banner107
banner82
banner147

Ahmet Sanver’in Kıbrıs’ın Eski Ticaret Hayatı Ve İlginç Ticari Anılarım Yaşanmış Öyküleri 7.Cildi Çıktı

banner27

Lefkoşa’nın tanınmış isimlerinden Sayın Ahmet Sanver’in, üç ciltlik savaş anılarından sonra, üç ciltlik çocukluk anıları kitaplaştı. Şimdi de “Eski Kıbrıs Eski Lefkoşa” anılarını yazan yazar geçen günlerde bu dizinin 7. cildini yayımladı. Biraz hüzünle okuduğum bu eser, bizim üreten insanımızın nerden nereye geldiğinin öyküsünü anlatıyor Çok derslerin alınacağı eser, bir solukta okuyacağınız anıları da içeriyor.

Ahmet Sanver’in Kıbrıs’ın Eski Ticaret Hayatı Ve İlginç Ticari Anılarım Yaşanmış Öyküleri 7.Cildi Çıktı

banner192

Yazar eseriyle ilgili şöyle diyor: “Değerli okuyucular, bu YAŞANMIŞ ÖYKÜLER isimli anı kitaplarımı yazmamdaki gayem, bolca olduğunu sandığım anılarımı belgelemektir. Ayrıca anılarım ile ilgili yorumlarımı ve düşüncelerimi de yazdım.

Özellikle bugünlerde çokça konuşulan, geçmiş yüzyıllardan bu yana süregelen Kıbrıs Türk kültürünün unutulmakta olduğu düşünceleri beni de etkilemiştir, o nedenle son 60-70 yılda gördüklerimi ve yaşadıklarımı yazmak istedim.

Bu kitapta, 1940'lı-50'li-60'lı ve 70'li yılların Kıbrıs'ına ait, özellikle de Lefkoşa'nın kişilerini ve yaşantılarını anlatan gerçek öyküleri, ayrıca Kıbrıs dışındaki gezi anılarımı bulacaksınız. Okuyanlar, şimdilerde pek var olmayan, o dönemin adet, gelenek, görenek ve kültürünü anımsayacak, bilmeyenler ise öğrenecektir. Bu öykülerde, her yaştan, herkesin kendinden bir şeyler bulacağına da inanıyorum.

Anılarım içinden seçim yaparken, 'kıssadan hisseler' içerenleri seçmeye çalıştım ve bunları öykülerin sonunda vurguladım.

Anlatımlarımın kolay anlaşılması için yalın ve yerel diyalog üslûbu kullanmaya özen gösterdim, klişe anlatımlardan da sakındım.

Tüm öykülerin sonunda, konu ile ilgili açıklamalı fotoğrafları da bulacaksınız. Yani, fotoğraf altı yazılarını okuyanlar, öyküyü büyük oranda anlayacaktır.

Geçen yıllar içinde, çocukluğum, öğrenciliğim, gençliğim ve iş hayatım ile ilgili 300'ün üstünde anımı not ettim. Kolay satın alınması ve okunması için de, bu kitaplara yalnız 6 veya 9 tane yaşanmış öykümü yazmaktayım. Demek isterim ki, bu anı dizi kitapları 100'er sayfa civarında ve 30 adetten fazla olacak.

Çocukluk anılarım -1- 2 - 3 ve Eski Kıbrıs, Eski Lefkoşa Anılanm-4 isimli kitaplarımın görmüş olduğu ilgi bana şevk vermiştir. Şimdi daha kolay ve daha çabuk yazmaktayım.

Bu kitabın göreceği ilginin ölçüsü de beni çok meraklandırıyor. O nedenle, okuyucuların tanıtım sayfasındaki bilgilerden yararlanarak bana ulaşmalarım ve bundan sonra yazacağım kitaplarımda kullanmak için önerilerini, eleştirilerini ve eğer varsa bilmediklerimi bana ulaştırmalarını has-saten rica ediyorum.

Kitaplarımı alanlara, okuyanlara sonsuz teşekkürler.

RUM ARKADAŞIMIZ LUKOS VE TÜRKİYE'YE YAPTIĞIMIZ İHRACATLAR

…İlk üç kitabımda, 1959 yılında başlayan ve 1975'te sona eren "Milli Mücadele" anılarımı yazmıştım.

Yazmayı öğrenmişken, havaya da girmişken, hızımı alamadım ve bolca olduğunu sandığım çocukluk anılarımı ortaya döktüğüm 6 adet kitap daha yazdım.

Yine duramıyorum ve 1950'lerde başlayan ve çok ilginç olaylar içeren ticari hayatım ile ilgili anılarımı da yazmaya başlıyorum.

Çok eskilerde doğmuş ve oldukça kartlaşmış bir ihtiyar olduğum için, yani ömrümün bakiyesinin de tükenmek üzere olduğunu düşünerek yazım tempomu da kırbaçlıyorum ki sizlere az değil, çok anılar bırakarak bu dünyayı terk edeyim. İşte bu kitap o kitap...

Şu andan itibaren mesleğim olan ticaret, yani vatandaşlarımızın cebindeki paraya nasıl göz diktiğimin macerasını okuyacaksınız. Bizim mesleğe 'hizmet sektörü' de derler ama inanmayın. Doğrusu benim yukarıda yazdığımdır. Tüccarın dini, imanı paradır ve gözü de vatandaşın cebindedir.

Kitabın başlarındaki 'özgeçmişim' bölümünde yazdığım gibi, 1943 yılında Baflı anne ve babadan Lefkoşa'da doğmuşum. Yani, en azından 70 yıllık anılarım var. Bu satırları yazdığım yıl ise 2017.

Yazarken kronolojik, yani tarihsel sıralama da yapmak isterim ama bu isteğimi her zaman gerçekleştiremiyorum. Sizin anlayacağınız, zaman içinde ileriye ve geriye gidip geliyorum. Benim da başım döndü. Ama kararlıyım, satırların arasına hatıraların yaşanmışlık tarihini yazmaya çalışacağım. O zaman daha çok anlaşılır olacaklarına inanıyorum.

Öykülerimin kendi başlarına ve bağımsız olmalarının iyi bir şey olduğuna da inanıyorum. Yani her başlık, başlar ve biter. Ben de o nedenle 'kısa hikâyeler' anlamına da gelen 'öykü' sözcüğünü kullanıyorum. Öykü dedik, hikâye dedik, ama uydurma bir şey yok. Hepsi hakikat...

Yazana da, okuyana da Allah kolaylık versin. Fakat sizler okumaktan vazgeçmeyiniz, inanınız çok beğeneceksiniz. Şu andan itibaren ilginç konuları çok olan bir öykü kitabı var elinizin altında:

Her zaman diyorum ya, 1968 yılında, askerlikten terhis olunca, dikiş işleri yapmaya başladım. Konfeksiyon da diyebilirim ama bizimkisi bir 'iç çamaşırı üretim atölyesi' idi. 1970 yılını geride bırakıca işlerimiz epeyce gelişmiş, 40 kadar çalışanımız olmuştu. Rumlara da toptan satış yapıyorduk.

O güne kadar ürettiklerimizin tümü kadın iç çamaşırları, gecelikler ve sabahlıklar idi. Erkek atlet ve külotları da sektörümüzde bolca satılan çeşitlerdi, ama özel dokuma makineleri gerektiği için biz bunları üretemiyorduk.

'Mona Lisa' marka kaliteli çamaşırları üreten Lukos isimli bir Rum arkadaşımız vardı. Lukos bize her konuda yardımcı olurdu. Deneyimimiz ve bilgimiz kıt olduğu için her zaman ondan yardım isterdik. O da hiç "Yok" demezdi.Makine ve ham madde konularında da bize yardımcı olurdu. Bir gün ona, erkek iç çamaşırı da üretmek istediğimizi söyledik. Bize kendisinin kullandığı Alman 'Mayer' marka, 'ribana' tipi, dokuma makineleri almamızı önerdi ve "Gelin sizi bir ay sonra Bonn'da gerçekleşecek dokuma makineleri fuarına götüreyim, orada iki tane makine alırsınız ve bu işi yaparsınız" dedi.

Lukos'u 1960'h yıllarda tanımıştık. İtalya'dan NİLSOL marka güneş gözlükleri ithal ediyordu. Dükkânımız Girne Yolu üzerinde olduğu için, biz de bu gözlüklerden alır ve Girne'ye denize gidenlere yarım şilin kârla satardık.

Fuar günü geldiğinde, kardeşim Önder ile Lukos Almanya'nın yolunu tuttular, Mayer'in fabrikasına gittiler ve orada, bir tane 38 inçlik, bir tane de 40 inçlik iki adet ribana dokuma makinesi sipariş ettiler.

'Ribana' bir nevi elastik kumaş dokuma tekniğidir. Pamuk ipliği hiç sünmeyen (esnemeyen) bir nesne olmasına karşın, ribana makinelerde bu ipliklerle dokunmuş olan kumaşlardan üretilen çamaşırlar esnediği için vücudun şeklini alır, kolay giyilir ve güzel görünür. Bu tip kumaşlar öykümüzün geçtiği 1970'li yıllarda da, bugün de (2017) rağbette olan ürünlerdir.

Kardeşim Önder ile Kıbrıslı Rum arkadaşımız Lukos Almanya'da 4 gün kaldılar. Gittikleri otelde Önder için normal oda kalmamış ve ona, bir oranda lüks sayılan balayı odasını vermişler. Odanın çift kişilik yatağının başucundaki duvarda kocaman bir istavroz (haç), bir de kucağında Bebek İsa ile Meryem Ana'yı tasvir eden büyük bir resim varmış.

Önder o gece yatmış, ertesi gün sabah Lukos onun odasına gelmiş ve duvarda asılı olan haç ile Meryem Ana resmini görünce katıla katıla gülmeye başlamış. Önder ilk anda konuyu anlamamış ve " Ne oldu sana be Lukos da pişmiş kelle gibi güleng?" diye sormuş. Lukos da duvardakileri göstererek ve gülmeye devam ederek "Yahu Önder, sen benden de çok Hıristiyan imişing da ben bilmezdim" demiş.

Almanya seyahatleri boyunca Lukos bu olayı dilinden hiç düşürmemiş, sürekli anlatmış, beraberce gülmüşler. Lukos Kıbrıs'ta da Önder'i her gördüğünde, "Hatırlang be Önder, Almanya'da istavrozla kucak kucağa yatdıydıng?" der, katıla katıla gülerdi. Zaten Lukos'un nüktedan bir karakteri vardı. Şaka yapmayı çok severdi.

Makineler 6 ay sonra ülkemize geldi. Kurulmaları ve çalışmaya başlamaları oldukça zor oldu. Lukos bu aşamada da bize her türlü yardımı yaptı. Doğrusu, Rum arkadaşlarımız fabrikalarına hiçbir Rum'u sokmaz, iş konusunda hiçbir bilgi vermezlerdi, ama bizi rakip saymazlar, sevinçle yardımcı olurlardı. Diğer Rum arkadaşlarımız da aynen Lukos gibi idiler. Biz de onlara elimizden geleni yapıyorduk!

Eskiden, Rumlardan almış olduğumuz bu arkadaşça yardımlar, bugünlerde beni çokça düşündürüyor. O nedenle konuyu tekrarlıyorum. Onların üzerimizdeki haklarını hiç ödeyemeyiz. Yalnız bir tek kural vardı ki, o günlerde hiçbir şekilde siyaset konuşmamamız gerekiyordu. Aksi halde tüm iyi ilişkiler bozulur, o melek gibi olan Rum arkadaşlarımız şeytanlaşırlardı. O nedenle, biz de siyasi konuşmalar yapmaz, onların bu konudaki sataşmalarına da cevap vermez, duymazdan gelirdik.

Neyse, konumuza dönelim: Çorapçı Mehmet Şeytanoğlu'ndan aldığımız 4 çuval pamuk ipliği ile deneme dokumalarımıza başladık. Daha sonra iplik ihtiyacımızı İzmir'in Taç firmasından 5 tonluk partiler halinde ithal etmeye başladık.

Bu işi iyi bilenler bize "Pamuk ipliklerinizi Ege'den, İzmir'den alınız, çünkü onlar Çukurova'da (Adana civarı) yetişenlerden daha uzun liflidirler ve daha kalitelidirler" demişlerdi.

Kumaşların kasarlama, yani ağartma veya boyama işlemlerini de Sanayi Holding'in Lefkoşa'daki boyama fabrikasında yapıyorduk.

Sonuçta ürettiğimiz atlet külotları piyasaya sürdük, çok beğenildi. Doğrusu Lukos'un yol göstermesi sonucunda yaptığımız bu ürünler çok kaliteli idiler. Yumuşaklığı, rahat giyimi yanında çok da uzun ömürlü idiler.

Otuz yıldır bu çamaşırları üretmiyoruz ama ben hâlâ daha onları kullanıyorum. İnanmayacaksınız ama hesapladım, bunların her bir tanesi 1000 defadan fazla yıkanmış fanilalar veya külotlardır.

1980'lerde bu çamaşırları Türkiye'ye de ihraç etmeye başlamıştık. Türkiye'de iktidarda olan Ecevit Hükümeti biz Kıbrıslılara özel bir jest yapmış ve yerli ürünlerimizi Türkiye'ye sıfır gümrükle göndermenin önünü açmıştı. Bu ihracatı yalnız GİMA isimli kamuya ait şirkete yapabiliyorduk. Bu tek kuruluş bile bizim ürünlerimiz için devasa bir müşteri idi. Sipariş miktarları 40 bin, 50 bin adet olurdu. Bu miktarları üretebilmek bizim için adeta bir 'yırtınma-parçalanma' olayı olurdu.

Fiyatlarımız Türkiye piyasasına göre ucuzdu. Biz ihracat primli ipliklerden aldığımız için maliyetlerimiz Türkiye ürünlerinden daha düşük olurdu. Kalite de güzel, Gima'nm siparişlerine yetiş yetişebilirsen.

1980'de Türkiye'de darbe olmuştu. Ben de sipariş almak için Ankara'ya gittim. Gima'nın tüm yöneticileri değişmiş, genel müdürü bir albay. Mal alım müdürü bir kadın, Nuran Hanım. Ona gittim, örnekleri gösterdim, fiyatlarını söyledim. Bana "Tamam sipariş vereceğim, ama sen bana yazılı teklif vermen lâzım. Git tekliflerini yaz getir" demez mi?”

Ahmet Sanver Kimdir?15 Kasım 1943 yılında Lefkoşa'da doğdum. Annem, babam Baf köylerindendir. Annem ev hanımı, babam ise yorgancı idi.

1961 yılında Haydarpaşa Ticaret Lisesi'nden mezun oldum. Kıbrıs'ın kaderi gereği, daha lisede öğrenci iken Milli Mücadele saflarına katıldım. 1968 yılına kadar da askerlik yaptım. Sonra da ticaret... Yazmaya ise 60 yaşımdan sonra başladım.

Bu kitaptan önce, Milli Mücadele anılarımı yazdığım üç adet kitabımın ve çocukluk anılarımı yazdığım kitabımın ilgi görmüş olması, daha başka anılarımı yazmam için beni cesaretlendiriyor. Teşekkür ederim.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.