banner255
banner69
banner82

Kıbrıs Efsaneleri

banner27

Akdenizdeki bu küçücük adanın yüzyıllardır nesilden nesile söylenmiş efsanelerini sizler için derledik...

Kıbrıs Efsaneleri

Beşparmak dağının oluşum efsanesi

Bir zamanlar Girne Sıradağlarının eteklerindeki bir köyde yaşayan, herkesin hayran olduğu çok güzel bir kız varmış. Bu güzelliğe bir çok delikanlı vurgun olsa da,  aralarından sadece ikisinin aşkı dağları yıkacak nitelikteymiş. Her ikisinin de yüzü güzel, fakat birinin kalbi karanlık, diğerininse aydınlıkmış. Bu iki delikanlı güzel kız için iddaya girmişler ve en sonunda da düello yapmak konusunda karar kılmışlar. Hain olan önceden plan kurarak, iyi kalpli delikanlıyı dövüş sırasında bataklığa itmiş. İyi kalpli delikanlı bataklığa gömülürken son bir gayretle kılıç tutan elini yukarıya kaldırmış. Kılıcı elinden düşmüş ve  beş parmağı göğe doğru açık vaziyette bataklığa gömülmüş. Yüzyıllar sonra bataklık kuruyup dağ şeklini aldığında, delikanlının eli beşparmak dağları olarak ortaya çıkmış...

Yüzbirinci oda

Templos, şimdiki adıyla Zeytinlik olan köyde, St. Hilarion Kalesi’nin yüzbir adet odası olduğuna inanılırmış. Bir gün Zeytinlik Köyü’nden bir grup genç beraberce Kaleye gitmeye karar verip yola çıkmışlar. Tesadüf o ya, o gün de her dileğin kabul olduğu hacet günüymüş. Kırk senede bir açılan yüzbirinci odanın da kapısı açılmış... Bizim delikanlılar kapıyı açık görünce içeriye dalmışlar ve içerdeki zenginlik karşısında hayrete düşmüşler. Biri altına, diğeri gümüşe sarılmış, her birinin gözü dönmüş. Onlar oyalanırken mühlet bitmiş ve odanın kapısı kapanmış. Bunun üzerine kırk genç hiç farkında olmadan 40 sene boyunca uykuya dalmışlar. Uyanıp köye döndüklerinde kendi yaşıtlarının çoktan öldüğünü görmüşler, çocuklarını da bıraktıklarından 40 yaş büyük bulmuşlar...

St. Hilarion Kraliçesi Recina

St. Hilarion’a eskiden ‘Recina’nın Kalesi’ de denirdi.. Recina güzel olduğu kadar zalim de bir kraliçeymiş. St. Hilarion kalesi yapıldığı dönemde çalışan işçilerin bir kez bile olsa dinlenmesine izin vermeyip, eziyet etmiş. Kalenin yapımı sona erdiğinde önce işçileri, ardından da askerleri yanına çağırarak onları kalenin gizli odalarının bilinmemesi için penceresinden teker teker aşağıya itmiş. Bu yüzden de kalenin kuzey-batıya bakan gotik süslemeli penceresine ‘Kraliçe Penceresi’ denilir...

Buffevonto Kalesi

Söylenilenlere göre Rüzgara boyun eğmeyen anlamına gelen Buffevento Kalesinin cüzzama yakalanan bir kraliçesi varmış. Kadın kalenin içerisinde kendisi gibi cüzzama yakalanan köpeğiyle yalnız yaşıyormuş. Kraliçe bir gün köpeğinde iyileşme olduğunu farketmiş ve nedenini bulmak için peşine takılmış. Köpeğin, kalenin yakınlarındaki bir pınarın suyunda içtiğini ve yıkandığını görünce şaşkına dönmüş. O da aynı köpeği gibi pınarda zaman geçirmeye başlamış, bir süre sonra da iyileşmiş. Bunun üzerine suyun yanına adı St. John Chrysostomos olan bir klise yapılmış ve uzun yıllar boyunca çobanlık yapan papazlar tarafından kullanılmış.

Othello Sarayı’nın bekçisi

Othello Sarayı’nın sağ kapısının yanındaki iki aslanla ilgili anlatılan efsaneler vardır. Bunlardan biri; Arslanın kendi yavrusunu yemeğe kalktığı ve bunun üzerine de taşa çevrildiğidir. Bir diğer efsaneye göreyse arslan her yıl bilinmeyen bir gün ve saatte ağzını açmakta ve bu anı yakalayıp elini içeriye sokabilen olursa hazine bulmaktadır.

Kraliçe ve çoban

Yine Yüzbirevler yani St. Hilarion çevresinde geçen efsaneye göre, bir zamanlar bu kalenin altın sarısı saçları olan, güzeller güzeli bir kraliçesi varmış. Kraliçe zamanını saçlarını tarayıp, pencereden bakarak geçirirmiş. Bir gün kaval çalma konusundaki ünü köylülerce bilinen ve çok az kişinin rastgeldiği çobanın sesini duymuş. Çobanı aramak için yollara düşmüş, onu gördüğündeyse çirkin mi çirkin olan bu adama aşık oluvermiş. Kraliçe bir süre sonra çobandan bir kız doğurmuş. Aradan geçen yıllarla beraber en az kraliçe kadar güzel olan kız büyümüş ve annesinin tembhlerine karşı gelerek kaleyi terkedip, ormanda yürüyüşler yapmaya başlamış. O da aynı annesi gibi çobana rastlayıp aşık olmuş... Kraliçe kızındaki değişikliği fark edip onu sorguya çektiğinde gerçeği öğrenmiş ve kahrına dayanamayarak kendini pencereden aşağıya, kayalıkların üzerine bırakmış...

Değirmenlik Köyünün Suyu (Gümüş Taş Efsanesi)
Derler ki Değirmenlik köyünün suyu Anadolu’ dan gelir. Yazın kar gibi soğuk kışın ılık ılıktır. Bir zamanlar Anadolu’ da bir değirmenci kimine göre gezmeye, Yeniceköylü Veli Dayı’ ya göre ise değirmen taşı satmaya gelmiş. Yolu Değirmenlik’ e ve o zamanın en meşhur değirmencisine düşmüş. Bakmış bir tahta tekne. Bir daha bakmış, dönüp dikkatlice bir daha. Değirmenci meraklanmış ve;
-Hayrola demiş, neye tekneye bakıp duruyorsun?
-Benimdir bu tekne demiş öteki, ondan bakıyorum.
Beriki daha da meraklanmış, üstelik hayret etmiş.
-Yani senin mi demiş? Nerden nere senin oluyor? On beş senedir o tekne orada duruyor.
-Ya senin mi? demiş öteki. Nerede kimde yaptırdın? Üstelik 15 senedir dedin, ben da onu kaybedeli tam 15 sene oluyor.
Yerli değirmenci artık kızmış;
-Be adam demiş, misafirsin diye yakınlık gösterdik, malımıza da sahip çıkacaksın?
-Yok demiş adam, hemen kızma. Bu tekne benimdir, inanmazsan ters çevir de bak. Tam ortada bir tapa var. Dikkat ettiysen teknenin altı oyuktur ve içinde de bu kadar altın vardır. 
Öteki tekneyi çevirince tapayı hayretle görmüş. Söküp altınları çıkarmışlar gerçekten o kadar. Yabancı altınları almış, öteki de baka kalmış. Tekneyi de alıp gidecek diye içini bir korku sarmış. Ama yabancı birkaç altın verdikten sonra;
-Tekne de yadigar kalsın. Bizim yamak su arkının yanına bırakmıştı, nasıl oldu da bunda bulundu? Demek su yol yapmış buraya geliyor. Bak sen şu işe, kimsenin kısmetini kimse yiyemez, demiş ve çıkıp gitmiş.

Yedi Yılda Bir Açılan Mağara
Gizli hazineler bulmak, her devirde herkesin arzuladığı bir durum olmuştur. Çünkü kolayca zengin olacak, refaha kavuşacaktır. Bu sebeple köylerde devamlı kazı yapanlar, gizli hazine arayanlar vardır. Tabii bulanlar olduğu gibi bulamayanlar da çoktur. Ama Lemba köyünde yarı hayal, yarı gerçek bir hikaye anlatılır.
Zengin ama içkici bir Türk, komşu köye gidip içmiş. Gece geç vakit köye dönerken yolu üstündeki kıraçta parıltılar görmüş. Yaklaşınca bir de ne görsün? Bir sürü ev eşyası. Tümü altından, pırıl pırıl... Gözüne bir ekmek peneveti kestirmiş, sırtına vurduğu gibi gitmek istemiş. Ama mağara aniden kapanmış. Adam oturup beklemiş, ağlamış ama nafile. Aradan tam yedi sene geçmiş, ve ayni saatlerde mağara açılmış. Adam çıkmış, kurtulmuş. Çoluk çocuğuna kavuşmuş. 
Bu hikayeye dayanarak 1952 yılında köylülerden biri kazı yapmış, toprak seviyesinden bir metre kadar derinde bina temelleri, 3 metre derinde de kumtaşı kayaları üzerine oyulmuş düzgün mağaralar bulmuştur. 1955’ de yapılan başka bir kazıda ayni dolaylarda kıymetli birkaç altın eşya bulunmuştur.
Akarsu, Baf Kasabası’ nın 7 mil kadar kuzey doğusunda bir karma köyüdür. Akarsu Köyünün girişinde Şinya (Meşe) Tepesi diye aniden yükselen bir tepe ve tepenin zirvesine yakın bir yerde bir insanın girmesini mümkün kılacak bir delik vardır. Ama delikten girer girmez bir köy halkını rahatlıkla barındırabilecek odalar ve dehlizler görünür. Yalnız bilinmez bir odası varmış bu çok odaların arasında. Anlatılanlara göre eskiden, denizden gelen korsanlar köyü basar, ele geçirebildikleri köylülerin eşyalarını alır, sonra da yaktıkları büyük bir ateşte kendilerini kızartıp afiyetle yerlermiş. Köy idaresi bakmış ki olacak gibi değil, bu mağarayı kazdırmış. Deniz kıyısını görebilecek bu tepeye bir de nöbetçi koydurmuş. Tehlikeyi görünce işaret verecek, köylü de mağaraya sığınacak, böylece kurtulacaklarmış. Nitekim öyle de olmuş. Yabancılar kimseyi bulamayınca çekip gitmişler, bir daha da gelmemişler. Böylece köy bugüne kadar yaşayabilmiş. Gizli odaya gelince; orada canlı bir balık varmış. Kim onu elde ederse ölümsüzlüğe kavuşurmuş.

banner342
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Rugsat - 1 ay önce
Teşekürler
Avatar
Ege - 2 hafta önce
Çok tesekkurler
Avatar
İlayda - 3 gün önce
Hiç beğenmedim buraya yüz bir evler efsanesini bulmak için girdim onun dışında hepsi var keşke oda olsaydı