banner107
banner82

Dışın kalıbı


Ahmet GÖKSAN

Ahmet GÖKSAN

Okunma 15 Mayıs 2018, 14:18

“1962’lerde Makarios’un Ankara’ya resmi ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı merhum Cemal Gürsel, yemekte yanına aldığı Makarios’a ‘Türkiye Garanti Antlaşmaları’nın satırlarına değil kelimelerine nokta ve virgüllerine sadık kalacaktır’ demiş ve tek birinin çıkarılmasına hatta yer değiştirmesine müsaade etmeyeceğini dostça, açık bir lisanla anlatmıştı. Fakat Makarios, çizdiği yoldan geri dönmek istememiştir. Ada’ya döndükten sonra etrafına topladığı kişilere, ‘bizim için cumhuriyet yok. Enosis vardır. Gerilemek dönmek bilmiyoruz” demişti. 1979

                                                                                             Dr. Fazıl KÜÇÜK

         Her yıl Türkiye’ye akla hayale gelmeyecek saldırıları yapan diyaspora Ermenilerinin bu yıl fazla sesleri çıkmadı. Ülkelerinde açlık ve sıkıntı içinde yaşayan halk 103 yıl önce uydurulan yalanlara pek itibar etmedi. O dönemde yaşanan olayların artık günümüzde değerinin olmadığı algısı yavaş, yavaş yerleşiyor. Yinede büyük beklenti içine girenler Amerikalı Bay Turump’un da konuya ilişkin olarak ne söyleyeceğine zoraki de olsa odaklandılar. Adı geçen kişi yaşananları her zaman ki gibi soykırım olarak değil büyük felaket olduğunu söylemekle yetindi.

         Ermenistan’daki sivil itaatsizlik diye tanımlanan sokak gösterilerini düzenleyenlerin önde gideni Bay Nikol Paşınyan’ın da Başbakanlık düşleri ikinci kez yapılan oylama sonrasında şimdilerde boşa çıkmadı. Buna karşın halk “Özgür – Bağımsız Ermenistan” sloganları atarak eylemlerini yavaşlatarak da olsa devam ediyorlar. Azerbaycan toprağı olan ve halen Ermenistan’ın işgali altında bulunan Dağlık Karabağ konusunda Bay Nikol, ordunun güçlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Bu arada Ermenistan ordusunun Rusya’nın iznini almadan herhangi bir eyleme kalkışmasının olası olmadığını da belirtmek istiyoruz.

         Annan’ın belgesinin oylandığı 24 Nisan gününün 14. yılına da ulaşmış bulunuyoruz. Aradan geçen bu süreçte belgeye ‘Evet’ diyen Kıbrıs Türk’lerinin yalnızca sempati kazanmanın ötesinde bir sonucu yaşamadığı biliniyor. Verilen sözlerin tek ayak üzerinde durularak söylendiğinin artık kabul edilmesi gerekiyor. Ada’da Kıbrıs Türk’lerinin hedeflediği çözüm konusunda da kesin bir uzlaşının olduğunu söylemek ne yazık ki olası değildir. Gelinen bu noktada ısrarla üzerinde durduğumuz Ulusal Konsey’in kurulmasını zorunlu kılmaktadır. Kurulacak olan Konsey’in birincil hedefinin “Biz Kıbrıs Türk’leri olarak ada’da kalıcıyız” olması gerektiğini kaydetmek istiyoruz.

Müzakere sürecine baktığımızda BM parametreleri diye ortalıklara konan “iki bölgeli – iki toplumlu ve Kıbrıs Türk’leri ile Rum’larının siyasi eşitliğine dayalı federal bir çözüme ulaşmak” olarak belirlenen ilkelerden sonuç alınamadığını hemen herkes biliyor. Bu husus bilindiğine göre belirlenmiş olan dar gelen bu kalıbın dışına çıkılarak ortak çözüm veya çözümler üretilmesini zorunlu görüyoruz. Sürekli olarak karşı tarafın önerileri konuşuluyor. Bu nedenle yine onların oyun kurucu olmaları da kalıp dışı önerilerle engellenecektir.

Çözümü isteyen Kıbrıs Türk’lerine karşı tarafça yapılacak öneriler dar gelebilir. Bu nedenle bütün siyasiler eteklerindekileri taşları dökerek halkın istemleri doğrultusunda çözüm önerilerini ortalıklara koymaları gerekiyor. Bunun yapılmaması halinde yarının geç olacağı da unutulmamalıdır. Bunun yapılması sonrasında yeni bir fırsat penceresi de kendiliğinden açılmış olacaktır.

EOKA’nın kuruluş gününde (01 Nisan 1955) ölmüş olan teröristlerin anma toplantılarında konuşan Bay Nikos Anastasiyadis EOKA’nın başarılarına değinerek bugün bağımsız ve egemen bir devlet çatısı altında yaşıyor olmalarını EOKA’cılara borçlu olduklarını söylüyordu. Günümüz ortamında bugüne değin karşı tarafın bir anlamda isteklerinin dillendirildiği çözüm önerilerini yeniden gündeme taşımak kadar anlamsız bir husus olamaz. Crans Montana’da masayı tekmeleyerek deviren ve görüşmeleri sabote eden karşı tarafla aynı belgeyi konuşmak ne kadar inandırıcıdır. Bunun da sorgulanması gerekiyor.

BM’in 2018 yılı içinde ada’da çözüm beklemediğini açıkladığının da unutulmaması gerekiyor. Adı geçen kuruluş Kıbrıs Türk’lerinin hak ve çıkarlarını buna koşut öncelikle uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını gözeten öneriler hazırlaması için az zamanı olduğunun bilinmesi gerekiyor. Bu süre belki 50 yıl daha uzamayacaktır. Aksi halde bir birinin benzeri söylemlerle planlarla avunur dururuz.

Ada’da çözümden yana iradeye sahip olan Kıbrıs Türk’lerinin dar kalıplar içinde sokularak değil kalıp dışı önerilerle haklarının verilmesi gerekiyor mu ne…

SEVGİ ile kalınız…

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.