banner107
banner82

Sosyal Medyanın Sesi

banner27

banner210
Sosyal Medyanın Sesi

banner192

 

Türkiyeli/Kıbrıslı gerginliğinden epeyi çıkar sağlayacak grublar ve kişiler vardır. Kısa dönemde çıkar sağlayacak bu kesimler de uzun dönemde kaybedenler arasında olacaktır. Bu tuzağa düşmemek gerekir. Tabii tuzağa düşmeyeceğiz diye böylesi bir durum yokmuş gibi de davranmamamız gerekir. İlk adım, sorunun varlığını kabul edip yüzleşmekten geçer. Her kesimin bence artık bu konuda şapkayı masaya koyup iyice düşünmesi ve nerede hata yaptık diye kendi kendine sorması gerekir. Bu konu sadece "ezen ezilen" edebiyatıyla değil, tüm olgulara bakarak, sorunun arka planını inceleyerek, Türkiye, Kıbrıs ilişkilerine; asimetrik ilişkilere; ekonomik politiğe; göçmen sosyo-psikolojisine; konjöktüre; mevcut durumun yarattığı eşiksellik bunalımları gibi meseleleri irdeleyerek yapılabilir. Türkiyeli göçmenler demek sadece çok ses çıkaran ve şiddet potansiyeli taşıyan aşırı Sağcı kesim demek değildir. Türkiye kökenliler arasında onlarca farklı sınıftan, sosyolojik arka plandan gelen farklı düşüncelere sahip kesimler vardır. Aynı şekilde Kıbrıslı tabanda da birçok farklı düşünceye ve tavra sahip kesimler mevcuttur. Şiddet meraklısı uçların etkinliğini kırmak demek sorunu şeffaflaştırıp, tartışabilmekten geçer, yoksa sorun hamaset içinde hapsolur ve gerginlik ve dolayısıyla bu gruplar devamlı beslenir. Bu gerçeklikten yola çıkarak çokluğun birlikteliğini huzurlu bir ortamda nasıl sağlarız üzerinde kafa patlatmamızın zamanı çoktan geldi ve geçmek üzeredir.

(Mete Hatay)

Sadece Bal'larımız Sahte değil:
Bazıları hayatı dalkavuk ve palyaço olarak yaşar.
Mutludurlar.
Çünkü utanaç nedir bilmezler.
Üzülmezler!
Çünkü vicdanları ölmüştür.

İlkeleri ve doğruları yoktur..
Güçlünün ve gücün yanındadırlar
Çünkü kendilerini severler.

Okumuş fakat Cahildirler.
Çünkü, Hatasız olduklarından emindirler.
Fikirlere değil çıkarlara değer verirler.
Çünkü,kurnazdırlar.

Ve yaşarken!
Ne Avcı, ne de Av'dırlar,
Avı Avcıya götüren Köpektirler...

 (Eralp Şerifoğlu)

Gündemde olan Müdür/Müsteşar konusuna atfen, bu durum diğer ülkelerde nasıl olur diye biraz sağa sola baktım...Atanma şekilleriyle ilgili net bir bilgiye rastlamadım.

Ülkemizde , kamuya memur alımlarında uygulanan sınavlar, her ne kadar da amaca hizmet eder mi etmez mi diye sorgulanmaya açık olsa da, son 12-13 yıllık zaman diliminde, oldukça yüksek objektiflik esasında yapılabilmektedir.

Peki, hayata geçirilecek bir uygulama ile Müdür/Müsteşar mevkine atanma,ilgili bakanlıktaki göreve yönelik bir kamu sınavı çerçevisinde yapılsa daha şık bir durum olmaz mı?

Nasıl ki bir devlet dairesindeki bir münhale başvurabilmek için, tutun eğitimden ve diğer özelliklerden, o görev için uygun nitelikler aranmaktadır, herhangi bir bakanlık veya dairedeki müdür/müsteşar görevi için de oraya uygun şartlar çerçevesinde sınav yapılsa ve oraları için kalıcı ve de işinin profesyoneli insanlar atansa olmaz mı?

Yani, o mevkiye orada bulunan bakanın partilisi olan birisinin atanması neye hizmet eder? Daha çok mu çalışır? Daha mı uyumludur? Yoksa daha güvenilir mi olur? Yoksa bakanın sırlarını mı saklar? Yoksa devlete hizmet edilmesi gereken bir yerde, partisine ve onun sempatizanlarına bir şeyler sağlamak ve oy toplamak için mi orada hazır bulunur?

Bu soruların cevabı "EVETSE", o mevkinin bir kamu görevi olarak tanımlanması ne kadar doğru olur o zaman?

(Mehmet Güneyli)

banner200
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.