlar..

– Hade be Nesim anlat bakalım bu kaleden kimler geldi kimler geçti.. diye yalvarırlardı.

– Kimler gelip geçmemişti ki bu kaleden.. Adi mahkumlar, Yahudi göçmenler, padişahın mezaliminden kaçan İttihat ve Terakkiciler, yazarlar, aydınlar, filozoflar, İngiliz’e hizmet eden muhipler… daha kimler da kimler. Bu kale sadece bir hapishane değil bazen zorunlu sığınma evi olarak kullanılmıştır. Hele da hele Kalebent Türkler, dedi Nesim. Onlara çok hizmet ettim. Cihan savaşının sonuydu. Yedinci yılda. Şimdiki değil, şimdi kırk yedi .. O zaman on yediydi yani Birinci Cihan Harbı’nın sonrası. İngiliz adanın dört tarafından topladığı Türkleri getirip buraya doldurdu. Güya Anadolu’daki kuvvacılara yardım ederlermiş. Kimler yoktu ki aralarında. Babalikki vardı Tüccar Karpaz’dan, iki hizmetçisiynan birlikte geldiydi Sonra kaptan vardı. Leymosun’dan neydi adı….Mağusa dan İmam Mustafa Nuri Efendi vardı. Daha.. şey vardı. Doktor! Soğra Karabardak. Çok kabadayıydı, ama Kavanin azasıydı da.. yani mebus.

Çok şey biling dediler. Sadık Paşayı da biling?

Derler ki bir gün İngiliz komutanlarından biri; Sadık Paşa’nın türbesini tekmeleyerek kaldırın buraşdan bu pis Osmanlının mezarını demiş. Der demez da çarpılmış.

– Bilirim dedi: Soğra bilirsiniz benim adımı kim goydu?

– Kim?

– İttihatçılardan biri. Bubam demiş ki, bugün bir oğlum oldu, adını ne goyayım?

– Nesim, koy demişler, uçup gitsin! Bak olduk yok olup gideceyik. Oduncu doğduk oduncu öleceyik.

Nasıl oldu da dıktılar seni gene içeri diye sordu mahkumlar. Bir iç çekti Nesim dedi ki:

– Eşşekliğimden. Aslında ben dört ay yedim… üç ay dolduydu ki geldi komiser; hade Nesim, dedi, seni iyi halden bir ay önceden salıvereceğim. Al dedi, bunlar tavukların ve yumurtaların parası! Giderkana eşşeğini da al. Bir aydır onu da yedirip besledik. İstemem dedim ben o eşşeği. Neden! İngiliz’in eline düşen İngiliz gibi puştlaşır da! Ben puşt eşşek istemem.

– Atın dedi geri içeri cezasına tam çeksin da akıllansın.

Aslında ben demek istediydim ki bu eşşek yeyip oturmaya alıştı, tembelleşti, benim işimi göremez. Bana başka eşşek verin! Neyse bitti sayılır üç gün sonra çıkarım.

 

 Bak Ali aslında İngiliz iyi adamdı, dedi babam. Sene 1974….. ve devam etti. Beni hem severdi hem de her fırsatta içeri atardı. Atardı neçün? Diğer insanlara örnek olsunmuş! Bir defasında eşeği döverken gördü beni. Falakaya yatırdı çarşının ortasında. Diğer insanlara ders olsunmuş da eşeklerine eziyet etmesinlermiş.. Kim dinler.

–Bak oğlum, biz, dedi ve durakladı: Oduncu olarak doğduk, oduncu olarak öleceyik, babam gibi..ama sen….birşey diyemedi, sustu

 

 -Benim bubam da oduncuydu, dedi diğer mahkumlara. Beraber bu kaleye odun taşırdık. Birgün odun keserken palta sapından fırlayıp havada uçtu ve gelip kafasının üstüne düştü. Tütün bas dedi bana. Bastım. Ne fayda!.. Ertesi gün öldü. O gündür bu gündür işimi tek başına sürdürürüm.

 

– Doğru mu be Ali, dedi babam. Bizimkiler Girne Kalesi’ne da Türk bayrağı çekmişler. Doğru, dedim. Götür beni da göreyim.

Kale’yi gören bir yerde durdurdum otomobili. Bastonunu alarak dışarı çıktı. İşaret ederek;

– Hatırlan, dedi. Sen 6-7 yaşlarındaydın ben en son burada yattığımda. Annen ile gelirdiniz da ben içerden siz dışardan konuşurduk.

Hatırlamaz mıyım! Bir de hatırladığım, İngiliz komiserin babam içeride bulunduğu sürece evimize yiyecek göndermesi.

 

– Geldi, dedi babam. Komiserin yaveri geldi, dedi ki; seni ister Sir.! Eh gittik. Seni gördüm dedi bana, gene tavukları ayağından bağladın ve baş aşağı semerin üstüne astım. Ama nasıl olur sör dedim. Sekiz tane tavuğun nasıl taşırım? Ben bilmem, dedi İngiliz. Hayvanlara eziyet ettin, beni dinlemedin. Çocuklarına da acırım ama bir sefer cezasını ben vermeyecem. Mahkemeye vereceğim bu sefer.

-Nere istersen ver, dedim. Siz zannedersiniz ki, bu İngiliz’in borusu 40 sene daha ötecek bu adada. Bok ötecek!Bok!.

İşte bu sebep oldu.. Dört ay yattım bu kalede.. Hey goca İngiliz gel da gör!! Bastonuna dayanarak döndü, otomobile girdi, oradan uzaklaştık!

banner200
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.