banner107
banner82

BEKLENTİNİN BÜYÜGÜ


Ahmet GÖKSAN

Ahmet GÖKSAN

Okunma 03 Ekim 2015, 11:55

“Başkalarının ne dalaverelerine gelecek kadar hırsımın kurbanıyım ne de günün adamı olanlar arasında yerim vardır. Mürailik ve el etek öpmekle hayatını sürdüren bir adam değilim. Tam kırk senedir Kıbrısta geçen hayatım boyunca alın terimle hayatımı kazandım… Arkadan kimseyi vurmadım. Başkalarının şeref ve haysiyetiyle oynamayı bir zül saydım. Mücadelem daima aydınlıkta olmuş, gece karanlığında değil. Köşe başlarında pusu kuran alçaklar sırasında yerim yoktur.” 1976

 

                                                                                              Dr. Fazıl KÜÇÜK

 

         Yunanistanda yenilenen seçim sonrasında kısa süre içerisinde eski hükümetin bir benzeri yeniden kuruldu. Aynı tas aynı hamam gibi görünse de tellakların bazılarının değiştiği açıklandı. O zaman niye sık sık seçim yapılıyor sorusunun yanıtını Yunan halkı vermiş oldu. Seçim sonuçlarını doğru okuduğumuz zaman Yunan seçmeninin soldan gelen Syrızaya bir şans daha verdiğini düşünüyoruz. Almanyaya karşı başlattığı ekonomik kurtuluş savaşına dönüştürülen mücadelenin sonucundan Yunan halkının büyük beklentiye girdiklerini  de söylemek olasıdır.

Bir süredir adadaki İngiliz üslerinin konumu ve geleceği tartışılıyordu. Tartışmayı Rumlarla İngilizler bazen kapalı kapılar arkasında bazen de laf olsun diye ortalık yerlerde tartışıyorlar. Onlar noktayı koymadıkları için bizlerde bu konuyu irdelemeye devam edeceğiz. Rumların bir türlü bitmek bilmeyen isteklerle ortalık yerlere çıktıkları için çözüm umutları da sönüyor. Bu gerçeği aradan geçen uzun süreden sonra gördüler. Konuya ilişkin olarak yaptığı açıklamada, Bay Nikos Anastasiyadis, “Kıbrıs sorunu çözülmediği sürece yakın bir gelecekte KKTCnin tanınması gündeme gelebilir” diyordu.

Rumların bu yaklaşımları nedeniyle Kıbrıs Türkleri çözüm yorgununa dönmüş durumdalar. Hiçbir koşulda Rumların boyunduruğu altına girmek istemediklerini de açıklıyorlar. Çözüm konusunda artık sabır taşlarını bile  çatlatacak noktaya gelindiğinin bilinmesi gerekmektedir. Bu gün Rumların egemenliği altına girmek için sabırsızlık gösterenlerin bile o gün geldiğinde yeniden oturup hesap yapacaklarını da belirtmek istiyoruz.

Mendil büyüklüğündeki ülkedeki siyasi partiler boş durmamak adına İngiliz üslerini gündemden hiç düşürmüyorlar. Akel, adı geçen üsleri, “çok büyük bir tarihi hata olmanın yanında sömürge kalıntısı olarak görüyor. Bir AB ülkenin başka bir AB ülkesinde askeri üs bulundurmasının doğru olmadığını” belirtiyor. Düz mantıkla veya uzaydan bakıldığı zaman bu yaklaşımı doğru kabul etmek olasıdır. Buna karşın kazın ayağının böyle olmadığını bu tartışmayı başlatanlar da iyi bilmektedirler. Bu üslerin varlık nedenlerini sorgulamak şimdi mi akıllarına geldi. Nimetlerinden en iyi şekilde yararlandıkları üsler şimdi mi tu kaka oldu? Diye sormak gerekiyor.

Rumlar, Annanın belgesini kabul etmiş olsalardı bu üslere ait toprakların %90ı kendilerine %10u da Türklere bırakılacaktı. Bölüşümün bile adaletsizliğine ses çıkarmayanların bu günlerde bülbül yemiş dut gibi konuşuyor olmaları adalet duygularının göstergesi oluyor. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasında her iki toplumun eşitliğinden söz ederken bölüşümün eşitliğini neden konuşmuyorlar diye sorulması gerekiyor. Zor gibi görünüyor olsa bile olası bir anlaşmada eşit kurucu iki devletin konumlarının ne olacağına şimdiden açıklık getirilmelidir diye kaydetmek istiyoruz.

Vatandaşlar İttifakı Başkanı Bay Yorgos Lilikas ise İngiliz üsleri konusunda benzer değerlendirmeler yaptıktan sonra, “İngilizlere karşı cephe açmamız düşüncesi yersiz ve dayanaktan yoksun bir düşünce idi” diye ekliyor. Buna karşın İngiliz Dışişleri Bakanı Bay Philip Hammond bu tartışmalara katılarak ülkesinin duruşunu açıklıyordu. Annanın belgesinin oylandığı dönemdeki görüşünde olduğunu belirtiyordu. Bay Hammond, “Bir çözüm çerçevesinde kalkınmanın desteklenmesi amacı ile Kıbrıstaki üs topraklarının büyük bölümünün Rum Yönetimine verme vaadini anımsatarak İngilterenin sunduğu bu fırsatın geçerli olduğu” görüşünü yineliyordu.

Adada çözümü din adamlarını dualarına havale ettiği anlaşılan görüşmeciler şimdilerde her iki unsurun düzenledikleri ortak konserlerden medet umar duruma geldiler. Bu güne değin yapılan bu yöndeki çalışmalardan her hangi bir sonucun alınmadığı biliniyor. Kıbrıs özelinde olduğu gibi dünyadaki sorunları konserlerle çözmek olanaklı olsa idi sürekli olarak konserler düzenlenir ve savaşlar yaşanmazdı. 

Son olarak Lefkoşanın ara bölgesinde düzenlenen konsere katılanların sayısının düşük olması bu yöndeki umutların yeşermeden solduğunu göstermektedir. Türk sanatçı şarkısını söylerken Türk katılımcılar, Yunanlı şarkıcı şarkısını söylerken Rum katılımcılarca alkışlanıyordu. Konser sonrasında doğal olarak  her iki sanatçının bir araya gelmeleri gerekiyordu. Bir çay içimi süre için bir araya gelmeden kendi bölgelerindeki otellerine gitmeleri bu yöndeki düzenlemelerin içerikten ne kadar yoksun olduğunun da göstergesi oluyor.

Barış ve birlikte yaşama isteklerinin bu şekildeki sokak etkinlikleri ile gerçekleşmeyeceğinin bilinmesi gerekiyor mu ne…

 

SEVGİ ile kalınız…

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.